Mobilemenu
Profile

Rüzgarla Bir Olmak: Berk Yalgın

İlk şampiyonluğunuzu 2006’da Freestyle disiplininde aldınız ve bu da demek oluyor ki uzun süredir rüzgar sörfüyle iç içesiniz. O yıldan bu yana kendinizde nasıl değişimlere şahit oldunuz?

O zamandan bu yana bir sürü değişime şahit oldum çünkü hem spor değişti hem de benim hayatımda bir sürü şey değişti. Değişmeyen tek şey rüzgar sörfünün hayatımda önemli bir yer olmasıydı.

Hem Türkiye’de şampiyonluklarınız ve yurt dışı yarışlarına katılımlarınız oldu. Başarınızın bir sırrı var mı?

En büyük sırrı antrenman yapmak, yaptığınız işi sevmek, her gün suya çıkmak, yenilikleri takip etmek, doğru beslenmek, iyi uyumak ve tabii ki zinde kalmak.  Çünkü koşu, futbol veya basketbol antrenmanı gibi değildir. Tamamen yarıştığınız şartlara adapte olmanız lazım; rüzgarın geldiği açı, sertlik derecesi, dalganın açısı, büyüklüğü, aralığı, suyun ve havanın sıcaklığı… Bütün bunların hepsi çok önemli. Ne kadar çok gezerseniz, ne kadar çok yerde sörf yaparsanız o kadar çok kendinizi geliştirip yarışlara tam anlamıyla hazır olabiliyorsunuz.

Peki Türkiye açısından rüzgar sörfünde neler değişti, gelişti? Nasıl bir evrimden geçtik?

Rüzgar sörfü Türkiye’de çok eski bir spor ve bir sürü amatör sporla karşılaştırılırsa çok köklü bir camiası var. Dolayısıyla o zamandan bu zamana rüzgar sörfü, büyümekten ziyade küçüldü. Bunun bir sürü etkisi var; birincisi maddi şartlar çünkü pahalı bir spor, ikincisi bu zaman zarfında kitesurf gibi bir sporun devreye girmesi çünkü benzer sporlar, üçüncüsü daha az yarış düzenlenir oldu, medyada kendine daha az yer buluyor oldu. Bu sebeplerden dolayı rüzgar sörfünün Türkiye’de son beş senede biraz düştüğünü söyleyebilirim.

Rüzgar sörfü hayatınıza nasıl girdi?

Ben bir Fransız lisesinde okuyordum. Yaz günlerinde hem dilimi geliştirmek hem de spor yapmak için spor üzerine kurulmuş bir otelde spor hocalığı öğrenmeye başladım. Su kayağı, bisiklet, kano gibi birçok spor vardı. Hepsini denerken rüzgar sörfünü de denedim ve sonrasında dedim ki “Çok keyif alıyorum ve ben bu işi yapmak istiyorum.” O günden itibaren boş zamanlarımda sörf yapmaya başladım.  

Bize biraz Freestyle disiplininden bahseder misiniz?

Açıkçası Türkiye’de Freestyle öyle çok ön plana çıkan bir disiplin değil, bizde yarışlarda daha çok slalom disiplini öne çıkıyor. Freestyle bu sporun daha gösteri, birebir karşılaşma ve hareketler yaparak puan toplamaya yönelik bir disiplin. Tabii öyle olunca sonuçta bir federasyon vasıtasıyla bunun desteklenmesi de daha zor. Çünkü bir jüri sporu haline geliyor. Öyle olunca da sporcular kadar hakemlerin de kendini güncel tutması gerekiyor. Çünkü devamlı gelişen bir spor; hareketler, hareketlerin puanları, yeni hareketler çıkıyor… O yüzden federasyon tarafından çok da destek görmeyen bir disiplin.

Datça’da bir gününüz nasıl geçiyor?

Benim aynı zamanda burada sörf malzemeleri üzerine bir dükkanım var. Biraz sabah sporu, sonra iyi kahvaltı, biraz çalışma, genellikle akşamüstü saatlerine doğru ekstrem bir şey olmazsa mutlaka suya çıkmak ve antrenman yapmak şeklinde özetleyebilirim.

Yoğun bir sörf antrenmanının sizde bıraktığı hissi nasıl tanımlarsınız?

Vücudunuzu doğru çalıştırmak için bir kara antrenmanı da var tabii. Sörf yıpratıcı bir spor. Çünkü devamlı tutunduğunuz için direnç gösterince vücudunuzdaki kaslar, eklemler, tendonlar sertleşiyor. Kara antrenmanlarında onları açmanız, rahatlatmanız, vücudunuzu dengelemeniz lazım. O işin zor, sıkıcı ve yıpratıcı kısmı. Ama onun dışında suya çıktığınızda o işin keyifli kısmı başlıyor çünkü orada artık maharetlerinizi sergiliyorsunuz, kendinizi bir şekilde ifade ediyorsunuz. Dolayısıyla o en zevkli kısmı diyebilirim.

Rüzgar sörfüne başlayıp sonrasında yarışçı olma süreciniz nasıl ilerledi?

Belli bir seviyeye geldikten sonra artık kendinizi denemek ve kendinizle bir yarış haline girmek istiyorsunuz. Bunun için de bir şekilde başlayıp yerel yarışlardan yakın yerlerdeki yarışlardan, oradan da daha uzak yerlerdeki yarışları takip etmeyi başlıyorsunuz. Birkaç tane sponsor bulursanız, ne mutlu size. Onların desteğiyle daha iyi ekipmanlar satın alabilirsiniz veya birkaç yolculuğunuzun masraflarını karşılayabilirler.

Sizin sponsorunuz var mı?

Quiksilver kıyafet desteğinde bulunuyor. Kendi sattığım markalar ücretsiz malzeme veriyor.  Çok büyük çok önemli maddi destek yaratacak, uzaklara seyahatlerimi sağlayacak bir sponsorum yok.

Hala yarışlara rekabetçi bir şekilde devam ediyor musunuz?

Evet, ediyorum. Geçen sene bu zamanlarda Kanarya Adaları’nda dünya kupası vardı. Zaten oraya girmek bile büyük bir şerefti çünkü herkesi almazlar. Hele ki sık sık yarışmıyor ve bir tura dahil değilseniz sizi bir opsiyonla yarışa aldıkları Wild Card’la gidebilmek için de belirli bir kariyerinizin ve standartlarınızın olması gerekiyor. Bu şekilde ben yarışa girdim ve 48 kişi içerisinden 22. oldum. Bu çok büyük bir başarı. Çünkü sonuçta orada dünyadaki gerçekten en iyi 48 kişi var. Hem orada ülkemizi temsil etmek, hem oraya kabul edilmek hem de iyi bir netice almak büyük bir gurur tabii ki.

Sırada katılmayı düşündüğünüz hangi yarışlar var?

Katılmayı düşündüğüm çok yarış var. Ama zaman faktöründen dolayı hepsine katılamıyorum. Kafamdaki en çok katılmak istediğim, daha önce bir kere katılma şerefine layık olduğum, belki de dünyadaki en prestijli, bu sporu her yapan insanın hayali olan Hawaii’de Maui Aloha Classic adında bir yarış var. Bu yarış Freestyle değil de dalgalarla oluyor. Ben daha önce katıldım oraya ve 24. oldum. Bu çok büyük bir başarı çünkü biliyorsunuz ki ülkemizde öyle çok büyük dalgalar veya bir sörf kültürü yok. Ama ben özellikle son yıllarda freestyle’dan çok dalga peşinde koşturuyorum. Dolayısıyla yine oraya kabul edilmek, orada dünyanın en iyileri arasında yarışabilmek büyük bir gurur. 

Nasıl bir ortam var orada, biraz anlatabilir misiniz?

Çok enteresan bir yer orası, bir burun düşünün, tamamen çimle kaplı, herkes orada oturuyor ve sadece dört kişi sudasınız. Dünyanın belki de en çok bilinen, en çok korku veren ve en çok sörf yapılmak istenen Ho’okipa plajında herkes oturup sizi izliyor ve siz orada maharetlerinizi sergiliyorsunuz. Oscar’da kırmızı halıda yürümek gibi. Orada ülkemizi temsil etmek, o kadar insan arasında belli bir netice alabilmek benim için her şeyden önce bir çocukluk hayaliydi. Çünkü biz sörfe başladığımızda orada insanların yaptıklarını videolardan izleyip ancak böyle gözlerimizi kapatıp hayal kurabilirdik. Kimi çocuklar uzaya gitmek ister, kimileri ayda yürümek ister, kimileri televizyonda başrol oynamak ister ama benim de en büyük hayallerimden bir tanesi buydu. Onu seneler sonra çalışıp adım adım ilerleyip gerçekleştirebilmek beni çok mutlu etti.

Türkiye’deki dalgalarla antrenman yapıp, oraya gidince zorlanmıyor musunuz?

Buradaki dalgalarla oralarda yapamazsınız. Tabii ki iyi bir sörfçüyseniz, iyi bir antrenmanla gidebilirsiniz ama o artık bambaşka bir spor. Dolayısıyla ben direk orada yarışmadım, ondan önce bir sürü yere gittim. Oraya da daha önce gidip antrenman yaptım. Ancak böyle bir süreçten sonra güveniniz geliyor ve yapabiliyorsunuz.

En sevdiğiniz sörf spotları desek, nereleri sayarsınız?

Hawaii, Avustralya, Brezilya diyebilirim. Ama yurt içinde de Alaçatı bu işi öğrenmek için gerçekten dünyada gördüğüm en iyi yerler arasında. Bana kağıt kalem verip deseniz ki öyle bir yer çiz ki insanlar burada sörf öğrensin; oturup Alaçatı’yı çizerim. Derin olmayan sıcak bir su, kapalı bir koy, ama biraz da açık…

Rüzgar sörfü hakkında doğru bilinen yanlışlar var mı?

İnsanlar ben çok yaşlıyım, geç kaldım, öğrenemem diyorlar. Rüzgar sörfü son zamanlarda çok değişti. Artık malzeme performansı, hafifliği herkesin yapabileceği şekilde. Bu yüzden bunun yaşı yok. Başka bir tanesi de bu iş Türkiye’de çok var. Karadeniz’den Mersin’e bir sürü yerde sörf eğitimi alabilirsiniz. Federasyonun uyguladığı eğitmenlik standartları var. Her sene eğitmen yetişiyor, her türlü malzeme de var. Bu işin ders alma maliyeti zannettiğinizden daha düşük. Yapılamayacak bir spor değil.

Genç rüzgar sörfü sporcularına ne gibi tavsiyeler vermek istersiniz?

Ben bu kadar sene yaptıktan sonra hala şuna gönülden inanıyorum: dünyanın en güzel sporu. Bunu tartışmam bile. Dünya üzerinde yelkenle en hızlı giden, isterseniz en yukarı zıplayabileceğiniz, düz suda, gölde, denizde eğlenebileceğiniz hala da yenilikleri olan araçlardan bir tanesi. Doğanın her elementiyle bağlantılı; rüzgarı kullanıyorsunuz, denizin üzerindesiniz ve ayağınızın altında sert bir cisim var. Bütün elementleri kullanmanız lazım, onlarla bütünleşmeniz lazım ki gerçekten iyi bir sörfçü olun. Eğer hoşunuza gidiyorsa kalbinizi dinleyin ve hiç bırakmayın çünkü seçenekler sonsuz, uzun, çok derin. Ben hala yeni bir şey öğrendikçe, yeni bir şey keşfettikçe, kendimi bir adım bile ileriye götürsem çok zevk alıyorum o yüzden devam etsinler, bırakmasınlar.