Mobilemenu
Profile

Dünyanın En Gizemli, En Tuhaf 7 Yeri

Kaplan Yuvası Tapınağı, Hindistan

1692 yılında tam 3000 mere yüksekliğe inşa edilen bu tapınak kompleksine neredeyse hiç ziyaretçi kabul edilmiyor. Zaten bölgeye ulaşmak da oldukça zor ve tapınak sakinleri dışında fazla canlı da yok. Kendi içinde birçok mağaraya sahip olan bu tapınak doğal mağaralardan oluşuyor ve Budistler için de kutsal bir anlamı var. Budizm’i tanıtan Padmasambhava’nın 8. yüzyılda buraya bir kaplanın sırtında geldiğine inanıldığı için bu ismi alan bu tapınaklar kompleksinin iç kısımlarında başka tapınaklar da var ve sadece rahipler tarafından ziyaret edilebiliyor.

Surtsey, İzlanda

Eğer insanlar size “gökyüzünün altında yeni bir şey yok, her şey yüzyıllardır aynı” derse onlara İzlanda’nın Surtsey adasından bahsedin. Zira bu ada 1963 yılına kadar yeryüzünde yoktu.  Westman Adaları'nda (Vestmannaeyjar) o yıllarda bir sualtı yanardağı patladı ve faaliyet 1967 yılında sona erdiğinde ortaya daha önce hiç kimsenin görmediği Surtsey Adası çıktı. Bölgeye ziyaret hala sınırlı ve bilim adamları da araştırmalarını sürdürüyor.

Magnetic Hill, Kanada

Fotoğrafta gördüğünüz otomobil bir bilinmeze doğru gidiyor olabilir. Kanada’nın New Brunswick bölgesinde bulunan bu alan 1930’lardan beri Manyetik Alan olarak biliniyor ve bölgede birçok doğaüstü hadise yaşanıyor. Elbette bu durum bölgeye olan turist akınını da artırmış. Dünyada manyetik kuvveti en yüksek olan bölge olarak bilinen bu yerde gezmek serbest olsa da, yetkililer bu konuda üstlerine hiçbir sorumluluk almıyor, gizem de yıllardır devam ediyor.

Kan Şelaleleri, Antarktika

İşte birçok kişinin fotoğraflardan gördüğü bir yer. Anatraktika doğal olarak çok yol üstü ve yaşaması kolay bir yer olmadığı için bölgeye bilim adamları ve özel çalışmalar yapan sporcular dışında çok ziyaret olmuyor. Kıtanın  güney bölgesinde bulunan ve kanlı şelaleler olarak bilinen bölge de biraz bu sebeple hala gizemini koruyor.

Bilim insanları bembeyaz buzları kana bulayan bu suya kırmızı tonunu veren şeyin demir açısından zengin bir yeraltı gölü olduğu sonucuna varmışlar. Ama araştırmalar hala sürüyor ve suyun içinde yer alan organizmalar araştırılıyor. Bundan daha da garip olan, son araştırmalar, buzun 1.300 feet altında yaşayan mikroorganizmaların sudaki demir ve sülfür tarafından korunduğunu ortaya çıkardı. Bu değişik bir yaşam formu demek, o yüzden de bölgedeki çalışmalar daha geniş kapsamlı olarak sürdürülüyor.

Roopkund İskelet Gölü, Uttarkand, Hindistan

Roopkund, Hindistan'ın Uttarkand eyaletinde, yüksek irtifada bulunan bir buzul gölü. Ama bundan ziyade göl kenarında yer alan ve gizemi hala çözülemeyen yüzlerce insan iskeleti nedeniyle meşhurdur.

'İskelet gölü' olarak  da bilinen göl, Himalayalar'da 5,029 metrelik bir yükseklikte yer alıyor. İskeletler ise ilk kez 1942'de bir İngiliz orman muhafızı tarafından bulundu. Başlangıçta, iskeletlerin II. Dünya Savaşı sırasında bu rotayı geçerken ölen Japon askerlere ait olduğu düşünülüyordu. Ancak bilim adamları daha sonra iskeletlerin M.S. 850 yıllarına tarihlenen cesetler olduğunu tespit etti. Kim oldukları bilinmese de yüksek ihtimalle hac için bölgeye gelen ve pusuya düşürülen yerliler olduğu düşünülüyor. İskeletler bölgedeki buzlu hava nedeniyle yaklaşık 1200 yıldır korunmuş vaziyette gölde durmaya devam ediyor.

Diquis Deltası, Kosta Rika

“Kosta Rika'nın Taş Küreleri Bölgesi” olarak da bilinen ve 1930'larda keşfedilen bu yer dev taş küreleri ile meşhur. Boyutları birkaç santimetreden birkaç metreye kadar değişen taşların büyük olanları yaklaşık 16 ton ağırlığında. Çoğu granitten ya da granit benzeri, manganlı bir kaya biçiminde olan bu taşlardan bölgede yaklaşık 300 tane var. M.Ö. 200 ile M.Ö. 1600 arasında oluştuğuna inanılıyor. İnsan eliyle mi yoksa bütünüyle bir doğa mucizesi ile mi oluştuğu ise henüz bilinmiyor. Dini amaçlarla insanlar tarafından üretildiği ise şu an geçerli görüş. Yerel halk bu küreleri 'Las Bolas' olarak adlandırıyor ve Kosta Rika'nın başka yerlerinde de örnekleri bulunabiliyor. Yerlilerin bu taşlara gösterdikleri hürmet ise insan yapımı olduğu tezini güçlendiriyor.

Hotel del Salto, Kolombiya

Hotel Del Salto, Kolombiya'daki Bogota Nehri üzerindeki Tequendama Şelaleleri yakınında bulunuyor.  Otel 1927'de açıldı ve 1990'larda gizemli şekilde kapılarını kapattı. Bazıları, otelin perili olduğunu ve kimsenin orada kalmaması gerektiğini, bazıları ise bunun hayal ürünü olduğunu ve otelin bitişiğindeki nehri aşırı derecede kirlettiğini ve bu yüzden kapatıldığını söylüyor. Her iki durumda da bölgeyi büyük bir turistik yer haline getiren gizemli bir durum var ve otel yıllardır birçok turisti ağırlıyor.

Gotik bir tasarıma sahip otel bir konak olarak inşa edilmiş. Tequendama Şelalelerini ziyaret edenler için yapılan otel, 90’lı yıllara kadar ziyaretçi kabul etse de, bir gün kimseye haber verilmeden kapatılmış. Şu sıra Biyoçeşitlilik ve Kültür Müzesi olarak hizmet verse de fazla ziyaretçi kabul edilmiyor ve binanın sadece ilk iki katı müze olarak kullanılıyor. Diğer katlar ise ziyarete kapalı.