Mobilemenu
Profile

En İyi Spor Belgeselleri

Canınız sıkıldıkça açıp izleyebileceğiniz ve her açtığınızda da başından kalkamayacağınız birçok spor belgeseli var. Ama aralarından “ölmeden izlenmesi şart” başlığına sahip olanlar da var elbette. Biz de bu zengin havuzdan beş tane belgeseli çıkarttık ve “başucunuzda dursun” notuyla listeledik.

A Sunday in Hell (1976)

Bisiklet dünyasının hem en zorlu hem de en meşhur yarışlarından biridir Paris-Roubaix. Hayranları, parkuru ve adeta yarışı kazanmak için kendini harap eden bisikletçileriyle akıllara kazınmıştır. A Sunday in Hell de işte bu efsanevi yarışın 1976 edisyonunu anlatan bir belgesel. Yarışta yaşınan tüm sarsıcı anları, mutlulukları ve acıları hiçbir şekilde süslemeden önümüze getiren belgeselin odak noktasında ise zamanının en büyük bisikletçisi olarak anılan Eddy Merckx vardı. Sadece bisikletseverlerin değil, sporu seven hiç kimsenin kaçırmaması gereken bir belgesel.

Tyson (2008)

Boks tarihinin en ünlü, en tartışmalı, en olaylı ve nihayetinde en eğlenceli simalarından biri olan Mike Tyson’a odaklanan bu belgesel, meşhur boksçunun benzersiz bir portresini sunuyordu izleyiciye. Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvanından kariyerinin tepetaklak yuvarlandığı yıllara, kulak ısırma skandalından hapislere düştüğü vakalara kadar boksörün hayatının tüm detaylarına inen belgesel bir bakıma spor dünyasının perde arkasında yaşanan gerçekleri de gözümüzün önüne getiriyordu.

Hoop Dreams (1994)

Spor belgesellerinin Yurttaş Kane’i olarak da bilinen bir yapımla devam edelim. Hoop Dreams Chicago'da yerel bir takımda oynayan ve birer NBA yıldızı olma hayali kuran Arthur Agee ve William Gates adlı iki siyahi gencin gerçek yaşam öykülerini anlatıyor. Oldukça yetenekli olan bu iki gencin geleceğinde NBA’de oynamaktan başka bir hayal yoktur. Aynı okuldan mezun oldukları idollerin peşinden gitmeye çalışan iki gencin umutları, neşeleri, hüzünleri ve sürekli sürekli çalışmaları bu 170 dakikalık epik belgeselde detaylarıyla anlatılıyor. Ve zor hayatlarından çıkış yolu olarak sporu bulan gençlerin hikayesi bir noktada tüm izleyicilerin kalbine dokunmayı başarıyor.

Senna (2010)

F1 tarihinin en önemli efsanelerinden olan Ayrton Senna üzerine hazırlanan bu belgeseli izlerken gözlerin dolmaması mümkün değil. 80’li yıllarda geldiği F1 organizasyonunda unutulmaz izler bırakan, 1994’te yine pistlerde hayata veda eden Senna’nın hikayesini arşiv görüntülerinin zenginliğinden de faydalanarak önümüze getiren filmde, Senna’nın hırsına, Alain Prost ile girdiği amansız rekabete ve aile hayatına tanık olmuştuk.

The Two Escobars (2010)

Pablo Escobar ve Andrés Escobar. Bu iki isim 90’lı yıllarda sadece Kolombiya’da değil, tüm dünyada bilinirdi. Pablo Escobar dünyanın en büyük uyuşturucu kartelinin başındaki acımasız bir mafya, Andres Escobar ise Kolombiya’nin dünyaya armağan ettiği ve özellikle 1994 Dünya Kupası’nda adını tüm dünyanın ezberlediği bir futbolcu. Birbiriyle hiç alakaları olmamasına rağmen, Andres’in kendi kalesine attığı gol ile Kolombiya’nin Dünya Kupası’ndan elenmesi ve sonrasında bu sebeple öldürülmesi bu iki ismi de birlikte andırmıştı. Belgesel sadece soyadları değil kaderleri de kesişen bu iki insanın sıra dışı öyküsünü muazzam arşif görüntüleriyle karşımıza getirmişti.