Mobilemenu
Profile

Everest’e Tırmanan İlk Kadınlarımızdan: Burçak Özoğlu

Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz? Dağcılık sporunu neden seçtin ve bu spora başlamandaki en önemli etken ne oldu?

Yaklaşık 27 yıldır dağcılık sporu ile uğraşıyorum. Profesyonel mesleğim ise akademisyenlik. 2010 yılından beri ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde İşletme bölümünde öğretim görevlisiyim. Çocukken çok hareketliydim. Spor yaşantım ortaokul yıllarında voleybol takımında başladı, lisede de devam etti. Üniversitede (ODTÜ) ise önce kayak öğrenmek amacıyla DKSK (Dağcılık ve Kış Sporları Kolu)’ye başladım, kısa sürede dağcılık da ilgimi çekti ve sonra gerisi geldi. DKSK’de üniversite süresince devam eden aşamalı eğitimler ve tırmanışlarla eğitimi tamamladım. Mezun olduktan sonra da ODTÜ ekolü ile dağcılığa devam ettim.

Bu spora başlarken birçok ilki başarıp Dünya’nın zirvesine çıkacağın aklına gelir miydi?

İlk yıllarımda hayal edemezdim ancak yıllar geçip deneyimim arttıkça, yüksek irtifalı zirvelere yaptığımız tırmanışlar sonrasında en yüksek dağlara tırmanmak hedefimiz haline gelmişti.

Everest’e tırmanma projesi nasıl ortaya çıktı? Bu planda yer almayı nasıl kabul ettin? Tırmanışla ilgili tedirgin olduğun şeyler var mıydı?

ODTÜ ekolü dağcılığı, ekip ve takım tırmanışlarına dayanır. Biz de mezuniyet sonrasında ODTÜ DKSK’nin devamı olarak kurduğumuz ORDOS derneğinde ekip olarak tırmanışlarımıza devam ettik. 1990’ların sonundan itibaren yüksek irtifalı tırmanışlarımız başladı. Önce 5 bin metre irtifa üzerindeki Türkiye’nin en yüksek dağı Ağrı ve İran’daki Demavend dağları sonra Kazakistan’da bulunan Tien Shan’ın 7 bin metre üzerindeki Khan Tengri Dağı ve sonrasında da ilk 8 bin metre üzeri tırmanışımız olan Pakistan Himalayaları’ndaki Gasherbrum tırmanışımız oldu. Bu tırmanışlarda her ekspedisyon için sayılar değişse de hep aynı geniş ekipten dağcılar katıldı. Everest tırmanışını öncelikle Türkiye’den ilk kadın tırmanışını gerçekleştirmek için planlamıştık. Finansal desteğimiz kesinleşince de ekibi kesinleştirdik. ODTÜ Spor Kulübü takımı olarak, Türkiye adına ulusal ekspedisyonu gerçekleştirdik.

Tırmanış nasıl geçti? Everest’in zirvesine ulaşmaya çalışırken neler yaşadınız? Genel olarak bu tecrübeyi anlatabilir misin?

2006 Türkiye Everest ekspedisyonu iki aydan fazla sürdü. Tümünü anlatmak biraz uzun olur! Bu iki aylık sürenin net olarak bir ayı da dağ koşullarındaydı. Yüksek irtifa tırmanışları kış dağcılık tekniğinin yanı sıra vücudun yüksek irtifaya uyumu anlamına gelen aklimatizasyonu da gerektirdiğinden, oldukça meşakkatli ve uzun süre alan tırmanışlardır.

Tırmanışın hikayesini, benim kaleme aldığım “Hazır mısın Everest?” kitabından ve yine aynı isimli belgesel filmimizden öğrenebilirsiniz.

Everest’e çıkan ilk Türk kadın dağcısı olmak o an neler hissettirdi? Zirvedeyken aklından neler geçti?

Önce de söylediğim gibi 2006 yılındaki tırmanışın ana hedefi Türkiye’den Everest’e ilk kadın tırmanışının gerçekleştirilmesiydi. Bu 11 kişilik tüm Türkiye takımının hedefiydi. Takımda dört kadın sporcu vardı: Eylem Elif Koç Maviş, Meltem Çolak, Suna Yılmaz ve ben olmak üzere dördümüz de zirveye ulaştık.

Zirveye ulaşmış olmak benim için kişisel bir mutluluk ve tatmin kaynağı olmaktan çok ortak bir başarı olması açısından önemli.

Zirve yapan grupta eşin de bulunuyordu. Bu durum üzerinizde nasıl etki yarattı? Tırmanış sırasında birbirinizin iyi olduğundan emin olma, birbiriniz için de endişelenme gibi psikolojik zorluklar oldu mu?

Takım olarak bu konularda çok keskin kurallarımız var. Tırmanışlarımızda büyük bir disiplin içerisinde oluyoruz. Yaptığımız sporun zorlu ve riskli olması bunun nedeni. Bu disiplin gereğince, dağda olduğumuz sürece takım içerisinde her türlü bireysel ilişkiler askıya alınıyor. Bu sadece evli çiftler için değil, yakın arkadaşlar hatta birbiriyle anlaşamayanlar için de geçerli. Biz takım olarak yıllar içerisinde bu konuda oldukça uzmanlaştık. Bence Everest tırmanışında zirveye ulaşmış olmak kadar bir ay boyunca bu disiplini koruyabilmiş olmamız da önemli.

Everest haricinde az önce bahsettiğin Gasherbrum, Khan Tengri, Elbruz Dağı gibi birçok dağda zirve yaptın ve pek çok ilki başaran kadın dağcılarımızdan oldun. Geri dönüp baktığında bu başarılardan sana en çok gurur ve mutluluk verenler hangileri?

Sanırım bende en çok iz bırakan tırmanışlar: Dağın ve tırmanışın teknik olarak zor ama çekici olması açısından 2003 yılındaki Khan Tengri tırmanışımız ile rehber ya da dağda “sherpa” kullanmadan gerçekleştirdiğimiz ilk 8 binlik zirvemiz Gasherbrum’dur.

Dağcılıkla ilgili şu ana kadar size verilmiş en iyi tavsiye ne oldu?

1996’da Türkiye Dağcılık Federasyonu takımı olarak gittiğimiz Elbruz Dağı tırmanışında tanıştığımız Rus dağcılardan öğrendiğimiz şey bizim için değerlidir:

“Zirve başarısı zirvede kutlanmaz ancak ana kampa tüm ekip olarak sağlıklı bir şekilde geri dönünce kutlanır.”

Bunu küçük büyük her tırmanışımızda uyguluyoruz.

Dağcılık için favori bölgelerin nereler?

Türkiye’de Aladağlar bizim için evdir. Dünyada ise Pamir Dağları’nın özel bir anlamı var bizim için.

Şu sıralar neler yapmaktasın, günlerin nasıl geçiyor? Akademisyenliğin yanında tırmanış ve dağcılığa zaman ayırabiliyor musun?

İşim gereği Kıbrıs’ta yaşıyorum, orası doğa sporları açısından bir cennet. Son yıllarda, uzun patika koşuları alanına yöneldim, yani “ultra” ve “sky trail” koşuları. Hem Türkiye’de hem de dünyadaki dağ koşularına katılıyoruz.

Bu sayede hem dağlardan uzak kalmıyoruz hem de daha az malzeme ile daha hızlı daha hafif tırmanışlar yapmış oluyoruz.

ODTÜ’de dağcılık ve tırmanışla ilgili organizasyonlar, etkinliklerde rol alıyor musun?

Tırmanış yaşamım boyunca ODTÜ ekolünden hiç ayrılmadım ki! Tırmanışlarımızı ve şu sıralarda katıldığımız dağ ve patika koşularımızı ORDOS ekibi olarak yapıyoruz. ODTÜ DKSK’deki öğrenci arkadaşlarımızla da sık sık ortak etkinliklerimiz oluyor.

Bu başarıları tekrarlamak isteyen kadın sporculara ne tavsiyeler verirsin? Sizlerden sonra Everest’te zirve yapan Türk kadın dağcı yok bildiğimiz kadarıyla…

Everest’e bizden başka tırmanan Türkiyeli kadın yok ama başarılı kadın dağcılarımız ve tırmanışçılarımız var. Örneğin İsmet İnan. İsmet de bizden sonra 8 bin metre üzerine tırmanan kadın dağcılardan oldu.

Benim tavsiyem: Alpinizm, kaya tırmanışı, yüksek irtifa gibi dağcılıkta kendilerine uygun bir branş bulup, onun üzerine odaklanıp mutlaka örgütlü, düzenli ve disiplinli bir şekilde devam etmeleri.

Şu anda Türk dağcılık topluluğunu nasıl görüyorsun? Sporun ülkemizdeki gelişimini nasıl değerlendirirsin?

Dağcılık Türkiye’de artık iyice yaygınlaştı, bunun olumlu olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, branşlaşmanın ve bu branşlarda uzmanlaşmanın geliştirilmesi gerekli.

Dağcılık örgütlenmelerinde üniversite kulüplerinin önemi büyük. Bunun dışında özel dernekler, kulüpler ya da şirketlere düşen sorumluluk da büyük. Dağcılığın bir macera veya eğlence alanı olmaktan çok bir spor disiplini olarak görülmesi önemli.

Son olarak Dağcılık Federasyonu’nun da koordinasyon, yönlendirme ve destek anlamında önemli bir kurum olduğunu düşünüyorum.

Gelecekte dağcılık ve tırmanışla ilgili gerçekleştirmek istediğin başka şeyler var mı?

Koşullarım elverdiği sürece, ekibimle birlikte dağlarda kalmak istiyorum.

Burçak Özoğlu'ya ait bu blog'lardan kendisinin tırmanışlarına ve dağ koşularına dair daha fazla bilgi alabilirsiniz:

Dağ Tepe Koş

Dağ Yazıları