Mobilemenu
Profile

Can Doğukan Bul: Parkur Hayat Değiştiren Bir Tutku

Parkur serüveni çoğu atlet gibi senin için de David Belle ve Yamakasi filmi ile mi başladı?

Yamakasi’yi izlemiştim fakat onların çıktığı dönemde yaşım çok büyük değildi. Benim bu spora olan ilgim ilk olarak ABD’de yapılan SmackDown programlarını izleyerek başladı aslında. Oradaki akrobatik hareketler, takla atıp düşmeler beni inanılmaz etkiledi. Bu videoları izlerken “önerilenler” kısmında “freerun” diye bir şeye denk geldim, o videolardan birine giriş yaptım ve ondan sonra bende her şey koptu diyebilirim!

O noktadan sonra nasıl devam ettin?

Açıkçası Türkiye’de hiçbir şeye bakmadım: Ne bu sporu yapanları ne de bilgi kaynağı aradım. Yine YouTube’da İngilizce eğitim videoları izleyerek ve bunları deneyerek kendi kendime bir şeyler yapmaya çalıştım. Spora başladığım 2008 yılı böyle geçti. Ertesi sene birlikte çalışabileceğim ve bir şeyler geliştirebileceğimiz arkadaşlar aramaya başladım. O noktada da Ömer Günyaz’ın kurduğu “Parkur Türkiye” adında bir oluşumla karşılaştım. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi…

Kendi kendine çalışırken seni en çok neler zorluyordu?

Tabii ki ortam. Uygun bir ortam olmadığı için temel hareketler bile zorlayıcı oluyordu çünkü çevremde hiç bunları yapan görmemiştim, bana destek veren olmamıştı. Kendi başıma tripod’u kurup, kayda başlıyor ve hareketleri deniyordum. Başıma korkunç şeyler geldiği de oldu ama pratik yaparak bunları aşmaya başladım.

Korkunç şeylerden kastın büyük sakatlıklardır herhalde. Başına çok büyük yaralanmalar geldi mi?

Şu ana kadar ciddi bir kırık, çıkık gibi bir problem yaşamadım bu sporu yaparken. Evet, parkur tehlikeli bir spor ancak büyük sakatlıklar genellikle uçuk düşüncelerden çıkıyor. 2 metreden atlama veya ön takla gibi hareketlerde yapılacak hatalarda ciddi sakatlıklar yaşamazsınız. Fakat bunu 3,5 metre gibi yüksekliklere çıkartırsanız risk artmaya başlar. Tabii ki ben de eklem sakatlıkları, kas yırtılmaları gibi ufak tefek şeyler yaşadım onlar da genelde acelecilikten ileri geliyor. Amatör ruhun getirdiği heyecana kapılıp yürümeden koşmaya çalışırsanız sakatlık yaşamanız kaçınılmaz!

Parkur sporunun öncü ismi David Belle, parkurun insana dikkatli olmayı öğrettiğini ve kendine güven duygusu aşıladığını söylüyor. Senin bu spora olan bakış açın nasıl?

Sonuna kadar katılıyorum. Parkur hayatıma girdiğimden beri inanılmaz bir değişime uğradım. Lise yıllarına kadar sürekli bilgisayar başında oyun oynayan bir gençtim. Oyun tutkum bağımlılık seviyesine ulaşmıştı, biraz asosyal bir tiptim açıkçası. Parkurla birlikte hem dünyaya olan bakış açım hem insanlarla olan iletişimim hem de sosyal çevrem ve çevreye duyarlılığım arttı.  

Parkur sporuyla birlikte bir şeyi istedikten sonra başarabileceğinizi görüyorsunuz aynı zamanda. İlk başladığınızda ileri seviye hareketler size ulaşılmaz zirvelermiş gibi görünüyor fakat o dağları birer birer tırmandıkça hem kendine güveniniz artıyor hem de bakış açınız pozitif yönde değişiyor. Ben istedikten sonra her şeyi yapabilirim düşüncesine sahip oluyorsunuz.

Parkura başlamasaydın hayatın yine bilgisayar başında mı geçerdi sence?

Çok büyük ihtimalle. Ben Jeoloji Mühendisliği mezunuyum. Spor hayatıma girmemiş olsa çok tekdüze bir yaşantım olurdu; işten eve gelip, evde de sürekli oyun oynayan ve sonra uyuyup tekrar işe giden bir tip olacağımdan eminim yani. O potansiyel vardı bende!

Parkur sporunda başlangıç aşamalarından itibaren nasıl ilerleme kaydediliyor?

İlk başladığınızda haftada maksimum bir veya iki antrenman yapabilirsiniz çünkü kaslarınız buna uygun olmadığı için isteseniz de fazlasını çıkartamazsınız. Sonra vücut alışmaya başlıyor buna. Şu anda haftada en az 4 gün antrenman yapıyorum.  İki gün de kas kütlemi ve kondisyonumu artırmaya yönelik kendi vücut ağırlığımla yaptığım çalışmalar var. Kendime sadece bir gün veriyorum çünkü bu spor dalı sürekli çalışma istiyor. 2- 3 hafta ara verdiğiniz takdirde yeni yeni öğrenmeye başladığınız bir hareketi unutmanız çok olası.

Senin yeni hareketleri öğrenme ve ilerletme metodun nedir?

Bizde öğrenme süreci basamaklama dediğimiz şekilde ilerliyor. Mesela havada takla atılacaksa yükselir, vücudu toplar ve dönersin. Önce düz zeminde açılıp kapanma çalışılır, sonra kol savurma tekniği geliştirmeye çalışılır. Sonra dışarıda kum, çim gibi yumuşak zeminler üzerinde ilk denemelerimizi yaparız.  

Şu anda parkur sporuna ağırlık vermiş durumdasın fakat jeoloji mühendisliği üzerine planların da var mı ilerisi için?

Şu an hayatım tamamen parkur üzerine odaklı. Jeoloji mühendisliği de benim branşım ileride zaman ne gösterir bilemiyorum fakat şu anda böyle devam etmeyi planlıyorum. Sporun gelişimine katkıda bulunmak ve insanlara parkur sporunu yaymak benim için öncelikli hedefim şu anda.

Bu sporla ilgili ailenden aldığın tepkiler nasıl?

Çok küçük yaşlarda başladığım için ailem tabii ki ilk başlarda buna çoğu kişide olduğu gibi “boş iş” gözüyle bakıyordu. Türkiye’de genelde bu sporu yapanlara serseri gözüyle bakılır. Daha çok derslere yoğunlaşmam konusunda ısrarcılardı fakat üniversiteye geçtiğim zaman onlar da kabullenmeye başladılar. Bu işten hayatımı kazanmaya ve çevreden gördüğüm saygı artmaya başladıktan sonra da artık sonuna kadar destekliyorlar beni.

Parkur sporunda ülkemizin seviyesini nasıl görüyorsun? Ülkemizde düzenlenen yarışmalar, organizasyonlar sence yeterli mi?

Uluslararası ölçekte düşünürsek Türkiye’nin seviyesi maalesef çok yukarılarda değil. Devletten herhangi bir destek olmaması, eğitim alabilecek yerlerin kısıtlı olması gibi olanaksızlıklar var. Yeni nesil arasında sporun popülaritesi artıyor fakat yurt dışına göre bence henüz 2010 yılındayız. Yurt dışında o yıllarda yapılan hareketler 2018 yılında ülkemizde büyük ilgiyle karşılanıyor.

Maalesef ülkemizde atletlerin gelişimine katkı sağlayacak, her yıl düzenli olarak yapılan yarışmalar yok. En son 2015 yılında biz bir yarışma düzenlemiştik. Acrorun olarak Türkiye’de böyle düzenli bir yarışma ve rekabet ortamı yaratmayı düşünüyoruz. Şu an için planlama aşamasında ileride neler olabileceğini hep birlikte göreceğiz.  

Acrorun ve Acrodemy’nin faaliyetlerinden de bahsedebilir misin konusu açılmışken…

Acrorun 2005 yılında kurulmuş Türkiye’nin ilk parkur ekibi aynı zamanda profesyonel manada spor içerikleri üreten bir oluşum. Acrodemy ise Türkiye’nin ilk ve tek parkur, freerunning ve şehir akrobasiler stüdyosu. Burada parkur üzerine dersler veriyoruz. Aynı zamanda burası Türkiye’deki ilk serbest çalışma alanı. Parkur ve freerunning sporlarına ilgi duyan insanların antrenman yapabileceği ve engelleri kullanabilecekleri bir salon. Maalesef şu anda sadece İstanbul’da var fakat ileride yeni şubeler açmak için çalışmalarımız var. İnsanlara bu sporun güzelliğini aşılamak ve şehir hayatına biraz daha renk katabilmek için uğraşıyoruz.

Sence İstanbul sokakları parkur için uygun mu? Senin en sevdiğin bölgeler neresi? Daha önce Mardin ve Kapadokya gibi bölgelerde de parkur yapıldığını görmüştük. Sence başka hangi şehirler bu spor için uygun?

İstanbul mimari açıdan çok da uygun bir yer değil. Uygun olan yerlerinde de insanların bakış açısı nedeniyle zorluklar yaşayabiliyorsunuz. İnsanlar hala bunun bir “serseri sporu” olduğunu ve çevreye zarar verdiğini düşünüyor.

İstanbul’da genelde Levent’te ve Beşiktaş sahilde kaykaycıların bulunduğu noktada antrenman yapıyoruz. Bunun dışında Topkapı surları da parkur için uygun. 

Diğer şehirlere bakarsak Mardin mimarı açıdan sanki bu spor için yaratılmış gibi. Yükseklikler fazla olsa da mimari, insanların bakış açısı ve hoşgörüleri sayesinde rahatça çalışabilirsiniz. Kapadokya da doğal yapısıyla parkur için ideal. İki sene önce bir video projesi için gitmiştik, bir daha gitmek isterim!

Parkurla ilgili olarak günlük hayatta başına gelen ilginç bir olay veya günlük hayatta faydasını gördüğün bir durum yaşadın mı?

Parkur özellikle kalabalık ortamlarda size fayda sağlıyor. Özellikle metro veya otobüse giriş gibi anlarda faydasını görebilirsiniz. En basitinden geçtiğimiz günlerde Beşiktaş’a gitmek için dolmuşa binmem gerekiyordu. Dolmuş hareket halindeydi, beni görmesine rağmen biraz daha hızlandı. Arkasından koştum ve “cat leap” dediğimiz hareketi uygulayarak dolmuşun iki demirini yakalayarak kendimi içeri çektim. Bu tamamen parkurdan gelen bir refleksti mesela.

Metrobüste yer kapmak isteyenler de bu sporda aradıklarını bulabilir diyebiliriz o zaman herhalde!

Kesinlikle (gülüyor). Metrobüs, otobüs, metro gibi araçlarda pek çok demir alan bulunduğu için üstünden geçip koltuğa oturmak epey işimize yarıyor açıkçası!

Parkur sporunu tanıttığın ve eğitim videolarının bulunduğu bir YouTube kanalın da var. Aynı zamanda milyonlarca abonesi olan birçok büyük YouTube kanalında da yer aldın. Bu platformdaki hedeflerin nelerdir?

En baştaki hedefim bu sporun görünürlüğünü artırmaktı. Bunu da bir nebze başardığımı düşünüyorum. YouTube’da birçok spor kanalı var fakat bunların çoğu fitness ve vücut geliştirme üzerine. Ekstrem spor dallarının sayısı çok az, parkur da hiç yok derecedeydi. Ben de bu boşluğu görüp daha fazla insanın bu sporu bilmesi gerektiğini düşünerek YouTube kanalı projemi hayata geçirdim. Burada aktif olarak eğitim videoları ve bir sporcunun hayatını nasıl geçirdiği üzerine vlog’lar çekmekteyim.   

YouTube’a girdiğimde bu kadar ilgiyle karşılaşacağımı, ünlü YouTuber’larla video çekeceğimi düşünmüyordum. Şimdilerde ise kendi takipçilerimde buluşmalar düzenlediğim zaman onlara bir şeyler katabildiğimi görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Bunları gördüğüm zaman “Başardım işte” diyorum. Asıl amacım kendi şovumdan çok onlara hareketleri nasıl yapabileceklerini ve benden de daha iyi yerlere gelebileceklerini göstermek.  

Çıktığın YouTube kanalları da “Birlikte video çekelim” diyen herkesin çıkabileceği türden kanallar değil...

Kesinlikle. Şöyle bir bilgi paylaşayım: Dünya genelinde YouTube üzerinde en çok izlenen ekstrem spor dalı parkur zaten. Türkiye’deki YouTuber’lar bunu gördükleri için kendilerine içerik üretmek istiyorlar. Böyle olduğu zaman da ilk gelecekleri yer ben ve Acrodemy oluyor. Parkur öyle bir spor dalı ki gören herkes bunu yapmak istiyor. Sadece adım atmak yeterli, ondan sonra gerisi geliyor…

İlerisi için en büyük hedeflerin, hayallerin neler?

Açıkçası parkur sporunda gerçekleştirmek istediğim en büyük projelerden biri başka spor salonları açıp sporun gelişimini zirveye taşımak. Türkiye’nin de bu sporda ismi olsun istiyorum. Şu anda dünyada 100 ülke sayarsak Türkiye 70’inci sıralarda gelir fakat bu neden birinci veya ilk 10’da olmayalım. Tabii ki dünya şampiyonalarına katılıp bireysel dereceler elde etmek isterim fakat bunları bir kenara bıraktım. Öncelikli hedefim başka insanların da bu sporda ilerleyebilmesi. Ben üç sene boyunca tek başına antrenman yaptım, benden sonra geleceklerin bunları yaşamalarını istemiyorum.  

Eğlenceli ve bilgilendirici röportaj için sana teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğin şeyler var mı?

Şunu söylemek isterim: Parkur Türkiye’de gelişmekte olan bir spor. Umarım önümüzdeki yıllarda hem olimpik hem de uluslararası yarışmalarda başarı gösterebiliriz. Bunun için de elimizden geleni ardımıza koymadan çalışmaya devam edeceğiz. Yeni stüdyolar açacağız, etkinlikler düzenleyeceğiz, ben YouTube kanalımdan bu sporla ilgili içerikler üretmeye devam edeceğim. Tek amacımız insanlara bu sporun kültürünü düzgün bir şekilde aşılayabilmek.

Can Doğukan Bul’un YouTube kanalını ziyaret etmek ve abone olmak için buraya tıklayabilirsiniz.