Mobilemenu
Profile

Dünyanın Hâlâ El Değmemiş 6 Yeri

Surinam Yağmur Ormanları

Surinam tam anlamıyla bir “orman ülke.” Topraklarının %91’i ormanlardan oluşuyor ve bu ormanların hatırı sayılır bir kısmı balta girmemiş durumda. Öyle ki ülkenin iç kesimlerine ulaşmak için bile yol yok. Ulaşım motorlarla ve nehir üzerinden sağlanıyor. Zaten Surinam nüfusunun büyük bir kısmı da sahil kesiminde yaşıyor. %5’lik bir kısım ise henüz balta girmemiş ormanlarda yaşayan yerliler. Burada henüz keşfedilmemiş birçok kabile olduğu biliniyor ve neyse ki ormanın derinliklerinde yaşayan yerlileri rahatsız edecek girişimlerden özenle kaçınılıyor. Bölgeye sadece bilim adamları ve belgeselciler giriyor ve belirli bir noktaya kadar araştırma yapabiliyorlar. Coppename Nehri boyunca yapılan bu yolculuklardan tek bildiğimiz ise loş ve huzurlu ormanın bugüne kadar görülmemiş birçok kemirgen popülasyonuna sahip olması.

Tristan da Cunha

Sıra geldi dünyanın en ıssız adasına. Tristan da Cunha dünya üzerinde üstünde yerleşim olup da herhangi bir kara noktasına en uzak olan adadır. Tristan de Cunha’ya en yakın kara parçası kuzeyde 2.334 km uzaklıktaki St. Helena adasıdır. En yakın kıta şehri ise 2.778 km doğuda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde bulunan Cape Town.

1506 yılında Portekizli Amiral Tristao da Cunha tarafından keşfedilen ve adını da bu amiralden alan ada dünyanın en el değmemiş yerlerinden biri olma unvanını koruyor. Toplamda 275 kişinin yaşadığı adanın sadece %25’inde insan var. Geri kalan kısımlarına ise adanın da volkanik olması sebebiyle pek gidilmemiş.

İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı olan adada havaalanı yok, sadece küçük bir liman var. Ayrıca adada sosyal tesis olarak 1 okul, 1 hastane, 1 postane, 1 müze, 1 pastane, 1 bar ve 1 yüzme havuzu mevcut. Geri kalan ise müthiş bir ıssızlık.

Kamçatka, Rusya

Rusya her ne kadar yüksek nüfusu ve oldukça büyük yüzölçümü ile fazla el değmemiş yere ev sahipliği yapmasa da Kamçatka Yarımadası bir istisna.

Büyük Okyanus'ta Ohotsk Denizi ile Bering Denizi arasında bulunan yarımadada bazıları sönmüş toplam 40 tane yanardağ vardır. Bölgenin ikliminde volkanlar, buzullar ve donmuş ormanlar dikkat çeker. Sadece 300.000 kişinin yaşadığı bölgede nüfusun yarısı balıkçılık yapılabilen liman kenti Petropavlovsk’da toplanır. Yarımadanın bir başka kötü özelliği ise sık sık büyük depremlerin olması. Sadece bu sebeple neredeyse yüzyıldır gidilmeyen yerleri bile var.

Marina Çukuru

Geldik meşhur çıkura. Marina Çukuru dünyanın bilinen en derin çukuru. 69 kilometre genişlikte ve 2542 kilometre derinlikte olan çukur tam bir kara delik. Büyük Okyanus’ta Guam Adası’nın güney batısında, Japonya ve Endonezya’ya eşit uzaklıkta bulunan çukur ilk olarak 1951’de keşfedilmiş.

Everest’i ters çevirip bu çukurun içine soksak yine bir kilometrelik mesafe kalırdı. Böyle düşünmek belki nasıl bir derinlikten bahsettiğimizi anlatır. Dibinde henüz keşfedilmemiş birçok canlıya da ev sahipliği yapan çukurun kendi içinde başka noktalara doğru derinleşip derinleşmediği de tam olarak bilinmiyor. Çukura bugüne kadar inebilen tek insan ise ünlü yönetmen James Cameron. Kendi denizaltısıyla çukurun dibine kadar inen Cameron çektiği fotoğraflarla da az da olsa gizemi ortadan kaldırdı. Ama yaptığı “Orada henüz keşfedilmemiş birçok yer ve canlı var” açıklaması Marina Çukuru’nun hala dünyanın en gizemli ve el değmemiş noktası olduğunu kanıtlar nitelikte.

Papua Yeni Gine Ormanları

Geldik dünyadaki birçok bilimsel keşfin yapıldığı ormanlara. Papua Yeni Gine ormanları birçok bilim adamına yol göstericilik yapsa ve özellikle evrimsel biyolojide birçok keşfin ev sahibi olsa da, ormanların büyük bir kısmı el değmemiş durumda. Bunda sık ağaçların ve bölgede yaşayan yerli kabilelerin rahatsız etmek istenmeyişi gibi sebepler var. Aynı şekide orman bazı noktalarda o kadar iç içe ki ancak biraz kesip biçerek yolunuza devam ediyorsunuz bu da mümkün olmadığı için bölge hem gizemini hem de güzelliğini korumaya devam edecek gibi duruyor.

Bonus: Derinkuyu Yeraltı Şehri

Ülkemizden tarihi bir örnekle listemizi bitirelim. Kapadokya’da bulunan yeraltı şehirlerinin en büyüğü olan Derinkuyu, tarihi 8. yüzyıla kadar giden bir geçmişe sahip. 8 kattan oluşan bu yeraltı şehri 1967 yılında turizme açıldı.

8 kattan oluşan şehirde okul, kilise, ahır, şaraphane, evler, mezar odaları ve dünyanın en eski akıl hastanesi var. Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde bulunan bu yeraltı şehri gezilebilir alanı en geniş olan yeraltı şehirlerinden biri olmasına rağmen henüz inilmeyen ve diğer yeraltı şehirleri ile de bağlantısı bulunan tünellere sahip. Doğal yapıyı bozmamak ve antik kültüre zarar vermemek adına 8 kattan derine inilmeyen bölgenin altında daha fazla odalar ve el değmemiş bölümler olduğu düşünülüyor. Ama henüz ve belki de hiçbir zaman yukarıdan saydığımız sebepler nedeniyle tam anlamıyla keşfedilmeyecek.