Mobilemenu
Profile

Bir Hava Taşıtı Olarak Yamaç Paraşütü: Furkan Yurtsev

Furkan Yurtsev kendini tam zamanlı sporcu, yarı zamanlı öğrenci ve eğitmen olarak tanımlıyor. 21 yıla bolca deneyim ve macera dolduran Yurtsev profesyonel yamaç paraşütü pilotu.  Kendi deyimiyle “hava taşıtı” olarak kullandığı yamaç paraşütüne nasıl başladığını ve hayatını nasıl şekillendirdiğini ona sorduk. Aman yanlış anlaşılmayalım; bu röportaj sadece yamaç paraşütü içermiyor; her doğa sporu tutkunu gibi o da doğanın birçok ekstrem tarafının tadını çıkartıyor. 

Yamaç paraşütü pilotu olmaya nasıl karar verdin?

Aslında bu sorunun cevabının büyük kısmı havacılığa bulaştığım zamanlara dayanıyor. İlk başlarda model uçakla tanıştım sonrasında skydiving yapmaya başladım. Uçaklardan atlamak rüya gibi bir duyguydu, özellikle akranlarınızın en büyük korkusu hangi üniversiteyi kazanacağıyken! Skydiving’i Türkiye’de istediğim düzeyde devam ettiremeyeceğimi anlayınca gökyüzü tutkumu yamaç paraşütüyle tatmin etmeye karar verdim.

Peki skydiving hayatına nasıl girmişti?

10’lu yaşlarda bir 30 Ağustos gösteri organizasyonunun parçasıydım. Duygu yüklü bir ortamdı. Orada paraşütçülerle tanıştım ve onların beni yönlendirmesiyle başladım. Öncesinde merakım yoktu. Daha sonra minimum resmi başlama yaşı olan 16 yaşına girince de yapmaya başladım.

Eğitimini nasıl aldın?

Türk Hava Kurumu’nun o dönemlerde bu alanda da eğitimleri vardı orada başlamıştım.

İlk yamaç paraşütü uçuşunu ne zaman yaptın?

2014’ün şubat ayında yaptım. Geriye dönüp baktığımda dün gibi hatırladığım bir şey. 2014 yılında başlayıp, Türkiye şartlarında bu noktaya gelmiş olmam bu röportajı okuyacak birçok kişiyi şaşırtacaktır.

Neden?

Şartlar başlamak için zor değildi ama devam ettirmek için çok zordu. Ben bir kulübe ya da bir üniversite topluluğuna bağlı değildim. O dönemde yaşadığım lokasyondan dolayı bağlı olmamın imkanı yoktu. Ama bazı dezavantajlar uzun vadede avantajdır.

İlk uçuşunda korkmuş muydun?

O güne gelene kadar birçok ekstrem sporlarla ilgilenmiştim. O yüzden işe çok teknik yaklaşabiliyordum ve korkmuyordum. Eğitimi alırken yaşayacaklarımdan habersiz de olsam soğukkanlıydım. Ama bütün kontrolünün sende olduğu bir hava taşıtı ile ayaklarını yerden kesmek bambaşka bir duyguymuş. O gün hissettiğim, heyecan ve tüm kontrolleri bende olan bir hava taşıtını kullanmak ve özgür olmaktı. Taşıt demek basit bir şekilde anlatırsak dört yöne manevra yapabilen ve istediğin bazı noktalara sürebildiğin bir şeydir. Bu bambaşka bir özgürlüktü. Güneye sürülen bir klasiği anımsatsa da yeri doldurulamayacak bir eylemdi.

O günden sonra “Ben yamaç paraşütü pilotu olmalıyım” mı dedin? Nasıl gelişti?

Yine çocukluk yıllarımdan o günlere sporculuğun vermiş olduğu disiplinle, edinmekte olduğum donanımın kendime zarar da fayda da getirebileceğini biliyordum. O zaman bunun bana zarar vermemesi için ne yapmam gerekiyor? Onun zarar verebilecek noktalarını öğrenmem gerekiyor ve bilinçle hareket etmem gerekiyor. Aslında bana vereceği zararın da bir önemi yoktu o yaşlarda ama öyle bir kritiği de yapmıştım. Öğrenmenin ve bilginin peşinde düştüm. Ve yine bilgi her zaman olduğu gibi beni istediğim noktaya sürükledi. Sürüklendiğim noktada ise yolumu tutku gösterdi.

Aynı zamanda yarışlara da katılıyorsun. Onlardan da bahseder misin?

Tutkunun gösterdiği yol onlardı işte, aslında yarışmayı hiç düşünmemiştim. Şans eseri yarışma kararı aldım ve ciddi dereceler elde ettim. O da bana bambaşka motivasyonlar getirdi. Bu işi iyi yaptığımı düşündüm ve bunu profesyonel seviyeye de bu şekilde taşıdım.

Türkiye’de bu yarışlar nasıl gerçekleşiyor?

Başlangıçta hedef klasmanında, daha sonrasında da mesafe klasmanında yarışmalara katıldım. Sadece podyumda kalmak için hedef ligine yoğunlaşmak istemedim. Çekici olan mesafe klasmanıydı; Çılgınlıktı! Cross Country demek bir şehirden kalkış yapıp sadece güneşi ve bulutları kullanarak gökyüzünde gözüne görünmeyen yazıları okuyarak istediğin yere gitmek demek… Saatlerce gökyüzünde herhangi bir motor kullanmadan uzun mesafeler uçmak… Mesafeler de 100-200-300-400 km’lerde değişkenlik gösteriyor. Federation Air International(Uluslararası Hava Federasyonu) gözetiminde yapılıyor.  

Ekstrem sporlarla atlet bilincinde ilgilendiğini söyledin. Nasıl bir spor geçmişinden geliyorsun?

İlkokul 1. sınıfta hentbol oynaya başladım. Altı yıl hentbol oynadım, kulüp olarak ciddi ülke dereceleri elde ettik. Takım arkadaşlarımın bir kısmı salonları inletmeye, kupalar kaldırmaya devam ediyorlar şu an. Hentbol bana bir spora nasıl bakmam gerektiğini ve nasıl teknik yaklaşmam gerektiğini öğretti. Aynı dönemde okulun atletizm takımı olarak da yıllarca yarıştık. Hobi olarak tenis oynadım, hala oynarım. Daha sonra bazı sağlık sorunları dolayısıyla dövüş sporlarına geçtim. Dövüş sporlarında da podyum sonuçlu kumite-kata müsabakalarım oldu, bu bana bireysel sporlara karşı bir sempati oluşturdu ve kendimi en bireysel hissettiğim doğa sporlarına yöneldim. Doğayla gelişen alanlar oldu motor sporlarında sürmeye, dağcılık kulübüyle tırmanmaya başladım. Lisede havacılığın “zehri” içimdeydi. Şu an yamaç paraşütü ve skydiving haricinde aktif “downhill” modundayım. Farklı illerden sürücülerle, yaşadığım bölgedeki dağlardan bisikletlerle inişler yapıyoruz, kış aylarında uzun zamandır kayıyorum, kayak, dağcılık ve paraşütü karıştırıp “speedriding” yapıyorum, kano ile gezintiye çıkıyorum ve düzenli olarak patika koşusu yapıyorum.

Yamaç paraşütü için bir antrenman programı veya beslenme düzeni uyguluyor musun?

Ben yediklerime dikkat ediyorum çünkü vücudum sağlıksız şeyleri kabul etmiyor. Tamamen sporcu olarak diyemesem de günlük aldığım proteine ve karbonhidrata dikkat ediyorum. Yaz aylarında yüzüp, kış aylarında koşarak formda kalıyorum. Yamaç paraşütü yarışmalarına katılmak için bunlar şart değil ama havada uçuş performansı elde edebilmek için dinç olmak kesinlikle şart çünkü mesafe uçuşu inanılmaz düzeyde mide ve vücut direnci isteyen bir şey. Gökyüzündesin, 500 ila 5 bin metreler arasında sürekli inip çıkıyorsun. Isı, basınç, nem değişimi ve psikoloji değişimi çok fazla şeyi etkiliyor. Performansı elde etmek için önce bedene sonra psikolojiye ihtiyaç var.

Çok fazla uçuş yaptın. Hala en baştaki gibi hissediyor musun yoksa alıştın mı?

Daha fazlasını hissediyorum çünkü en başta bu işten bir beklentim yoktu. Artık beklentim beni mutlu etmesi.

Tandem uçuşlar da yaptın. Yanındaki kişi uçuş sırasında nasıl tepkiler veriyor, neler yaşıyor?

Yolcunun ruh hali pilota göre şekillenebiliyor. Ve ben yolcumun korkmasını istediğimde onu korkutabiliyorum, rahatlamasını istediğimde rahatlatabiliyorum. Genel olarak insanlar dünyaya ilk kez başka bir boyuttan bakıyorlar ve bu tarifi zor tepkiler oluşturuyor.

Bu nasıl bir boyut?

Mesela 7D sinemalar vardır. Eskiden öyleydi şu an kaç d’den pazarlanıyor bilmiyorum! Hareket eden, duman çıkan, koltukların titrediği, bazen su bile attıran sinemalar… Uçağa bindiğinde hissedemediğin, küçük pencereden göremediğini görebiliyorsun. Uçaktaki sessiz bir sinemaysa yamaç paraşütü onun yanında 7D gibi kalıyor. Bulutlarla birlikte hareket ediyorsun, iniş-çıkış ve türbülansları hissediyorsun, rüzgarın vücuduna etki edişini, yüzünden içine doğru girişini hissediyorsun, kuşların dönerek yükseldiği termal aktiviteler var. Bunlar insan gözüyle pek görülmüyor ama onların içine paraşütle girdiğinde hissedebiliyorsun. Yani tüm bunları yaşarken yolcular hiç yaşamadığı bir şey yaşayıp tarif bile edemediğim bir tepki veriyorlar. Onlara heyecanlı, mutlu veya korkulu diyemiyorum, çünkü ilk kez yaşadıkları bir duygu.

Hiç uçuşun ortasında inmek isteyen oldu mu?

Benimle uzun süredir uçmak isteyen bir arkadaşım vardı, Sefer. Sabah ağır bir kahvaltı yaptık, uçuşa çıktık. Havada termik dönüyoruz, 360 dönüşler ve irtifaya tırmanıyoruz.  Sefer daha önce videolarımda izlediği akrobasi manevralarından istedi ve G kuvveti yüklü manevralardan midesi bulandı. Bence o da sabahki kahvaltıdan dolayıydı ve inmek istedi. Keşke istemeseydi, inişte üstüne başına  su tutunca kendine geldi. Bu tarz şeyler de olabiliyor.

Yamaç paraşütü ile yaşadığın ve unutamadığın bir anını bizimle paylaşır mısın?

Bu da ülkemizde ilk kez tecrübe edilen bir yamaç paraşütü mesafe uçuşu anısı;

2017 Nisan ayında, Türkiye’de ülkenin özel konumu dolayısıyla hava sıcaklığına ve meteorolojiye bağlı yapması güç bir işe kollarımı sıvadım. Buradan APP’ye (Andaç Ünsal, Tarık Demir, Serkan Kurt) selam bu anıyı onlara borçluyum. Denizli Çameli’den yani Batı Toroslar’dan kalkıp Isparta’yı geçerek Konya’ya uzanacak bir uçuş planı hazırladım. Biz o gün pistten 8 pilot kalkış yaptık. Ama 100 km’lerde arkamda bizim ekipten kimse kalmamıştı. 3 bin metrede (10 bin feet) süzülüyorum. Sağımda bir bulut vardı ve bulutun arasından 1 kilometre kadar ötede bir paraşüt gördüm ama bizim ekipten biri değildi. Türkiye’de zaten bunu yapan bir avuç pilotuz, benim kalktığım bölgeden de kalkış yapmadı ve “Bu nereden geldi?” dedim kendi kendime. Şok oldum, uçmaya devam ettim. Akşam uçuşumla ilgili bir paylaşım yaptıktan sonra onun Antalya’dan kalkmış olan başka bir pilot olduğu mesajı düştü. İki farklı şehirden kalkıp Burdur üzerinde gökyüzünde onunla karşılaştık. Uçak pilotuna anlatsan inanamaz, çünkü gerçekten inanılmaz bir şeydi.

Peki, yukarıdan yeryüzü nasıl görünüyor? Havalar nasıl?

Gökyüzü biraz daha farklı. Nem ve hissedilen arasında bir değişim oluyor. Termometrede bile anlık değişimler gösterebiliyor. Bunun sebebi biz bulutlarla yükseliyoruz ve bulutlar bir nem barındırıyor. Bu nem de hissedilen sıcaklığı değiştirebiliyor. Bu yüzden de hava irtifada soğuk oluyor. Buna donanımlı çıkıyoruz. Ama yeryüzünün nasıl göründüğünü anlatamayabilirim… Denemek gerekiyor.

Klasik bir soruyla devam edelim; yamaç paraşütü güvenli mi? Güvenli değil diyenler neden bunu iddia ediyor?

Güvenli. Çünkü artık malzemeler çok güvenli, spor güvenli, bilgi birikimi var. Eskiden pilot hata yaptığında paraşüt telafi etmiyormuş ama artık ediyor. Kişiye göre zaman zaman güvensiz de olabiliyor çünkü insanlar hata üstüne hata yapmakta genelde ısrarcıdır!

Sponsorların var. Onlarla nasıl projeler yapıyorsun?

İnternet sitemde daha önce işbirlikleri yaptığımız, ürünlerine spor modellik yaptığım, beni destekleyen markalar, detaylarıyla sponsorlarım mevcut. Anlaşmalı olduğum Casio ile projeler yapıyoruz.  G-Shock markasının Türkiye elçilerinden biriyim. G-Shock ruhunu ekstrem atletlerden ve tutkusunu yaşatabilen insanlardan alıyor. Şu anda özel bir video serisi hazırlıyoruz. Instagram’dan bu konu hakkında sorular sık geliyor. Şimdilik ben seride konuşup bir şeyler anlatmayacağım, görüntüler anlatacak. Daha önce benim uçarken gözümün gördüğünü kameranın aktarması mümkün değildi ama görüntü sektörünün geldiği yer artık anlatacak. 2019’la birlikte yeni ve yine tutkumu yansıtan özel markalardan sponsorluklarım olacak. İçlerinde bayrak astıracak global işler var. Şimdilik ipucu vermeyeceğim ama imza tarihleri netleşti.

Sırada başka neler planlıyorsun?

Şu an çok uzak geleceğe gitmek istemiyorum çünkü daha 20’li yaşlar bile başlamadan, planlamaya başladığım; birkaç yıldır atılması için çalışması yapılan birçok profesyonel adımı 2019’da yürütmeye başlayacağım. Uzun zamandır hazırlanan ciddi bir altyapısı mevcut. Yakın dönemde Türkiye’de profesyonel olarak hiç yapılmamış çeşitli işler yapmaya başlayacağız. Bir süredir Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde havacılık üzerine eğitimler veriyorum. ÇOMÜ Havacılık Topluluğu’ndan mülakatla seçtiğim yamaç paraşütü öğrencilerim var. Özel derslerle yetişiyorlar. Onlara “KX Pilots” ismini verdim. Yetenekli kızlar ve iş bitiren beylerden oluşuyor. Birçok kişinin merak ettiği “#kazdaglarıproject” hashtag’i 2019’da hayat bulacak. Ekibim de bu projenin planlanan bir parçası.

Seni etkileyen bir film var mı?

Hayao Miyazaki’nin Castle in the Sky filmini izlediğinizde havacılığa bakış açınız bence değişir. Bu röportajı okuyup o filmi izledikten sonra havacılığa bakış açısı değişmeyecek biri varsa beni bulsun, ben onu uçuracağım!

Seni motive eden bir söz?

“Gemiye binmek yüzmek değilse, uçağa binmek uçmak değildir” diye bir söz vardır. 2 yıl önce verdiğim bir röportajda da söylemiştim sosyal medya geri dönüşlerimi bu cümle sarmıştı. Nerede duyduğumu da tam hatırlamıyorum ama ilk öğrendiğim sözlerden birisi. Bir de uçaktan atlamadan bir gün önce hoca bize “Gerçekten uçmak istiyorsanız uçağı terk edin” demişti. Bu ikisi hayatımda yeri olan iki cümle.