Mobilemenu
Profile

Efsanevi Monaco GP’nin Hikayesi

Monaco GP sadece Formula 1’in değil, motorsporları tarihinin en özel yarışlarından biri.

İlk olarak 1929 yılında düzenlenen yarış, tarihi boyunca F1 takviminin en çok hedeflenen, en çok kazanılmak istenen yarışı oldu. Peki bu yarış neden bu kadar önemli, onu diğer F1 duraklarından ayıran şey ne?

Monaco GP’nin en önemli özelliği hiç kuşkusuz bir sokak yarışı olması. Yarışın olmadığı zamanlarda günlük trafiğin aktığı pistte dünyanın en gelişmiş, en hızlı F1 araçlarını görmek öyle perk fazla yerde rastladığımız bir durum değil kuşkusuz. Sıra dışı pistinin yanında dünyanın en zengin en yüksek sosyetesini de ağırlayan Monaco’da yapılan her yarış bu sebeple de epey görkemli ve şatafatlı oluyor.

Birçok F1 pilotu için şampiyonluk kazanmak her zaman bir numaralı hedeftir. İkinci sırada ise bir Monaco GP yarışını kazanmak vardır; zira o yarışı kazanırlarsa her zaman hatırlanacaklarını bilirler.

Monaco GP belki de sıralama turu yarışlarının en önemli olduğu Formula 1 yarışıdır. Çünkü bu pistte geçiş yapmak o kadar zordur ki, pilotların hemen hepsi elde edebildikleri en iyi cepten yarışa başlamak için çırpınırlar, dolayısıyla sıralama turları da büyük bir yarış havasında geçer.

Yarışın dar yolları sadece geçişi zorlaştırmaz aynı zamanda birçok kazanın yaşanmasına da neden olur. Ve konu kazalara geldiğinde hiç kuşkusuz birçok F1 tutkununun aklına 2004 Monaco GP gelir.

Japon pilot Takuma Sato’nun aracındaki motor arızası bir anda pistin karışmasına neden olmuş ve tarihe geçen kaotik yarışın ilk kazası yaşanmıştı. Renault pilotu Jarno Trulli'nin kazandığı yarışta meydana gelen kazalar sonucunda Ferrari pilotu Michael Schumacher, Renault pilotu Fernando Alonso ve Sauber pilotu Giancarlo Fisichella yarış dışı kalmış ve 22 pilotla başlayan yarışı sadece 9 yarışçı tamamlayabilmişti.

Monaco tarihinden bir başka unutulmaz yarış ise elbette 1982’de koşulan grand prix idi. Sadece son iki turda beş kez el değiştiren liderlik yarışı o kadar kaotik bir hal almıştı ki, önce Alain Prost zafere iki tur kala kaza yapıp yarış dışı kalmış, onun yerine liderliğe geçen Riccardo Patrese aracını kontrol edemeyince yavaşlamıştı. Patrese’den liderliği alan Didier Pironi ise son tura girerken aracıyla pist dışına çıkınca 3 tur önce liderliği Prost’a verdikten sonra gerilere düşen Andrea de Cesaris yeniden birinciliği ele geçirip zafere ulaşmıştı.

Monaco GP birçok pilotun unutulmaz performanslarına ev sahipliği yapsa da bu pistle adı en çok anılan isim hiç kuşkusuz Brezilyalı efsane Ayrton Senna. Bu yarışı beşi üst üste olmak üzere tam altı kez (1987, 1989, 1990, 1991, 1992, 1993) kazanan Senna’nın bu rekoru hala kırılamadı. Birçok kişiye göre Senna hayatta kalsaydı Monaco zaferleri sayısı 10’u geçecek ve kimse bu rekora ulaşamayacaktı. Zira o pisti onun kadar iyi tanıyan ve o piste onun kadar yakışan başka hiçbir pilot olmadı. Senna’nın özellikle 1992’de Nigel Mansell’i epey uzun bir süre arkasında tutarak ulaştığı zafer bugün bile hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Son yıllarda bu yarışa en çok damga vuran pilot ise Nico Rosberg olmuştu. 2013, 2014 ve 2015’te üst üste üç kez bu yarışı kazanan Alman pilot 2016 sezonunda şampiyon olup emekliliğini açıklamıştı ve yakın dönemde Ayrton Senna’nın rekoruna en çok yaklaşma şansı olan pilot da böylece saf dışı kalmıştı.

Monaco GP’yi son olarak bir başka Alman, Sebastien Vettel yine olaylı bir yarış sonunda kazanmıştı. Bu sene ise 27 Mayıs’ta 89. yılında yeni bir Monaco GP’ye tanık olacağız. Kim kazanacak bilinmez ama bizi yine rekabetin ve hikayenin bol olduğu bir yarışın beklediği kesin.