Mobilemenu
Profile

Dünyanın En Ünlü 5 Anıt Mezarı

Mezarlıklar, seyahat rotalarımızı çizerken genelde ilk aklımıza gelen yerlerden biri olmaz. Hatta bir mezarın, turistik lokasyon olarak görülmesi pek sık rastladığımız bir şey değildir. Ancak ilginç tasarımlara ya da etkileyici hikayelere sahip, ziyaret etmeye değer istisnalar bulmak elbet mümkün. İşte bu özellikleriyle ün kazanmış ve her yıl hatırı sayılır miktarda ziyaretçiyi kendine çekmeyi başaran anıt mezarlardan beş tanesi. 

Kutsal Melek Kalesi – İtalya

İlk durağımız olan İtalya ile listeye başlayalım. Görenleri anında etkileme gücüne sahip olan mozole-kale, Tiber Nehri üzerine Roma İmparatoru Hadrianus tarafından, kendisine ve ailesine öldüklerinde anıt mezar olabilsin diye, bizzat yaptırıldı. Hadrianus’un ölümünden sonra külleri talep ettiği gibi buraya yerleştirildi. Mozoleyi beğenen sonraki imparatorlardan bir kısmı da öldükten sonra buraya konulmak istedi. Bu gelenek, mozolenin Papa tarafından kale olarak kullanılmaya başlanmasıyla son buldu. Mekan şimdilerde ise bir müze olarak hizmet veriyor, turistleri ve Roma sakinlerini şahane manzarasıyla surlarına toplamayı başarıyor.

Tac Mahal – Hindistan

Listeye, hikayesi okul kitaplarına bile girmeyi başarmış, dünyadaki en ünlü anıt mezar sayılan Tac Mahal’le devam edelim.

Babür İmparatoru Şah Cihan’ın, genç yaşta ölen karısı anısına inşa ettirdiği bu yapının tamamlanması 22 yıl sürdü. 1632 – 1654 yılları arasında inşa edilen yapı, imparatorluğun başkenti vazifesini üstlenmiş olan Hindistan’ın Agra şehrinde yer alıyor. Anıt mezarın en meşhur özelliği, mezarın üstüne kondurulmuş olan 35 metrelik göz alıcı mermer kubbesi. Tac Mahal’in baş döndüren güzelliği ve heyecan vericiliği, 1983 yılında Unesco tarafından da tescillendi ve yapı, Dünya Mirası listesine alındı. Bu mimari şaheser, kayıtlara göre Hindistan’a yılda ortalama üç milyon turist getirmeyi başarıyor. 

İlk Çin İmparatoru ve Terracotta Ordusu Mozolesi – Çin

Kazılardan edinilen bilgiler, İlk Çin İmparatoru Mozolesi’nin milattan önce 246 – 208 yılları arasında yaptırıldığını belirtiyor. Kilometrelerce alana yayılmış durumda olan yapının düzeninin, dönemin başkentiyle paralellikler taşıyacak şekilde ayarlanmış olduğu söyleniyor.

Bu ünlü anıtın en önemli parçası ise 1974 yılında keşfedilmiş olan Terracotta Ordusu. Ordu, görevi imparatoru ölümden sonra korumak olan, çok fazla sayıda asker heykelinden ibaret. “Çok fazla sayıda” tabirini biraz açmak gerekirse; 8 binden fazla asker, 520 at, 130 savaş arabası ve 150 atlı asker heykeli söz konusu. 1974 yılındaki bu şaşaalı keşiften sonra Unesco, Çin topraklarındaki bu tarihi güzelliğe daha fazla kulak tıkayamadı ve mozoleyi Dünya Mirası ilan etti.

Keops Piramidi – Mısır

Dünyanın en büyük yapılarından biri olan Gize’deki Keops Piramidi’nin, aslında sadece bir anıt mezar olduğu bilgisi zaman zaman akıllardan çıkıveriyor. Evet, belleklere biraz taze su verelim ve Keops’un Firavun Khufu anısına inşa ettirildiğini hatırlayalım. Gize’deki üç piramidin en büyüğü ve en eskisi olan Keops, aynı zamanda da doğanın yıkıcı etkisini alt edip ayakta kalmayı başarabilmiş Yedi Harika’dan biri olma unvanını taşıyor. 146.5 metre ile, inşa edildiği milattan önce 2500’lü yıllardan yaklaşık 4000 yıl sonraya kadar, dünyanın en yüksek yapısı rekorunu kimselere vermeyen Keops Piramidi, ihtişamı ve gizemiyle yüzyıllardır adeta bir ziyaretçi mıknatısı olmaya devam ediyor. Belirtmeden geçmeyelim, listenin ilk iki anıt mezarı gibi burası da Dünya Mirası listesinin bir üyesi. 

Lenin Mozolesi – Rusya

Son mezar için Rusya’ya uzanalım ve Moskova’daki Kızıl Meydan’da, Kremlin Sarayı’nın hemen yanı başında yer alan Lenin Mozolesi’ne bir göz atalım. Vladimir Lenin 1924 yılında hayata veda ettiğinde, naaşı gömülmek yerine tahnit işlemine tabi tutulmuş ve mozole içerisinde halka sergilenmeye karar verilmişti. O günden beri bu karara uyulmaya devam ediliyor. Ancak yetkililer, naaşı bozulmaktan korumak adına bazı önemler almayı ihmal etmiyor elbette. Bunlardan biri, naaşın bulunduğu lahitin, daima 16 derecelik bir sıcaklıkta yüzde 80 nem oranıyla tutulması. Bir diğeri ise, naaşın her bir buçuk yılda bir düzenli olarak yeniden tahnitten geçirilmesi.