Mobilemenu
Profile

Berk Okyay: “Pes Etme Devam Et!”

Merhaba Berk. Seni biraz kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben Berk Okyay. Küçük yaşlardan beri sporla ilgilendim: Kürek yaptım, futbol oynadım ancak hiçbirini profesyonel seviyede yapmadım. Daha sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdim, okulu bitirdikten sonra grafik tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Aynı zamanda bisiklete de biniyordum ancak daha çok sahilde keyif için veya ulaşım amaçlı olarak kullanıyordum. 2012 yılında futbol oynarken bileğimin kırılması sonucu geçirdiğim fizik tedavi süreciyle birlikte bisiklete daha çok ağırlık vermeye başladım. Daha sonra 2014 yılında YouTube’da Transcontinental Race ile ilgili bir kısa film gördüm. Çok ilgimi çekti, merak ettim, inceledim ve 2016 yılında bu yarışa katılma hedefi koydum kendime.

O sıralar hiç uzun bisiklet turlarına falan çıkmıyordun yani…

Hiç yapmıyordum. Antrenmanlara yavaş yavaş başladım. 2015 yılında yarış İstanbul’da bitiyordu, ben de bitiş noktasına gidip yarışanlarla tanıştım. Hepsi perişan haldeydi, kimisi kaza yapmış kimisi düşmüş. Tabii bir tedirginlik oldu ama bunları düşünmedim ve uzun turlar yapmaya başladım. Türkiye’den bu yarışa katılan diğer insanlarla çalışmaya başladım. Çok az mola vererek ve uyumadan Bodrum’a gittik bisikletle. Yarışa katılabilmek için işten ayrıldım. İlk kez geçen sene, ikinci olarak da bu sene tekrar katıldım.

Bodrum’a giderken veya yarışçıların o perişan halini görünce hiç içinde tedirginlik olmadı mı?

Bir miktar oldu ancak değişik bir havası var bunun. Sonuçta 12-13 ülke görüyorsun. Katettiğin her mesafe bambaşka bir dünya aslında. Farklı insanlarla tanışıyorsun. Bütün bunlar çekici hale getiriyor aslında.

Peki tam olarak nedir bu Transcontinental Race?

Bu yarış ilk defa 2013 yılında, 90 günde dünya turu rekoru sahibi bir İngiliz olan Mike Hall tarafından yapıldı. Yarışta dışarıdan yardım almak yasak. Sana bir kart veriyorlar ve sen onu geçmek zorunda olduğun her “checkpoint”te damgalatıyorsun. Sana verilen bilgi kartlarında checkpoint'lerin kapanma zamanı oluyor. Onlar kapanmadan kartını damgalatmak zorundasın. O kartı kaybedersen yarış bitmiş oluyor senin için.

Rota her sene değişiyor. Geçen sene Belçika’dan başlamıştı. Fransa, İsviçre, Karadağ, Bosna Hersek, İtalya, Slovenya, Kosova, Makedonya, Yunanistan gibi ülkelerden geçmiştik.

Başvuran kişiler neye göre seçiliyor?

Seçmeler tamamen şans aslında. Bu sene binin üzerinde başvuru oldu ancak 283 kişi seçildi. Bunların da sadece 145'i yarışı bitirebildi. Katılım için senin daha önce kazandığın yarışlara veya başarılara bakmıyorlar. Ülke kontenjanları var. Türkiye için geçen sene 4 kişilik kontenjan vardı. Ben de iki senedir yarışıyorum, seneye de katılmak istiyorum ancak seçilemeyebilirim.

Transcontinental Race için nasıl bir hazırlık süreci geçirdin?

Bisikletle Bodrum, Karadeniz turları yaptım. 2-3 gece minimum uykuyla turlar yapmanız gerekiyor ki vücut alışsın. Aynı zamanda yüzüyordum da. Kış boyunca yoga antrenmanı yaptım. Bu yarışa ilk kez katılan birinin çok başarılı olması çok zor. Mutlaka bir kere tecrübe etmek gerekiyor.

Sen ilk iki yarışında nasıl tecrübeler kazandın? İkinci yarışında nelere daha fazla dikkat ettin?

İlk yarışı 18 günde bitirmiştim. 4 bin kilometre yol katetmiş toplamda 45 bin metrelik tırmanış tamamlamıştım. Bu sene 15 günde bitirdim. Geçen sene biraz daha “laylaylom” havasındaydı. Sık sık durup dinleniyordum, otelde de çok kaldım. Ancak bu sene yalnızca bir gün otelde kaldım mesela onun haricinde yol kenarında veya benzincilerde yattım. Tecrübe kazandıkça her seferinde daha iyiye gidiyor. Malzeme seçimi gibi önemli kararlardan tutun nerelerde uyunabileceği gibi küçük detaylara kadar her şeyi daha iyi öğreniyorsun. Bu sene daha az durarak zamanı iyi kıstım performansım da geçen seneye göre artış sağladı.  

Yarış boyunca mutlaka birçok ilginç an yaşamışsındır. Senin için en unutulmaz deneyimler nelerdi?

Romanya’da dördüncü checkpoint’in yakınlarında İsveçli bir yarışçıyı gördüm. Morali bozuk gibiydi. Benzincide durdum daha sonra o da geldi. Kaza yaptığını ve arka aktarıcısının kırıldığını söyledi, kolunda epey bir şişlik vardı. Ağladı hatta psikolojisi tamamen bozulmuştu. Onunla konuşarak biraz destek verdim. Yarıştan sonra onun da bitirdiğini gördüm ve bu bana vicdan olarak çok iyi hissettirdi.

Yarış gece saat 10’da başlıyor. Ertesi sabah bir yarışçıya Belçika’da araba çarptı ve kendisi hayatını kaybetti ne yazık ki. Arkadaşlarım bana telefon açtı, olanları anlattı ve yarışın devam edip etmeyeceğinin belli olmadığını söyledi. Çok üzüldüm ve psikolojik olarak da zorlandım tabii. İnsanın kafasında böyle bir şey benim de başıma gelir mi düşüncesi oluyor ister istemez…

Bir de benim yarış bittikten sonraki dönüş sürecim de epey maceralıydı. Planım yarışın bittiği yer olan Meteora’dan Selanik’e trenle geçip oradan otobüsle İstanbul’a dönmekti. Selanik’te indim ve otobüse yetişmek için 1 saatim vardı. Aslında 4 kilometrelik bir mesafe; bisiklet elimde, altımda şort terlik yürüyorum. O kadar ilginç ki gideceğim yeri haritada görüyorum ama bulamıyorum. Döndüm dolaştım sonuç yok, yeri de gerçekten tersmiş. 4 bin kilometrelik yolu gelip 3 kilometrelik tren garını bulamadım sonuç olarak! Otobüsü kaçırdım, ayağımdaki terlik koptu derken eşimle konuştum. Sabah saat 8’de başka bir otobüse bilet aldı. O otobüse de çok zaman var, elimde bisiklet tabii yarışın yorgunluğu da yüzüme yansımış bir şekilde oranın delisi gibi dolanıyorum! Hal böyle olunca otele gittim ancak adam beni almadı. 15 gün yattım bir gece daha yatarım dedim ve uyku tulumunda yattım o gece de. Dönüş yolculuğu da maceralı oldu benim için.

Yol boyunca tehlikeli anlar yaşadın mı?

Genelde İstanbul’da sürdüğüm için alışkınım tehlikeye! Romanya’da tehlikeli bir olay yaşadım yine de. Orada çok tır var, yollar da gerçekten çok bozuk. Gece dar ve aşağı doğru eğimli bir yoldan inerken karşıdan bir tır geliyordu. Daha sonra arkadan gelen başka bir tırın korna sesini duydum. İkisinin ben de yoldayken yan yana geçmelerinin imkanı yoktu epey de hızlıydım. Kendimi yol kenarına attım ve neyse ki düşmeden durmayı başarabildim.

Günde kaç saat uyuyordun? Bisiklete binmediğin zamanlarda neler yapıyordun?

Ben her gün ortalama 12 saat boyunca bisiklete binmişim. Günlük sürüş ortalamam 250-270 km arası, sürüş hızım ise 21 km/saat. Böyle düşündüğünüzde yemek yemek ve uyumak haricinde bir şey yapmıyorsun aslında.  

Peki, yarış sırasında bisiklete binmekten en çok keyif aldığın bölgeler nerelerdi?

Bu sene İtalya’da Monte Grappa vardı. Hava çok sıcak, tırmanış çok zordu ancak çok keyif aldım. Bir de Romanya’da Transfagarasan Geçidi var. Orası da inanılmaz bir yol. Zigzag çizerek tırmanıyorsun ve yaklaşık 25 kilometre çıkıyorsun. Yunanistan’da bitişin olduğu Meteora da çok acayip bir yerdi.  

Çevreden nasıl tepkiler aldın yol boyunca?

Avrupa’da insanlar daha alışkın ancak Balkanlar’da bakış açısı Türkiye’ye biraz benziyor. “Ne işin var bu yaşta bisikletle!” gibi şeyler söyleyenler çok oluyor. Bir keresinde köyün birinden geçerken kafayı bulmuş bir adam bana sardı. Makedonca konuşuyor ne dediğini anlamıyorum. “Dur sana bir şey getireceğim” gibi bir şeyler söyleyerek gitti ve 2.5 litre Fanta alıp geldi. Taşıyamayacağım için alamayacağımı söyledim ancak dinlemedi, getirdi seleye astı. Almamakta ısrar edince de kızdı. “Almazsan seni buradan göndermem” vesaire dedi ama almadım nihayetinde! Onun harici yemeğe davet eden, sohbet etmek isteyen çok oldu. Slovakya’da bir gece çok yağmur başlayınca bir bara girdim. Hem yenilenme hem de besin değeri olarak iyi geldiği için bir bira içmek istedim. Uyusam da fena olmaz diye düşünüyordum ama yatacak yer yok! Barda 3-4 kişilik genç bir grup vardı. Onlarla sohbet ettim. Bir tanesi evinin yakında olduğunu ve onda kalabileceğimi söyledi. Gece kalkıp yola devam etmem gerekeceğini söyledim ancak sorun değil dedi aldı adam beni evine. Gece de benimle kalktı, “Keşke sabah kalsaydın kahvaltı yapardık” dedi ve yolcu etti beni. Genelde turcu zannettikleri için yarışta olduğumu söyleyince bir garip geliyordu insanlara…

Yiyecek, içecek konusunu nasıl hallettin? Neler yiyip içtin?

Vegan olduğum için bu konuda daha çok zorlandım. Benim normal beslenen birinden daha seçici olmam gerekiyordu. Genellikle Avrupa’da büyük marketlere girip vegan ürünler alıyordum. Fasülye, humus, elma, muz, kuruyemiş gibi şeyler. Hiçbir şey bulamazsam benzincilerde kendime göre bir şey bulup yola devam ediyordum. Sıcak yemek yeme fırsatım olmadı fazla. Yalnızca bir kere çorba içtim mesela. Bazen bir restorana girip makarna, salata, patates kızartması gibi şeyler tükettim. Bir de yanıma tuz, elektron, mineral, magnezyum hapları almıştım. Böyle sıcak havalarda sürdüğünüz zaman bunları sürekli olarak dışarıdan karşılayamadığınız için bir şekilde takviye etmeniz gerekiyor.

Bu yarışlarda seni en çok zorlayan faktörler neler oluyor?

Bu sene sıcak çok zorladı. Onun dışında GPS’te görünen bazı yolların aslında olmaması beni zorladı! Gece ormanda giderken GPS’te devam ediyor gözüken yol bir anda bitti ve 50 kilometre geri dönmek zorunda kaldım.  

Transcontinental Race tecrübesi seni kişisel gelişim anlamında nasıl etkiledi?

Bir defa kişisel olarak hayata karşı da güçlenmiş oluyorsunuz. Yarışın en büyük zorluğu mental kısım. Fiziksel olarak yeterli kapasiteniz olsa bile yolda yaşadığınız şeyler çok farklı. Örneğin yarışın ilk günü bir bisikletçinin vefatına yol açan kazadan dolayı neredeyse yarışanların yarısı vazgeçti. Benim de iki kez yarışı bırakmaya yaklaştığım anlar oldu. Birinde Makedonya’da hava çok sıcaktı ve her yer kapalıydı. Suyum ve yemeğim yoktu. O gün bırakmayı aklımdan geçirdim ancak yarışı organize eden Mike Hall’un bir lafı vardır: “Sabah güneşini bekleyin. Birçok şey değişmiş olacaktır” der. Akşam hava karardığı zaman psikolojik çöküntü daha çok oluyor. Dinlendiğin ve güneşin doğduğunu gördüğün anlarda gerçekten de daha iyi hissediyorsunuz.

Bu yarışa katılmanın mali yükü ne boyutta?

Normalde 200 pound katılım ücreti var. Ben sponsorlu olduğum için bu ücreti ödemedim. Onun dışında kullanacağın malzemeler, yanında götüreceğin kıyafet, yolda tükettiğin yiyecek gibi giderler var ancak yine de aşırı masraflı olmuyor. Ben bu sene 500 euro civarında bir harcama yaptım ancak bu minimum tutar gerçekten. Yalnızca bir gün otelde yattım onda da bir diğer yarışçıyla odayı paylaştık. Benzincide yattım sık sık hatta böyle yerlerde diğer yarışmacıların bisikletini çalmaya kalkanlar olmuş. Bu nedenle yumruk yumruğa kavga edenler vardı. Biri bisikletini aldığı zaman senin yapacak hiçbir şey yok. Senin de başına gelse sen de kavga edersin. Hayat mücadelesi aslında bir bakıma…  

Aynı yarışta bulunan diğer Türk sporcularla iletişimin nasıldı?

İki kişi çift olarak bir kişi tek olarak katıldı bu sene ancak onlar yarışı bitiremedi. Yarışın ilk sabahında karşılaştık biriyle fakat daha sonra onları görmedim. Zaten telefon falan da çok kullanmadığın için başka bir görüşme şansın olmuyor.  

Bitirince nasıl hissettiğini çok merak ediyoruz…

Bitirince inanılmaz bir rahatlama oluyor. Bu sene zamanında bitirdiğim için çok mutlu oldum. Bir boşluğa da düştüm aslında. Düşünsenize 15 gün boyunca her gün bisiklete biniyorsun, yeni yerler görmeye alışıyorsun. Bittiği zaman aslında iyi mi oldu kötü mü oldu diye bir kararsızlık yaşıyorsun.

Türkiye’de favori bisiklet parkurların nereler?

Genelde Avrupa yakasında Kilyos, Bahçeköy, Kemerburgaz, Garipçe, Rumeli Feneri gibi yerleri dolaşıyorum. Orada 100-150 km yol yapabiliyorsun. Anadolu yakasında Beykoz tarafından Şile’ye doğru çıktığın bölgede daha çok antrenman yapma imkanı var. Türkiye’de bisiklete binmek keyifli ama tehlikeli tabii.

Ailen ve çevrendekiler bu tutkunla ilgili neler söylüyor?

Özellikle eşim çok destekliyor. Yazın tatil yapacağımız yere ben yarışa gidiyorum! Bu sene o da benimle geldi. Yarış başlangıcında beni kenardan destekledi. Bu çok önemli bir şey benim için. Bunun haricinde sosyal medyadan bana ulaşan çok kişi oluyor. Bu da benim bir şeyleri iyi yaptığımı düşünmemi sağlıyor.   

Buradan teşekkür etmek istediğin sponsorların, sana destek olan kişiler var mı?

Özellikle Transcontinental’e teşekkür ederim. PEdALED, Kinesis, Apidura ve ışık fırması Lezyne’e teşekkür ederim. Onun dışında Muammer Yıldız ve Burkay Günay, Aynakol – Mahsus Mahal, Asla Durma - Fatih Topçu ve Kent FM var. Tabii en büyük teşekkürü de yine eşime ediyorum.

İlerisi için ne gibi hedeflerin var? Seneye de bu yarışa katılmak istediğin kesin…

Seneye devam etmek istiyorum tabii ki. 2 sene katılıp kendimi geliştirmişken bunu daha da ilerletmek istiyorum. Sonuçta uzun süreli bir yarış olduğu için sponsor da önemli. Belki bu destekleri sağlayacak bir sponsor da bulurum.

Dünyada gözüne kestirdiğin başka bir yarış var mı?

ABD'de buna benzer bir yarış var ancak o biraz daha uzun süreli, 3 hafta süren bir yarış. Avustralya’nın en batısından en doğusuna gidilen bir yarış daha var. Onda da çölde gidiyorsunuz haliyle o da zor. Sponsor olmadan bunları gerçekleştirmek çok güç ancak umarım ileride bana destek verecek  markalar çıkar.

Son olarak: En büyük hayalin nedir?

İleride eşimle, yarış olmadan, bisikletle geze geze bir dünya turu yapmak isterim. Bu yarışta zaten gerekli tecrübeyi kazanıyorsun bu yüzden büyük dünya turu da yapılmayacak bir şey değil.

KISA KISA

Bisikletle turlarken kulağımdaki favori müzik:

Kendime sık sık hatırlattığım bir söz: Pes etme devam et!

Favori spor filmim: Lance Armstrong’un hikayesini konu alan "The Program" var. İzledikten sonra sahtekarlığı da başarıyı da anlıyorsunuz.

Yorucu bir idman sonunda beni en çok dinlendiren şey: Soğuk bir duş!

Favori besinim: Genelde kuruyemiş ve hurma.

Berk Okyay'ı Instagram'dan takip etmek için buraya, Twitter'dan takip etmek için buraya, Facebook'tan takip etmek için buraya tıklayabilirsiniz!