Mobilemenu
Profile

Korkutucu Hikayelere Ev Sahipliği Yapan 5 Ada

Gruinard Adası

1942'de İngiliz hükümeti, Şarbon hastalığının araştırılması ve bazı deneyler yapılması için bir ada satın almaya karar verdi. Kuzeyde İskoçya'nın kıyısından yalnızca birkaç yüz metre uzaktaki Gruinard Adası seçildi ve çalışmalar başladı.

Yapılan deneyler tamamen ters gitti ve adanın tamamı Şarbon hastalığının pençesine düştü. Önce deney yapılan tüm hayvanlar hayatını kaybetti. Daha sonra ise az sayıdaki ada nüfusunda hızlı ölümler gerçekleşti ve yapılan araştırmalar sonucunda bu ölümlerin %95 oranında şarbondan olduğu belirlendi.

Tepkilerin artması üzerine İngiliz hükümeti apar topar laboratuvarları kapattı ve bilim insanlarını adadan çekti. Ama hastalık devam etti ve ada yerel halk tarafından da tamamen boşaltıldı. 1950’li yıllarda ise adanın sahibi İngiltere’ye dava açtı. 80’li yıllarda İngiliz bilim insanları özel koruma çeperleri ile adada temizlik başlattı ve 1990 yılında ada temiz ilan edildi. Buna rağmen birçok bilim insanı hastalığın tüm adanın artık DNA’sına yerleştiğini ve kapatılması gerektiğini savundu. Ada hala boş ve gelmiş geçmiş en tehlikeli ve uğursuz yer olarak kabul ediliyor. Bu boş ada çevresindeki diğer adalarda yaşayan insanlar geceleri Gruinard Adası’ndan tuhaf sesler geldiğini ve ölülerin ruhlarının çevrede dolaştığını söylüyor. Eh, bu da işin doğaüstü kısmı elbette.

Brown Adası

Sanayi devriminin sonlarında mühimmat laboratuvarları bugün olduğu kadar güvenli değildi. Henüz teknoloji tam olarak gelişmemişken bomba ya da patlayıcı özelliği olan diğer silahların nasıl saklanması gerektiği bilinmiyordu.

Bugün ABD sınırlarında yer alan Brown Adası da yüksek tahribat gücüne sahip birçok bomba ve silah üretimi ve depolaması için kullanılıyordu. 13 Mart 1863’te büyük trajedi gerçekleşti ve Mary Ryan adındaki İrlandalı bir göçmen temizlik yaptığı sırada istemeden de olsa depolardaki barut ve bombaların ateş almasına neden oldu.

Sonrasında gün boy süren patlamalar, yangınlar derken Brown Adası bugün bile anılan uğursuz lakabını elde etti. Trajedinin sonunda 45 kişi ölmüştü ama daha kötüsü birçok yaralının artık eski uzuvlarına sahip olmamasıydı. Bu trajedinin ardından ada nüfusunda ciddi azalmalar yaşandı.

Nazino Adası

Nazino Adası, Moskova'nın 2400 kilometre kuzeydoğusunda yer alan ve nüfusu yok denecek kadar az olan bir adaydı.

Sovyetler Biriliği döneminde  yüz kızartıcı suçlara bulaşanlar ya da sisteme karşı gelenler adalara sürülürdü. 1933 yılında da 6200 kişilik bir grup cezalandırıldı ve Sibirya’ya sürüldü. Yol üstünde bir hafta geçirmeleri gereken Nazino Adası’na uğradılar. Ama 1 hafta uzadı ve onlar için gerçek çile başladı.

İlk olarak henüz yoldayken yaklaşık 100 insan donarak hayatını kaybetti. Adaya vardıklarında ise ne yiyecekleri ne de sığınacakları bir yer vardı. Deniz kıyılarına onlar için bırakılan un ve diğer malzemeler ise sürgünler arasında kavgalara neden oldu ve bu şekilde de onlarca insan hayatını kaybetti. Bir haftalık konaklama bir ayı aştığında ise yamyamlık baş gösterdi ve insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birinin sonunda 6200 kişiden 4000 insan hayatını kaybetti. O gün bugündür doğal olarak adaya uğrayan pek insan yok.

Sorok Adası

Park Sun-ji, yetkililer kendisini alıp Sorok Adası'na zorla götürmeden önce Kore'deki Güney Jeolla çiftliğinde yaşıyordu. Fakat bir gün çalıştığı ameliyathanede cüzzam kaptı ve Sorok Adası’na sürüldü.

Sorok, savaş öncesi Japonya’ya bağlı bir adaydı ve Japonlar iyileştirilemez hastalığa sahip herkesi özellikle de cüzzamlıları bu adaya sürüyordu. Onbinlere varan cüzzamlı nüfusu iyileşmeyi bırakın genelde ölüp kurtulmak için yalvarıyordu. 100 yıl süren Japon yönetiminin ardından Kore yeniden adayı ele geçirdiğinde ise trajedinin boyutları arttı. Adaya bu kez hem cüzzamlı hem de akli dengesi yerinde olmayan insanlar gönderildi. Birçok cinayet, kavga ve hastalığa bağlı bazı ölümler gerçekleşti. Bugün de başka hastalıkları tedavi amaçlı kullanılan adanın sakinlerinin yüzlerine bakan herkes geçmişte yaşanan trajediyi görüyor ve henüz bu acı geçmişle pek de hesaplaşılmadığını düşünüyor.

Tiburon Adası

Tiburon Adası, Meksika'nın en büyük adasıdır. Zehirli yılanları ve insan dostu olmayan yırtıcı hayvanlarıyla meşhurdur, ha bir de Seri adlı yamyam kabilesine de ev sahipliği yapar.

Tiburon Adası ilk olarak madenci Tom Grindell, 1903'te adaya ilk defa yaptığı geziyle tanındı. Adadaki zengin altın madenlerini keşfeden Tom hemen bir ekip kurarak arama çalışmalarına başladı. Daha sonra işleri büyütüp bölgedeki kaynaklardan yararlanıp küçük çaplı bir içki fabrikası da kurdu.

Memleketi Arizona’ya dönen ve bulduğu bu zenginlik kaynağı için daha fazla adam toplayıp adaya geri dönen Tom ve adamlarından bir daha haber alınamadı. Tom ve arkadaşlarının adanın efsane şeklinde anlatılan hayaletleri tarafından kaçırıldığı söylendi ve adanın adı Hayalet Adası olarak anılmaya başladı. Ama gerçek daha somut ve trajikti.

Tom’un kardeşi Edward, neler olduğunu anlamak için adaya gitti. Bölgede yaşayan bir başka kabileden birkaç Amerikalının Seri kabilesi tarafından öldürüldüğü bilgisini aldı. Ormanın derinliklerine dalan Edward abisi ve adamlarının yamyamlığa maruz kalmış cansız bedenlerini ağaçlara bağlı şekilde buldu. Bu olay Tiboron Adası’nın adının Yamyam Adası olarak değişmesine neden oldu ve Amerika, vatandaşlarına adaya gitmeyi yasakladı. Hatta bu olay çizgi romanlardan kitaplara kadar birçok esere konu olarak yamyamlığın popüler kültürün bir parçasına dönüşmesini sağladı.