Mobilemenu
Profile

Doğadan Hayat Dersi: Gökhan Konaş

Tek Başına da Olur ismiyle tanıdığımız Gökhan Konaş’ın yola çıkması arkadaşları tarafından “zorla” götürüldüğü bir kampla başlıyor. Bu deneyimden sonra ise bunu bir düzen haline getiriyor ve her fırsatta kendisini, doğayı dinlemek için doğada buluyor. Tek başına nasıl olduğunu ona sorduk.

Bir kere yollara düşen, doğayı keşfeden herkes o dünyadan ayrılamıyor. Sence buna bir bağımlılık diyebilir miyiz?

İnsanın zaten şehirde yaşamaya uygun bir canlı olduğunu düşünmüyorum. Dört duvar arası insanın yeri değil. Dolayısıyla bunun bir bağımlılık yaptığı doğrudur. Ama sadece o değil; temiz hava, iyi oksijen ve sessizlik gibi konuların yapılan araştırmalarda gerçekten insanlara bağımlılık yaptığı konusunda bilgiler var. Hatta bunlarla ilgili yazılar sitemde var. Dolayısıyla ruhsal bağımlılığın yanında, işin fiziksel boyutu var. Sebebi bunların bütünü olabilir.

Sen bu yaşam tarzını nasıl benimsedin? Maceran nasıl başladı?

Sekiz yıl önce arkadaşlarımın zoruyla Kaz Dağları’nda kamp yapana kadar ben normal şartlarda kamp yapan biri değildim. Zorla götürdüler beni, ricaları üzerine “Tamam sadece bir gece sizinle kalacağım ve oradan tatilime devam edeceğim” diye yola çıkmıştım. Elektrik olmayan, telefonumun çekmediği bir yerde bir gece kaldım. Tam dağın başındaydık, tesis de yoktu. İlk günün sonunda çok ilginç duygular hissettim. Doğada olmakla ilgili olarak çok iyi hissettim. Daha sonra dokuz gün boyunca doğada kaldık. Müthiş bir deneyimdi. Kendimle ilgili inanılmaz şeyler yaşadım ve keşfettim. O günden sonra da düzenli olarak doğada olmaya çalışıyorum.

Bu kadar seyahat eden insanlara karşı hep akla ilk “Ne iş yapıyor ki” sorusu geliyor. Sen geçimini nasıl sağlıyorsun?

İnternet hizmetleri konusunda danışmanlık veriyorum. Eskiden kurumsal bir hayatım vardı. Yıllarca profesyonel olarak yöneticilik yaptım, ajans sahibi olduğum bir dönem vardı. Daha sonra bunu danışmanlığa çevirip sabah dokuz-akşam altı döngüsünden çıkmaya çalıştım. Bunu da sekiz yıl önce kamp hayatına daha fazla zaman ayırabilmek için yaptım. Daha sonra danışmanlık durumunu gittikçe azalttım; eskiden haftada dört gün yapıyordum, üç güne indirdim, sonra iki güne ve daha az markayla çalışmaya başladım. Daha az kazanıyorum ama daha çok gezebiliyorum. O da bana yetiyor zaten.

Bir yol arkadaşı da bulabilirdin ama sen tek olmayı tercih ettin. Bunun bir sebebi var mı yoksa öyle mi gelişti?

Bunun sebebi; birlikte yolda olmakla tek başına yolda olmak çok farklı disiplinler. Arkadaşlarımla kampa gittiğim zamanlar da oluyor tabii ki. Kabaca “ruh hastası” gibi dağın başında tek başıma dolaşmıyorum. Ama tek başına yolda olmanın başka bir deneyimi ve başka bir disiplini var, bunu seviyorum. Kendinle daha çok baş başa kalabildiğin, kendini sorgulayıp keşfedebildiğin, daha iyi anlayabildiğin ve kendini daha mutlu edebileceğin yaşam içerisinde bir takım olanaklar sağlıyor. Dolayısıyla tek başına olmayı hiçbir şeye değişmiyorum.

Böyle bir hayat düzenine geçtikten önceki sen ile sonraki sen arasında nasıl farklılıklar var. Bu düzen sana neler öğretti?

Bir kere birçok anlamsız şeye bağımlı yaşadığımızı öğretti. Heveslerimizin ve hırslarımızın ne kadar aciz olduğunu kabaca gösterdi. Peşinden koştuğumuz şeylerin aslında kişisel mutluluğumuzu sağlamadığını fark ettim. Onun dışında doğada olduğunuz zaman kendinizi keşfetmeye daha çok vakit ayırabiliyorsunuz, kendinizi daha çok dinleyebiliyorsunuz, dönüp daha çok soru sormaya başlıyorsunuz. O soruların cevaplarını buldukça önce biraz sıkılıyorsunuz ama sonra uzun vadede daha kendine güvenli, daha mutlu bir hayata sürüklüyor. Çünkü aslında doğada bir unvanınız yok. Tek başınıza olduğunuz zaman sizi hiç kimse şehirdeki unvanınızla değerlendirmiyor. Ağaçlar, ormanlar, hayvanlar size şehirdeki unvanınıza göre davranmıyor. O yüzden kendinize olan güveniniz çok farklı bir şekilde gelişiyor, tabii ki deneyimleriniz de öyle.

Tek başına yola çıkmaktan korkanlar, endişeleri olanlar için ne demek istersin?

İnsanlar bilmediği şeylerden korkuyor. Tek başına yolda olmanın korkulacak hiçbir şeyi yok. Etrafta insanlar olunca birey kendini güvende hissediyorsa bu da bir seçenek. Amaç doğada olmak, doğaya iyi davranmak, doğayı daha iyi anlamak, doğada kendini bulmaksa tek başına olmak zorunda değil. Ama eğer nerede ne ve nasıl yapmanız gerektiğini öğrenir, buna vakit ayırır, çabalar ve anlamaya çalışırsanız korkulacak bir şey olmadığını görüyorsunuz.

Sevdiğin ama henüz çok insanın keşfetmediği bir yer önerebilir misin?

Darlık Barajı’nda öyle bir yerim vardı ama orayı keşfettiler. Şu anda Kaz Dağları’nda terk edilmiş bir yangın gözetleme kulesi var. Öyle olunca da bütün dağları ve etrafı tepeden görebiliyor ve bir vadi içinden Akçay’a doğru denize bakabiliyor. Onun yolu böyle çok gizli, arada kalmış ve bazı otlarla kapanmış bir yol. Her gittiğimde boş oluyor. Dolayısıyla orayı seviyorum ama yolu tarif etmiyorum…

Şu anlık Türkiye’yi geziyor gibi görünüyorsun. Yurt dışı planların var mı?

Yurt dışı ile ilgili planlarım var. Ne zaman, nasıl hayata geçer bilmiyorum ama İzlanda ve Alaska benim iki hedef rotam. Bu sene sonu veya önümüzdeki sene başlarında İsveç olacak gibi görünüyor. Yurt dışı da olacak ama biraz daha zamana ihtiyacı var. Planlama, programlama ve bütçe ayırmak gerekiyor.

Bu düzeni ne kadar daha sürdürmeyi planlıyorsun?

Bu düzen aslında bir süre sonra yaşam tarzına dönüşüyor. O yüzden öyle planım, programım yok. Yerleşik düzen olabilir ama şehirde değil doğada olur. Farklı formatlarda olabilir. Kendi sürdürebilirliğini sağladığım bir dağın başındaki bir evde olabilir, bir etkinlik alanı da işletiyor olabilirim. Böyle birkaç şey var kafamda ama bunu zaman gösterecek. Tam netleşmiş bir plan veya üzerine çalıştığım bir kurgu yok. Şu anda gittiği yere kadar yani.

Kampta bir günün nasıl geçiyor?

Çok yoğun geçiyor. Çünkü tek başınıza olduğunuzda her işi kendiniz yapmak zorundasınız. Odun toplamaktan kuruluma, yemek hazırlamaktan ateş yakmaya kadar… Bu çok tatlı bir yorgunluk. Şehirde bir haftada yapmadığınız sporu, kampta bir günde yapıyorsunuz. Ben spor salonlarında spor yapmayı seven bir insan değilim. Şehirde olduğunuz zaman ofiste veya evde zaman geçiriyorsunuz ama çok fazla hareket etmiyorsunuz, bunu siz de biliyorsunuz. Dolayısıyla doğada zaman sürekli hareket ederek ve huzur dolu geçiyor. Her an inanılmaz keyifli; toprağa dokunmak, toprağa basmak, ağaçlara dokunmak, kuşların sesleri, rüzgarın sesi, havanın kokusu… Bunları yaşamakla geçiyor çünkü bunlar gerçekten hepimiz için, özellikle şehirde yaşayanlar için, doyulacak şeyler değil bence. O kadar uzak kalmışız ki yapmaya doyamıyoruz. Koklamaya, dokunmaya doyamadığımız şeyler. Kamp işlerini hallederek, doğayı ve kendimi dinleyerek geçiriyorum diyebilirim.

Takipçi kitlen de var. Sosyal medyayı nasıl yönetiyorsun, bu kitleye nasıl ulaştın, iletişiminiz nasıl?

Ben bu yola çıkarken çok fazla insandan çok fazla şey öğrendim. Bu öğrendiklerimin bana büyük faydası ve yola çıkmamda büyük etkisi oldu. Benim sosyal medya hesabı açma sebebim biraz insanlara yol gösterebilmekti. Çok iyi bildiğim için değil sadece deneyimlerimi paylaşmak istediğim içindi. Öyle bir iddiam da yok her gün öğreniyorsunuz. Örneğin ben gittiğim bölgede çakallarla karşılaştığım zaman şehre dönüp “Çakallar nedir, ne yapar, nasıl davranırlar, onların olduğu yerlerde nasıl hareket etmek lazım” diye araştırıp öğrendiklerimi de yazı haline getiriyorum. Bugün hala araştırdığım ve yazı haline getirdiğim her şeyi blog’umda paylaşıyorum. İşin uzmanı değilim, bunun zaten bir okulu veya uzmanlığı yok. Biraz deneyimle kazanabileceğiniz bir şey. Bitki veya hayvan bilimi ayrı konular tabii onlardan bahsetmiyorum. Doğada olmak deneyim gerektiren bir şey. Ben de bu bilgileri paylaşıyorum. İnsanlar beni bu konuda çok motive ediyor. Çok olumlu şeyler alıyorum. Birçok insanın yola çıkmasına, kendini bulmasına vesile olduğumu görüyorum. Bu gerçekten çok gurur verici bir şey. Bir yandan şımartan bir yandan da utandıran, mahcup eden bir şey aslında. O kitleyle sürekli iletişim halindeyim, her soruya cevap vermeye çalışıyorum. Güzel bir etkileşim olduğunu, hep beraber güzel bir ekip olduğumuzu düşünüyorum. O yüzden de çok mutluyum.  Kitleye nasıl ulaştığıma gelince bunu bilmiyorum. Belki isim bir vesile olmuş, insanların ilgisini çekmiş olabilir. Bir de içinde biraz samimiyet buluyorlar diye tahmin ediyorum.

Son olarak Advenport takipçilerine söylemek istediğin bir şey var mı?

Doğayı gerçekten anlamak, her şeyin, yaşamın başı olduğunu anlamak ve doğaya hak ettiği değeri ve saygıyı vermek çok önemli. Doğaya çıkmadan da onun için bir sürü şey yapabiliriz. Bunları araştırıp öğretmek, dünyanın ve bizim hayatlarımızın daha kaliteli olması, daha mutlu insanlar olabilmemiz için çok önemli. Bu konuda hassas olmalarını, araştırıp öğrenmelerini ve doğayı ayakta tutmak için ellerinden ne geliyorsa az çok yapmalarını hem rica ederim hem de gönülden dilerim. Ve sizlere de bana böyle bir fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Herkesle yolda karşılaşmak üzere.

Gökhan Konaş'ın Instagram hesabına ulaşmak için tıklayın.