Mobilemenu
Profile

Bisikletçilerin Bitmek Bilmeyen 9 Tartışması

Kask takmak ya da takmamak

Çok değil 10, 15 yıl önceki yarışları izlerseniz profesyonel bisikletçilerin kask takmadıklarını görürsünüz. Kimisi güneşten korunmak için kep takarken, çoğunluğu kafayı rüzgarın serinletici etkisine emanet ederdi. Günümüzde yarışlarda kask takmak zorunlu ama amatörler ve şehirde bisiklete binenler için bir zorunluluk yok. Genel kanı kaskların kaza anında kafa yaralanmalarının bir nebze önüne geçebileceği yönündeyken, bazılarıysa kaskların bizzat kendilerinin yaralanmalara sebep olabileceğini iddia ediyor. Şimdilik bir zorunluluk yok ama bir kaskın, otomobildeki emniyet kemerine neredeyse denk olduğunu düşünürsek yakın bir zamanda bu yönde yeni kurallar getirilebilir.

Çay içmek ya da kahve içmek

Eskiden bir bisiklet turunun ortalarında bir kafede verilen molaya “çay durağı” adı verilirdi. Şimdilerdeyse isim gayri resmi olarak “kahve durağı”na dönüşmüş halde. Günümüz bisikletçileri sürüş öncesinde ve ortasında kafeinin verdiği enerjiye daha çok sempati duyuyor. Tabii suda çözülüp yok olup giden “instant” kahveler değil bu işe yarayan arkadaşlar; filtre kahve, espresso, Türk kahvesi, hiç olmadı latte tercih ediliyor. Ama adam çay içiyorsa, bir şey diyemezsiniz!

Bacakları tıraş etmek ya da etmemek!

Bu tartışma aslında bizim topraklara pek uğramış değil ama emin olun tüm Avrupa bisikletçileri için böyle bir polemik söz konusu! Hatta argümanın temelinde “Neden bisikletçiler bacaklarını tıraş ediyor?” sorusu var, hesap edin. Doğrusu kimse yanıtı tam olarak bilmiyor. Tahminler mi? Aerodinamik açıdan dezavantaja düşmemek, masajın daha etkili olmasını sağlamak, yaraların temizlenmesini kolaylaştırmak, çirkin bir görüntü vermemek… Sizce hangisi olabilir?

Disk fren kullanmak ya da kullanmamak

Bu nispeten yakın zamanlı bir tartışma. Zira disk frenlerin kullanıma başlanması çok geçmişe dayanmıyor. Hatta bazıları için böyle bir tartışma bile söz konusu değil. “Yıllarca disk fren olmadan bisikletimi durduruyordum, şimdi neden ihtiyaç duyayım?” şeklinde efelenmeler duyabilirsiniz. Yanıt “Gelişen teknoloji” olabilir tabii. Disk frenlerin fren mesafesinin ciddi oranda azalttığı, uzun inişlerde fren koluna daha az baskı uygulamanın yeterli olduğu, yağmur ve çamurdan etkilenmedikleri biliniyor. Dezavantajları ise maliyetleri ve ağırlıkları. Kısacası problemin çözümü yine sorunu yaratan teknolojide yatıyor!

Bisiklet yolunu kullanmak ya da kullanmamak

Şehir içi trafikte bisikletçilerin güvenli bir şekilde seyahat edebilmesi için her yola bisiklet yolu yapılmasına hiçbir bisikletçi itiraz etmez. Fakat iş performans amaçlı bisiklete binmeye gelince bisiklet yolları gerçekten can sıkıcı olabiliyor. Keyif için sürenlerle spor yapma peşinde olanların kaçınılmaz karşılaşmaları bir yana, bu yolların asfalt dışı malzemelerden üretilmesi de hız düşürücü etken olarak sporcuları kendisinden uzaklaştırıyor. Tabii karşılığında “Bisiklet yolundan sürsene kardeşim!” şeklinde tartışma başlatacak laf atmalar başlıyor.

Müzik dinlemek ya da dinlememek

Bisiklet sürerken dışardan gelen sesleri yakalamak önemlidir. Arkadan gelen motorlu bir aracın sesi, bir yayanın uyarısı, başka bir bisikletçiden gelen sesleniş kazaları önleyebilir. Buna karşın birçok bisikletçi şehir gürültüsünden kaçmak, bazıları da kadanslarının temposuna destek olması açısından kulaklıklarından müzik dinleyerek sürmeyi tercih ediyor. Kask meselesi gibi bunda da yasal bir zorunluluk yok. Kulaklık üreticilerinin müzikle beraber dışsal sesleri duymayı sağlayan kulaklıklar geliştirmeleri bu tartışmayı yakında bitirecek gibi görünüyor.

Uzun tayt giymek ya da giymemek

Tabii ki kışın ortasında uzun tayt ve uzun kollu formalar giyilir. Hatta birçokları soğukta kısa tayt ve kısa kollularla bisiklete binmeyi fazla acemice görür. Mesele hava kaç derecenin altına indiğinde uzun taytı çekmek gerektiği. Genel görüş 20 derecenin altındaki sıcaklarda uzun tayt giyme gerektiğine yönelik. Rüzgarın, özellikle inişlerdeki etkisi nedeniyle kol ve bacakların üşümemesi için bu derece işaret edilmiş olsa da yine tabii ki herkes bildiğini okuyor!

Hafif olmak ya da aerodinamik olmak

Yol bisikletinde hızlı gitmek için bitmeyen tartışmaların başında bu gelir: Bisiklet hafif mi olmalı, yoksa aerodinamik özellikleriyle mi öne çıkmalı? Eski profesyonel bisikletçi Michael Rasmussen’e sorarsanız alacağınız yanıt tabii ki hafifliktir. Hazret, iki gramın hesabını yapar, gerektiğinde bisikletini bile boyatmazdı! Amatörler içinse bu tartışmayı sonlandıracak net bir yanıt var: Para! Eğer bütçeniz sağlamsa hem hafif, hem de aerodinamik açında kusursuz bir bisiklet alır ve keyifle sürerseniz. Yeterli paranız yoksa bu tartışmanın bir tarafında saf tutun ve yine sürmeye devam edin.

SPD pedal kullanmak ya da kullanmamak

Yol bisikletini spor amaçlı kullanan birisi bunu dert etmez zira tek yanıt SPD, yani klipsli pedal kullanmaktır. Ama bisikletini şehir içi ulaşım aracı olarak sürenler ya da seleden indikten sonra bir süre yürümek zorunda kalanlar için bu bir sıkıntı. Her ne kadar bisiklet ayakkabısıyla düz yolda yürümeyi kolaylaştırmak için kallerin üzerine geçirilerek ayakkabıyı “modifiye” eden aparatlar olsa da yeni modelleri neredeyse bir Convers’i andıran MTB ayakkabılarını tercih edenler çoğunlukta. Bu yüzden yol bisikletine dağ bisikleti pedalı takmaktan çekinmiyorlar. SPD pedallar tek yönlüyken, MTB pedallarının çift yönlü olması bu ayakkabıların sürüş sırasında da rahatlık vermesini sağlıyor. Yine de bu durum bile tartışmaların önünü alamıyor.