Mobilemenu
Profile

Esra Gökçek: “Sporla Bedenine Saygı Duymaya Başlıyorsun”

Spora 4-5 yaşlarında ailesiyle doğa yürüyüşüyle başlayan Esra Gökçek, hayatının hiçbir evresinde spordan kopmayan ve aslında “hareket halinde” olmayı herkese tavsiye eden başarılı bir triatlet. Ülkemizi olimpik branşta temsil eden sporcuya kariyerinden, fit kalma tavsiyelerine kadar birçok konuda sorular yönelttik. 

Triatlondan önce spor hayatınla ilgili sorularla başlayalım. Evet, öncelikle spor hayatına ne zaman girdi? Çocukluğundan beri spora yatkın biri miydin?

Triathlondan önce Fenerbahçe Spor Kulübü'nde yüzücüydüm. Spor hayatımda hep vardı. Ailem beni spora teşvik etti. Çok küçük bir çocukken bile, yani burada 4-5 yaşlarımdan bahsediyorum, ailem ile doğa yürüyüşlerine giderdik, babam kendisi spor yaparken bana da egzersizleri öğretirdi. 7 yaşımda cimnastiğe 8 yaşımda da yüzmeye başladım. Ve evet spora yatkındım!

Bildiğimiz kadarıyla İzmir’de yaşıyorsun. Bu güzel şehirde mi büyüdün? İnsan İzmir’de yaşayınca yüzme yeteneği default olarak yükleniyor sanki…

İzmir'de yaşıyorum ama Kırıkkale'de doğdum. Babamın mesleğinden dolayı ben 6 yaşındayken Balıkesir'e taşındık. Zaten spor da asıl olarak hayatımda böyle başlamış oldu. Doğruyu söylemek gerekirse annemin, benim ve kardeşim ile ilgili sporda çok büyük hayalleri vardı. Bizi daha başarılı ve büyük kulüplerde  görmek istiyordu. Balıkesir'de tesis ve antrenör yetersizliği ile bu mümkün değildi. Araştırdı, Türkiye'nin en iyi antrenörünün İzmir'de olduğunu öğrendi ve onunla çalışmak için buraya taşındık.

Peki, triatlonla tanışman nasıl oldu? Ya da ne zaman “Ben triatlet olacağım!” demeye başladın?

Balıkesir'de yüzerken havuza triatletler de geliyordu. Ben onları görüp imreniyordum. Bir gün triatlon antrenörü bana ‘Sen bu spora çok yatkınsın sende çok yetenek görüyorum. Bu sporu yapman lazım!’ dedi. Ancak ailem en başta izin vermedi. Zor bir spor olduğunu, yeterince kuvvetli olmadığımı düşünüyorlardı. Hep içimde kaldı. Olimpiyata gidebilecek kadar iyi bir yüzücü değildim. 18 yaşımda yüzmeyi bıraktım ve triatlona başladım.

Seni bu branşa en çok çeken şey neydi?

Sanırım beni bu branşa en çok çeken şey monotonluğu sevmiyor oluşum. Koşmayı ve bisiklet sürmeyi çok seviyorum. Bu sporda da bu üç branşı ardı ardına yapmak, sürekli var olan tüm gücünle yarışmak, nabzının hep yüksek olması beni bu spora çeken şey. Rekabeti seviyorum. Güçlü hissetmeyi seviyorum ve triatlon beni çok güçlü hissettiriyor. Hem fiziken hem mental anlamda.

İş ciddiye bindiği zaman hiç “Yok, bu çok ağır bir spormuş galiba yapamayacağım” dediğin oldu mu?

Hayır,zorluğundan dolayı hiç bu sporu yapamayacağım demedim. İçimdeki güçlü ruh sürekli beni itiyor.

Seninle aynı branşı yapan birçok sporcu, günlük hayatlarında farklı meslekler de yapıyorlar. Mesela İpek Onaran’ın aynı zamanda bir matematik öğretmeni olması gibi. Senin de ikinci bir işin var mı yoksa hayatını tamamen spordan mı kazanıyorsun?

Ben olimpik branşta yarışıyorum. Haftada 30 ile 40 saat arasında antrenman yapmam gerekiyor. Bu kadar yoğun antrenman program arasında çalışmam pek mümkün görünmüyor. Sadece iyi antrenman yapmak değil aynı zamanda dinlenmem de çok önemli. Ayrıca sanılan ve görünenin aksine benim bu sporda bir kazancım yok. Şu anda ailem ile yaşıyorum. Atletik performans bazında hedeflerimi küçülttüğüm zaman ikinci bir mesleğim olabilir. 

Yaptığın sporun birçok getirisi var. Galiba onlardan biri de ideal bir görünüm. Yaz ayları gelince hiç “Eyvah, kilo vermem lazım!” gibi bir derdin olmaması nasıl bir duygu?

Eğer profesyonel bir sporcu olmasaydım sadece ideal bir görünüme sahip olmak için de çılgınlar gibi spor yapardım. Yaz ayları gelince kilo vermek gibi bir derdim yok ancak bu aylar bizim yarış aylarımız olduğundan kilo vermemeye ve almamaya çok dikkat etmek gerekiyor. Dolayısıyla beslenmeye ekstra dikkat ediyoruz ve en acısı ise dayanıklılığımızı korumak ve arttırmak için şekerli besinlerden uzak durmak oluyor. 

Çevrende hiç seni görüp, hangi sporu yaptığını merak eden oluyor mu?

Sanırım en çok 'siz necisiniz?' sorusunu duyuyorum (gülüyor). Bisiklette bir yerde mola verdiğimizde, spor salonunda kuvvet çalışırken veya günlük yaşamımda bile ‘siz sporcusunuz galiba, hangi sporu yapıyorsunuz?’ gibi soruları duymaya çok alıştım.  

Galiba spor yapmak insana ruhen de özgüven aşılayan bir şey değil mi?

Kesinlikle spor insana özgüven aşılıyor. Bedenine saygı duymaya başlıyorsun bir kere. Var olduğundan, hissettiğinden daha güçlü olduğunu ve yapabileceklerini keşfediyorsun. 

Sosyal medyada takip ettiğimiz kadarıyla yurt dışında birçok yarışa katılıyorsun. Seni en çok etkileyen ülkeler hangileriydi?

Evet  her yarıştan puan almam gerekiyor ve bu yüzden yurtdışında birçok yarışa katılıyorum. Gitmekten en keyif aldığım yer Mauritius Adası oldu. Cennet gibi bir yer. Oraya tekrar tatil amaçlı gitmek isterim. 

Hangi yemekleri seversin ve sporun yüzünden uzak durduğuna çok üzüldüğün besinler hangileri diye sorsak?

Ben yemek seçmem, her şeyi yerim. Farklı tatlar, farklı mutfaklar denemeyi çok seviyorum. Uzak durduğuma üzüldüğüm bir besin yok aslında. Örneğin insanlar makarnanın ne kadar tehlikeli olduğunu düşünürken benim ana besin kaynağım makarna. Bol karbonhidrat benim sporumun baş tacı. Ama şunu söyleyebilirim, yarış sezonumda olduğumdan doğum günü pastamı yiyememek beni üzüyor. 

Son olarak, sporla direkt bağlantısı olmasa da fit kalmak isteyen okuyucularımıza tavsiyelerin var mı?

Fit kalmak istiyorsan öncelikle bunu gerçekten istemelisin. Ben fit olmak istiyorum deyip, yediklerine dikkat etmeyip, hareketsiz kalırsan sen bunu gerçekten istemiyorsun demektir. Dengeli beslenme ve hafif spor zaten her insanın hayat felsefesi olmalı. Ben yaşlılığımı hastanede geçirmek yerine, torunlarımla  oyun oynayabilen, o yaşlarımın tadını çıkarabilen ve kendime yeten bir kadın olmak istiyorum. Bunun için de spor çok önemli.