Mobilemenu
Profile

Gizemi Hala Çözülmemiş 5 Yer

Her köşesinde keşfedilecek ya da gezilecek bambaşka yerler barındıran dünyamızda bazen öyle yapılarla karşılaşıyoruz ki, insan eliyle yapıldıkları belli oluyor olmasına, ancak “neden, nasıl, kim?” soruları işin içine girdiğinde sır perdeleri bir türlü aralanamıyor. Merak unsuru giderilemeyince de, efsaneler ve teoriler üretme konusunda epey hevesli olan tarafımız kendini gösteriveriyor. İşte, gizem denilince akla gelen yapılardan ve yerlerden beş tanesi.

Moai Heykelleri – Paskalya Adası

Dünyanın en ünlü heykelleri arasında yer alan bu şaheserlerin her biri tek parçadan oluşuyor. Bu da iri kayaların elle oyularak şekillendirilmesi anlamına geldiğinden, heykellere bakıp şaşırmamak pek mümkün olmuyor. En uzun olanının 10 metre, en ağır olanının da 86 ton olduğu heykellerin, eskiden ada içerisinde sıklıkla yerlerinin değiştirildiği biliniyor. 1250 – 1500 yılları arasında yapılmış olan bu heykellerin, o yıllarda, bir yerden bir yere hangi teknikle, nasıl götürüldüğü konusu ise, zihinleri kurcalamaya devam eden büyük bir muamma doğrusu.

Nazca Çizgileri – Peru

Diğer esrarengiz yapımız için Güney Amerika’nın batısına, Peru’ya uzanalım. Başkent Lima’nın yakınlarında, yere çizilmiş yüzlerce çizgi mevcut. Nazca Çizgileri adı verilen bu çizgiler, zemin üzerinde, farklı büyüklüklerde ve desenlerde yer yer garip, yer yer de örümcek, maymun gibi canlılara benzeyen, devasa şekiller oluşturuyor. En fazla yer kaplayanının 370 metreye dayanmış olduğu bu şekillerin, zeminden neye benzediğinin tespit edilebilmesi imkansıza yakın. Bunun için alanı yukarıdan gören bir tepeye çıkmak ya da bir hava aracının içerisinde olmak gerekiyor.

Çizgilerin çizilme amacının ne olduğu tam olarak bilinemese de, Nazca halkının tanrıları için böyle bir şey yapmış olabileceğine dair iddialar öne sürülmüş durumda. Buna bir de, şekillerin tarihinin milattan önce 500’lü yıllara dayandığı iddiaları eklenince gizem katsayısı beklenmedik ölçülerde artıyor elbette.

Stonehenge – İngiltere

Tarih öncesi döneme ait olan sıradaki yapı için Ada Avrupası’na geçelim ve üst üste yerleştirilmiş koca taşlardan oluşan Stonehenge’e bir bakalım. Milattan önce 3000 ila 2000 yılları arasında inşa edildiğine inanılan bu yapı, aslında güzelce yontulup şekillendirildikten sonra, halka şeklinde dizilmiş olan kayalardan oluşmaktaymış. Fakat zamanın yıpratıcı özelliğinden nasibini alıp epey hırpalandıktan sonra, bugünkü halini almış. O dönemde mekanın mezarlık olarak kullanıldığına dair söylentiler dolaşsa da, kesin bir şey söylemek zor.

Puma Punku – Bolivya

Bolivya’da yer alan Puma Punku, İnkalar tarafından dünyanın yaratıldığı yer olduğuna inanılan Tiwanaku’ya konuşlanmış durumda. Milattan sonra 530’lu yıllarda inşasına başlanan mekanda, inanılmaz ince bir işçilikle kesilmiş ya da delinmiş ve 130 ton ağırlığa ulaşan taşlar kullanılmış olduğundan, döneminin mühendislik harikası olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde. Ortada çağın ötesinde bir iş olduğu da göz önünde bulundurulduğunda; dünya dışı varlıklardan, kayıp ileri uygarlıklara varan, gizem dolu efsanelerin neden havada uçuştuğunu kestirmek zor değil.

Göbeklitepe – Türkiye

Listenin son maddesi için yurda dönelim ve 1995 yılından bu yana, insanlık tarihine dair ezber bozmaya yönelik hamlelerde bulunan bir tapınağa uğrayalım. Göbeklitepe tapınağının yapım tarihi, milattan önce 8000 – 10000 yılları arasını işaret ediyor. İnsanların bu tarihlerde avcı-toplayıcı olarak yaşadığı bilindiğinden, kimse bu dönemde inşa edilmiş bir tapınak bulmayı beklemiyordu haliyle. Keşfiyle birlikte dünyanın en eski tapınağı unvanını alan Göbeklitepe sayesinde, insanlığın kökeni üzerine yapılan çalışmalar yepyeni bir perspektif kazanmış oldu. Fakat bu keşif, beraberinde 20 tonluk taşların nasıl işlenebildiği ve taşınabildiği sorularını getirince, Göbeklitepe koskoca bir gizeme dönüşmeyi ve kendine has efsanelere sahip olmayı da başarmış oldu.