Mobilemenu
Profile

En İyi Versiyonunu Bulma Yolunda: Ece Calp

Bakü’deki 1.Olimpiyat Oyunları’nda(2015) geçirdiği sakatlık sonucu yürüyememe ihtimali olan 2013 Balkan Şampiyonu Calp, ameliyattan dokuz ay sonra tekrar yarışmaya başladı. Çünkü onun en büyük motivasyonu triatlonu çok sevmesiydi. Şu an tek hedefi kendisinin en iyi versiyonunu bulma yolunda olan Calp ile derin bir sohbete daldık.

Triatlona nasıl başladın?

7 yaşındayken bir gün amcamın madalyalarını gördüm. “Benim de böyle madalyalarım olsun” deyince amcam da heyecanlanıp annemlerle beni yüzmeye yazdırmaları konusunda konuştu. O şekilde yüzmeye başladım. İlk yaz yüzmeyi öğrenemedim. İkinci yaz biraz daha iyiye giderek sonunda öğrenebildim. Suya girmek istememe gibi durumlarım da vardı. Yüzme bilenler grubuna geçtiğim zaman haftada iki gün antrenman yaparken bana iyiye gittiğimi söylediler ve anneme haftada beş gün gelip gelemeyeceğimi sordular. Annem de “Ece istiyorsa getiririm” dedi. Bu şekilde antrenmanlara devam ederken çok büyük bir şans yaşadım. Benim yaş grubumda bayrak takımında eksik vardı. Performansım o derece iyi olmamasına rağmen takıma girdim. O yarışlara katılmak beni inanılmaz motive etti. Olayın nasıl geliştiğini öğrendim, daha fazla araştırmaya doğru ilerledim. Daha fazla antrenman gerektiği anda Ece her zaman ordaydı. Sonra da bunu başarılar izledi.

Sence yüzmeyle başlaman senin için bir avantaj mı?

Evet, uluslararası seviyelerde çok büyük bir avantaj. Yüzmede öndeki grupla ne kadar yakın çıkabilirsen o kadar iyi bir bisiklet grubunda oluyorsun, böylece birbirinin rüzgarına girme dediğimiz olayda bundan faydalabiliyorsun. Böylece enerjini stabil tutarak koşuya daha iyi girmiş oluyorsun. 

Senin için rekabet ne zaman başladı?

İnsanın içinde varmış derler ya benimki de öyle. Ben genel olarak başka şeyler için de hırslı biriyim. Bazen bu hırsım kötü sonuçlar da doğurabiliyor ama o safhada iyiye kullanmıştım. Bu öyle bir hırstı ki benim yaş grubumdaki insanlar tek antrenman yapıyordu ama ben okulumu öyle bir ayarlatmıştım ki çift antrenman yapıyordum. Daha bu sabah antrenmana gittiğimde düşündüm ki; antrenman yapmayı ve havuzda olmayı gerçekten çok seviyorum! Artık klor bağımlılığı mı, karşıma çıkan antrenörlerin iyi olması mı, yoksa ben bilerek mi o antrenörlere yöneliyorum… Aramızdaki bağ çok kuvvetli oluyor, aile gibi hissediyorum. Sanırım biraz da bundan kaynaklanıyor. Doğru antrenör seçimleri de çok önemli.

Antrenör demişken, şu an kiminle veya kimlerle çalışıyorsun?

Triatlona geçiş yaptıktan sonra hayatımda birkaç şey değişti. Triatlon yüzme gibi değil üç tane branş var. Öyle olunca bir yüzücü kadar yüzebiliyor olman, bir bisikletçi kadar bisiklet sürüyor olman ve bir koşucu kadar koşabiliyor olman gerekiyor. O yüzden de geçen senenin Şubat ayına kadar tek bir antrenörle çalışıyordum. O bana yeterli olamayacağını söyleyince arayışa girdim. Takip ettiğim bir yüzme antrenörü vardı. Kendisi bir dönem yüzme milli takımımızın baş antrenörüydü, şimdi ise İzmir THOM 2. Bölge baş antrenörü: Erkan Mutlu. İzmir’de çalışmaya başladığını görüp bağlantıya geçtim. Başlangıçta onun için yetersiz olsam da şu an her şey çok yolunda. Bisiklet ve koşu antrenmanlarımı da Belçika’dan Hasan Özer’den alıyorum. Birbirleriyle de tanıştılar aralarındaki bağlantı da benim için çok iyi. Kuvvet antrenmanlarımı da yaptığım bir antrenörüm var. Üç antrenörle çalışıyorum ve şu an tam anlamıyla istediğim takımı kurmuş durumdayım.

Bakü’deki 1. Avrupa Olimpiyatları’nda dönüm noktan diyebileceğimiz bir olay yaşadın. Onu senden dinleyebilir miyiz?

2016 Olimpiyatları’na hazırlanırken, 2015 yılında Avrupa Oyunları’na katılım hakkı kazandım. Avrupa Oyunları da 2016 için puan toplarken önemli bir basamaktı. O yarıştan puan alabilirsem %80 olimpiyatlara gideceğim gözüyle bakıyorduk. Her şey çok iyi gidiyor, performansım inanılmaz seviyede... Avrupa Oyunları’na katılım için de puan toplamak gerekiyordu. Ben o puanı da federasyon, yarış, sponsor derken çok zor şekilde elde ettim. Oraya gitmek için bu kadar uğraştıktan sonra bunu başarabilmek zaten inanılmaz bir duygu. O gün oraya gittiğimde “Benim olmak istediğim yer burası, olimpiyatlar için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım!” dedim. Yarış başladı, kendimi çok iyi hissediyordum. Sudan ilk 30 arasında çıktım ve bu benim için inanılmaz bir şeydi. O gün sudan çıktığım ekipteki çoğu kişi 2016 yılında olimpiyatlara gitti. Bisiklet de çok iyi geçti. Koşuda da hala ilk 30 içerisindeydim. Ben de “Artık bitti” diye düşünürken koşunun ikinci turunda hafif bir ağrı hissettim ama yorgunluktandır diye aldırış etmedim. Üçüncü tur ağrı daha da arttı ve acıya döndü. Koşu toplam dört turdu. Dördüncü turun sonuncu kilometresinde acım inanılmaz bir seviyeye geldi. Durdum ve rahatlaması için esnetme yapmaya başladım. Rahatlayacak gibi değildi. Sanki oradan bir şey çıkmış da yerine oturtsam devam edebilecekmişim gibi. Durdum, ağlamaya başladım, hakemler geldi. Bana yardım ederlerse devam edebileceğimi söyledim. Sonrasında ayağa kalkmayı denesem de kalkamadım ve devam edemeyeceğimi söyledim. Akşamında bana friksiyon masajı ve iğneler yapıldı. Rahatlayacak sandık ama yok. Sabah kalktığımda ayağımın üstüne basamıyordum. Daha sonra röntgende kırık olduğu ortaya çıktı. Bacağım, kalça kemiğiyle bağlandığı yerden kırılmış. Bakü’de ameliyat yapılması gerektiğini söylediler. Ankara’dan da doktor geldi. 44’üncü saatte ameliyata girecektim, bu saatten sonra yapılan ameliyatların sonrasında sekerek yürüme olasılığı yüzde 90… Ameliyata girerken doktora “Ben antrenman yapmaya devam edeceğim, ona göre yapın” dedim. Sonrasında 22 tane dikişimin olduğu bir ameliyat geçirdim.

Kendine inanmadığın, pes ettiğin bir an hiç mi olmadı?

Çok oldu, çok ağladım. “Yapamayacağım, geri dönemeyeceğim” diye çok düşündüm. Ne kadar kendimi inandırmaya çalışsam da vücudumda bir komplikasyon var ve geçip geçmeyeceğini bilmiyorum. İki haftada bir röntgen çekiliyordum. O iki haftayı saatle sayıyordum ki iki haftada olan gelişmeler çok küçük. Ama doktorlarım sağ olsun, hepsinin bana olan sabrı ve desteği benim için çok önemliydi.

Toparlanma sürecini nasıl atlattın?

Bu konuda hemen araştırmalara başladım. İnternetteki doğru-yanlış tüm makaleleri okudum. Sonrasında birkaç İstanbul seyahatim oldu. Çünkü İzmir bu konuda biraz kısıtlı kalıyor. İstanbul’da birkaç alet koşuya daha hızlı adapte olmamı sağladı. Dokuz ay sonra da ilk yarışımı koştum.

Dokuz ay sonra mı!?!

Evet, ilk triatlon yarışımı koştum. Her şey çok kontrollü ilerlemişti. 8’inci haftada suya girmiştim. 10’uncu haftada bisiklet sürüyordum. 12’nci haftada da koşar pozisyona gelmiştim. Bu konuda fizik tedavi çok önemliydi. Vücudumu çok iyi bir şekilde hazırlayınca kısa bir sürede geri döndüm.

Böyle bir sakatlık geçirmiş birine nasıl bir tavsiye verebilirsin?

Aslında öncesinde sakatlık geçirmemek için bir şeyler yapmalıyız. Kuvvet egzersizlerinin rolü çok büyük. Sen yapmıyor muydun diye sorabilirsiniz ama benim oradaki en büyük hatam; üniversitede son senemdeyken İtalya’daki kamp ve okul arasındaki yoğunluktu. Geldiğim dönemlerde hep aklımda doktora gitmek vardı ama hiç vaktim olmuyordu. Doktorların hepsi bu seviyede bir kırığa gelene kadar kesin bir ağrı hissedebilmem gerektiğini söylüyorlar. En ufak bir ağrı hissetmedim. O kadar odaklanmışım ki, oradaki ağrıyı beynim vücudumun önüne geçerek kapatmış. O yüzden benim önerim iyi bir kuvvet antrenörü ile çalışmak. Bu konuda internetten de yardım alabilirsiniz. Eğer sakatlandıysanız da en kısa sürede tedavi için harekete geçin.

Triatlonda olimpiyatlara gidilmesi için ne yapılması lazım?

Ben o ışığı hissettiğim birini görsem; alıp, eğiteceğim ve göndereceğim. O isteği görebildiğim, o kadar zorluğa göğüs gerebilecek başka biri yok. Başka zorlukları bir şekilde aşıyorsunuz ama sağlınızda yaşadığınız büyük problemleri aşmak çok zor olabiliyor.

Sen motivasyonunu nerede buluyorsun?

Hayatta bir şeyi çok sevin. Bu spor olmak zorunda değil, ama bir şeyi çok sevin! Sanırım ondan böyle oluyor.

Başarının sırrı çok çalışmak mı?

Aslında sadece çok çalışmak değil. Her şeyin dört dörtlük olması, o gün şansının çok yolunda olması ve tabii ki çok çalışmak da gerekiyor. Çok çalıştığın için de şansını kendin yaratabiliyorsun. Ama bizimki “outdoor” bir spor olduğu için vücudun o günkü hava şartlarına alışkın olmayabilir ama her şarta kendini hazırlamış olman gerekiyor. Bazen de çok çalışınca olmuyor. Herkesin bir kapasitesi var. Ben de benim kapasitemin en üst limitini görmeye çalışıyorum ve bunun için de elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama başarı göreceli de olabiliyor. Benim vücuduma göre başarı olan şey belki de üçüncülük ama başkası için farklı. Artık galiba doyuma ulaştım. Eskiden hedefim şampiyon olmak, birinci olmakken şimdi kendi standartlarımı görmek beni daha mutlu ediyor açıkçası. Herkese de bunu öneriyorum. Bunu yaptığın zaman mutlu oluyorsun aslında. 5 km’yi 20 dakikada koşan biri çalışarak o mesafeyi 19 dakikada koştuğu an başarı budur bence.

Sporla ilgili okuduğun kitaplardan bir tane önerebilir misin?

Herkes Lance Armstrong’u doping yaptığından dolayı eleştirdi ama benim ona olan hayranlığım hiçbir zaman geçmedi. Onun kitapları beni hep büyüleyen kitaplardır. Aslında yalanların olduğu bir kitap oluyor ama o kitapta o çektiği acıları o kadar iyi anlatıyor ki. O sakatlık dönemimde onu tekrar okumuştum ve kendinizden bir şeyler hissetmek insana iyi geliyor. Sonrasında yapılan belgeseli de izlediğinizde anlam karmaşası yaratıp insanı düşünmeye ittiği için kitabını seviyorum.

İdolün var mı?

Kadınlardan Nicola Spirig diyebilirim. 2012 Olimpiyatlarında triatlonda foto-finiş ile şampiyon oldu. Sonra yarışırken üç aylık hamile olduğu ortaya çıktı ve doğum yaptı. 2016 Olimpiyatlarında ikinci oldu. O sırada da ikinci çocuğuna iki aylık hamileymiş! Bazı insanlara hamileyken yarışması canice geliyor ama demek ki vücudu öyle bir toparlıyor ki bunu başarabiliyor ve bu durum bir sıkıntı oluşmuyor. Diğer yandan triatlona başlamak isteyen çocuklara çok yardımcı oluyor ve organizasyonlar düzenliyor. Umarım ben de bir gün böyle şeyler yapabilir pozisyona gelirim. Diğer idolüm de erkeklerde Javier Gomez Noya’dır. O da birçok sakatlıktan sonra geri dönüp birçok şey başarmıştır.

“Herkes triatlon yapabilir, IRONMAN olabilir” diyebilir misin?

Evet, doğru antrenman yaparlarsa olabilirler. Ama ne olur daha bir sprint yarış koşmadan direkt IRONMAN olayım demeyin. Bu vücuda yıkımdır. Çabuk tüketmeyin.

En yüksek hedefin nedir ve ona ulaşınca ne yapmayı planlıyorsun?

Çok klişe ama olimpiyatlar en yüksek hedefimdi. Ama bu ülkede olimpiyatlara gidebilmek için gerçekten çok fazla rant dönüyor. Bu beni çok zorluyor. O yüzden o hedefimden yavaş yavaş uzaklaşıyorum çünkü artık keyif vermemeye başladı. Sürekli önüme engeller çıkartılması “Bugün yüzmeyeceğim ya” demeye kadar getiriyor. Şimdiye kadar hiç suya girmezlik yapmadım ama o kadar çok zorluyor ki bunu bile düşündüğüme göre “Bunları ne için yapıyorum ki, ben mutlu değilim” diyorum zaman zaman. Yine de Türkiye’de triatlonu elit seviyede yapmaya devam edeceğim. Ama bir yandan da half-IRONMAN yarışlarına girip uzun mesafede kendimi gösterebilmek istiyorum. Bununla ilgili kendime bir hedef belirlemedim. Az önce de dediğim gibi kendi en iyimi bulmaya çalışıyorum şu an.

Üniversitede işletme okudun, kariyerine ne yönde ilerlemeyi planlıyorsun?

Ben aslında sabah dokuz, akşam beş işi yapabilirim diye düşünüyordum ama denedim ve olmadı. Şu an kendimi antrenörlük için geliştirmeye çalışıyorum, çeşitli kurslardan belgeler alıyorum. Çok seviyorum, bu spor için çok yatırım yaptım ve bu yatırımları başkaları için de kullanmak istiyorum.

Sırada seni hangi yarışlarda göreceğiz?

İlk olarak Didim Triatlonu’nda Balkan Şampiyonası için milli takım seçmeleri var, yine Alanya’da Avrupa Kupası olacak, Antalya’daki IRONMAN yarışına da kayıt olmayı düşünüyorum. Güzel bir sezon beni bekliyor diye düşünüyorum, sakatlık olmadığı sürece derecelerim iyiye gidiyor ve bu da beni motive ediyor.

Son olarak Advenport okuyucularına bir şey söylemek ister misin?

İnsanlar bir şekilde spor yapmaya başlasınlar. Hiç olmazsa sabah 15 dakika ileri, 15 dakika geri yürüseler; 30 dakika yapıyor. Bu bile insana büyük bir keyif verir. Yarım saat dediğimiz şey altı şarkıdan ibaret. Sadece 30 dakika erken kalkıp çıkıp yürümek bile bir harekettir. Çünkü gün içinde insanlar çok stabil kalıyorlar.