Mobilemenu
Profile

Gökhan Güneri: Bir Amaç Uğruna

Merhaba Gökhan. Seni biraz tanıyabilir miyiz?

İsmim Gökhan Güneri. 38 yaşındayım. İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde Ulucak köyünde ikamet ediyorum. Asıl mesleğim öğretmenlik. 2000 yılında 9 Eylül Üniversitesi, Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Daha sonra atamalarım gerçekleşti, Hakkari Yüksekova’da öğretmenlik yaptım.

Yaptığım evlilik sonrasında oğlum Fatih dünyaya geldi. Anne karnındaki oğlumun kistik fibrozis olduğunu öğrendik. Nadir görülen bir hastalık olduğu için tam olarak ne olduğunu bilmiyorduk hatta oğlumu dünyaya getiren doktor bile bunu bilmiyordu. Daha sonra bir hastanemiz kan tahlillerimizi yurt dışına gönderdi ve oğlumuzun kistik fibrozis hastası olduğunu öğrendik. Ne yazık ki tedavisi olmayan bir hastalık bu. Ben de bu hastalık için farkındalık oluşturmak amacıyla maraton koşuyorum. Türkiye’de bu hastalıkla ilgili çalışmalar yapılmasını ve kistik fibrozis tanı, tedavi ve araştırma merkezleri açılmasını istiyoruz.

Hastalığı biraz bize anlatabilir misin? Ne gibi sorunlara yol açıyor, etkilerini azaltmak için neler yapmak gerekiyor?

Bu hastalıkta çocuğun akciğer, karaciğer ve pankreasındaki bütün hücrelerin sodyum kanalları arızalı. Dışarı sürekli olarak sodyum kaçağı olması bu organların yüzeyinin kuru ve tuzlu bir yapıda olmasına ve bu da çocuğun akciğerinin erken yaşlarda iflasına neden oluyor. Bizim amacımız çocuğumuzun akciğerlerini koruyarak onu yaşatabildiğimiz kadar yaşatabilmek. Aslında zihinsel veya fiziksel bir engeli yok fakat iç hastalıklardan dolayı çocuklarımız %85-90 oranında özürlü sayılıyor.

Nadir bir hastalık olduğu için ülkemizde üzerine fazla çalışma yapılmıyor. Genelde yurt dışında yapılanlara bakılıyor, onlar taklit ediliyor hatta bazı ilaçların hastalığa iyi gelip gelmediği bilinmediği halde kullanılıyor. Çocukları denek olarak kullanıyoruz adeta bu da çok üzücü bir durum.

Koşuyla her zaman ilgili miydin? Bu spor hayatına nasıl dahil oldu?

Daha önce yalnızca küçük spor salonlarında koşuyordum. Profesyonel bir hayatım yoktu. Burada Murat Tanınmış ve Bekir Çakıroğlu isimli iki kişiyle tanıştım, bana maraton koştuklarını söylediler ve bunu denememi teklif ettiler. Ben koşmaya istekliydim fakat bir amacım olması gerekiyordu. O da zaten belliydi: Kistik fibrozis hastalığıyla ilgili bir farkındalık oluşturmak. 

Yaklaşık 6 yıldır bu çerçevede yarışlara katılıyorum. Çanakkale Gelibolu Maratonu’nda hayatımda ilk kez 42 kilometre koştum. Ayakkabı seçimim yanlış olduğu için iki tırnağımı kaybettim orada. İznik Ultra Maratonu’nda 90 kilometre koştum, yaklaşık 13 saat sürdü. Güneşli havada başlayan yarışta zirveye çıktıkça karla karışık yağmura maruz kaldık! 4 mevsimi yaşadığımız bir yarıştı. Kapadokya’da 36 kilometre koştum. Uludağ Maratonu’nda 55 kilometreyi tamamladım.

Kişisel tercihin daha çok ultra maratonlar mı, patika koşuları mı, yoksa şehir koşusu mu?

Aslında ben ultra maratonları seviyorum fakat amacım sosyal sorumluluk bilinci oluşturmak olduğu için şehir içinde koşmayı tercih ediyorum çünkü insanlar benim ne için koştuğumu görsünler istiyorum.

Bu hastalıkla mücadele için neler daha iyi yapılmalı? Siz bu mücadelenizin karşılığını alabiliyor musunuz?

Şu ana kadar güzel başarılara imza attık diye düşünüyorum. Yavaş yavaş çeşitli kesimlerden sesler gelmeye başladı özellikle bakanlıklardan güzel geri dönüşler alıyoruz. Artık ilaçlarımızı yazdırabiliyoruz mesela. Düzenlediğim koşu organizasyonunda bir milletvekilimizin eşi de bizimle koştu ve Sağlık Bakanlığı’ndaki kişilerle temasa geçeceğini belirtti.

Aynı organizasyonda topladığımız 10 bin TL ile Ege Üniversitesi Araştırma Kliniği için 14 tane cihaz aldık. Kendi çıkarınız olmadan başkaları için bir şeyler yapmak insanı gerçekten çok mutlu ediyor. Emeklerinizin meyvelerini toplamak çok güzel bir his.

Kistik fibrozis’in nadir görülen bir hastalık olduğunu belirttin. Ülkemizdeki kistik fibrozisli hastaların tam sayısı biliniyor mu? Ne kadar nadir görülen bir hastalıkla karşı karşıyasınız?

Aslında Türkiye’de 20 bin kistik fibrozisli var ancak bunlardan 2 bin tanesinin tanısı konulmuş. Daha hastalığın tanısı bile konulamadan vefat eden pek çok kişi var. Tanı konulduktan sonra ilerlemek tabii ki daha kolay oluyor. Gerekli önlemleri almaya çalışıyorsunuz, spor yapıyorsunuz kısacası bilirseniz mücadele etmek daha kolay. Biz yalnızca kendimiz için uğraş vermiyor aynı zamanda tanısı konulmayan o 18 bin hastayı da arıyoruz aslında. Birçok çocuk ve genç sürekli olarak öksürüyor ancak bunun sebebini bilmiyorlar. 20’li yaşlarını göremiyorlar belki de bu yüzden. Hatta bazı bebekler doğum sonrasında hayatını kaybediyor, bunu zatürreye veya üşütmeye bağlıyorlar ancak anne babadan alınan kan örnekleri sonucunda aslında çocuğun %100 kistik fibrozisli olduğu öğreniliyor. Bu tarz ölümlerin %6-7’si bu hastalıktan kaynaklı.

Bahsettiğiniz yöntemleri uygulayarak ve spor yaparak hastaların hayat sürelerini uzun yıllara yaymak mümkün mü?

Tanısı konduğu takdirde 30’lu yaşlara kadar yaşatabiliyoruz çocuklarımızı. Üniversitedeki fizik tedavi uzmanı bir arkadaşımız vardı 30 yaşına girdi mesela şu an. Kendisi çok aktif: Koşu, yüzme, bisiklet gibi sporlar yapıyor.

Biz de çocukları aynı şekilde spora kanalize etmeye çalışıyoruz. Mesela benim oğlum da jimnastik, atletizm ve yüzme sporlarıyla ilgileniyor.

Oğlunu bu sporlara alıştırmakta zorlandın mı? Sonuçta her gün düzenli olarak spor yapmak ciddi bir disiplin gerektiriyor…

İlk başlarda istemiyordu açıkçası. Fizyoterapide bazı yöntemlerimiz var. Bunlarda çocuğumuza şiddetli bir şekilde vurmak zorundaydık. O da artık bir süre sonra “Ben vurulmaktansa koşayım” dedi. Koşunca akciğerler çalışıyor bildiğiniz gibi bu da onun sağlığına pozitif etki yapıyor. Ona vurmamıza da gerek kalmıyor. Küçük küçük başladık fakat artık daha 13 yaşında olmasına rağmen yarı maratonu 2 saat 15 dakika gibi bir sürede bitirebiliyor. İlk başlarda istemeseler de çocuklar sizi değil siz onları yönetmelisiniz sonuç olarak. 5-6 yaşındaki bir çocuğa “Sen spor yapmak ister misin” diye sormazsınız alır götürürsünüz (gülüyor)!  

Ciddi zorluklarla mücadele etmene rağmen gerçekten pozitif bir tutumun var. Hayatta hep böyle misin?

Pozitif olmam gerekiyor çünkü bakmakla yükümlü olduğum bir eşim ve bir çocuğum daha var. Hayatımızı tümüyle şekillendiren sadece kistik fibrozis hastası olan oğlum Fatih değil. Onun yaşantısı, felsefesi bize yön veriyor ama biz tamamen ona kanalize olmadık. Hayat kısa muhakkak farklı şeyler yapmanız gerekiyor. Ben bu bağlamda hem çocuğum hem de başkaları için elimden geleni yapacağım. Elimden koşmak geliyor keşke daha çok şey yapabilsem. Biyolog falan olsaydım iyi olurdu mesela (gülüyor)…

İstanbul Maratonu’nda çantanda organlarla koşmuşsun. Bunun haricinde kistik fibrozis farkındalığı yaratmak için bir de koşu yarışı düzenlemişsin. Senin için koşunun bir spordan fazlası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz herhalde değil mi?

Kesinlikle. Örneğin Adım Adım grubu var. Omurilik felçlileri için “Wings For Life” koşusu var. Ben bir amaç uğruna koşan herkesi takip etmeye çalışıyorum ve bence böyle olması da gerekiyor. Bence insanlar bir amaç uğruna koşmalı. Bu camiada sosyal sorumluluk bağlamında koşan pek çok insan var ben de onları gördükçe motive oluyorum.

Düzenlemiş olduğun Can Dostlar Patika Koşusu’nda neler yaşadın? Hangi konularda zorlandın? Beklenen ilgiyi bulabildin mi?

Bu benim ilk denememdi ve ilk organizasyonda 250 kişilik bir katılım oldu. Bahsettiğim gibi Manisa milletvekilimizin eşi de burada bizimle yer aldı. Parkur düzeni, sponsor aktiviteleri, kıyafet dağıtımı, koşu güzergahı, planlar gibi konuların hepsinin yükü benim omuzlarımdaydı bu yüzden biraz zorlandım ancak çok keyifli geçti.

Sponsor bulma konusunda da hiç zorlanmadım. İnsanlar sosyal sorumluluk olunca elini taşın altına koyuyor açıkçası. Örneğin Özgörkey Otomobil firması bana 3 adet BMW araç gönderdi organizasyon için. Ayanoğlu Marketler Zinciri kasa kasa meyve gönderdi. İzmir Yörükler Derneği'nin gönderdiği 20 bayan Yeni Un'un yolladığı 10 çuval unla gözleme açtılar. Nuh'un Ankara, Arbella makarnaları, Çaykur, Öztem Otomotiv, Bulut Köpek Eğitim Merkezi, Selin Yağları da sponsorumdu. Davullar, zurnalarla unutulmaz bir organizasyon gerçekleşti. Türkiye’de pek çok maraton koşan arkadaşlarım bile “Biz böyle bir şey görmedik” dedi! Sponsorlarımız arasından bu organizasyonun ikincisini istediklerini dile getirenler oldu. Onlar böyle dedikten sonra ikincisi neden olmasın diyoruz!

Sağlığı için oğlunla günde en az 2 kilometre koşmak durumundasınız. Özellikle bu mevsimde bu durum sizi zorlamıyor mu?

Sipil Dağı eteklerinde olduğumuz için şu sıralar çok soğuk. Ben dışarıda koşuyorum ancak oğlum koşu bandında koşuyor. Bu yüzden soğuğa fazla maruz kalmıyor…

Eşin de bu süreçte seninle koşmaya başlamış. O da koşmaya devam ediyor mu?

Evet, devam ediyor. Doğruyu söylemek gerekirse siz Antalya’ya, Karadeniz’e gidip koşarken, bir yandan da gezerken eşinizi evde bırakırsanız olmuyor. Bu yüzden o da benimle birlikte koşulara geliyor artık. Ayrıca küçük oğlum da Antalya ve Kapadokya’da bizimle birlikte koştu. Hatta geçtiğimiz haftalarda Zübeyde Hanım Koşusu’na ailecek katıldığımız için bize özel bir ödül de verdiler! 

Bütün bu süreç hayata dair neler öğretti sana?

Hayata pozitif bakarsan her şeyin pozitif ilerleyeceğini öğrendim ben. Kabuğuna kapanıp kaldığın zaman olmaz, ne kadar çok açılırsan sana o kadar yararı olur. Kendin için değil etrafın için çalışırsan da çok mutlu oluyorsun. Etrafındaki insanların mutluluğunu görmek sana yetiyor.  

İleride yapmak istediğin başka plan ve projeler var mı?

9-19 Mayıs tarihleri arasında bisikletle İzmir’den Ankara'ya oradan da Samsun’a bir yolculuğumuz olacak. Toplam 1000 kilometrelik yolu 2 kişi, 10 günde 100 sponsor ve 100 bin TL bağışla tamamlamayı planlıyoruz. Yaklaşık 20 kadar sponsor buldum ve arayışlarım devam ediyor. Sponsorluk bedeli 1000 TL, sponsorluk ücretini düşük tutup sponsor sayısını yüksek belirledik çünkü sayı ne kadar fazla olursa o kadar farklı çevreden takip edileceğimizi düşünüyorum.

13 Mayıs tarihinde Ankara’da Avrupa Kistik Fibrozis Konferansı’na katılarak orada bir basın açıklaması yapacağız, oradan Samsun’a geçerek eskiden sağlık sektörümüz ne durumdaydı, kendi kendine yetebilen, aşılarını kendi üretebilen bir ülke nasıl ağrı kesicilerini ithal edecek duruma geldi bunu sorgulayacak ve bilim adamlarını nadir görülen hastalıklar konusunda göreve davet edeceğiz.

Daha önce uzun mesafe bisiklete biniyor muydun? Yoksa bu senin için bir ilk mi olacak?

Daha önce 60-70 kilometrelik mesafelerim var. İzmir’deki Şavkar Arena bize sponsor oldu ve salonun kapılarını bize ardına kadar açtı. Birlikte yolculuk edeceğim Zafer Mutlu ile birlikte 5 aylık bir hazırlık programına gireceğiz. Haftada 3 gün gözetmenler eşliğinde idman yapacağız ve yediğimize içtiğimize dikkat edeceğiz. Sıkı bir dönem olacak umarım başarılı olur ve yolda kalmayız!

Destek vermek isteyenler size nasıl ulaşabilir?

“Candost.run” isimli internet sitemiz şu an yapım aşamasında. Yakında burada projelerle ilgili bilgiler yer alacak. Sitede bir Türkiye haritası olacak ve 81 il içinden kotarabileceğimiz sosyal sorumluluk projelerini seçerek yetkili kişilerle irtibata geçecek ve projeyi anlatacağız. Bu projeyi gerçekleştirdikten sonra orada bir yarı maraton koşup, hediyelerimizi verip döneceğiz.

Bunun haricinde bana kişisel Facebook ve Instagram sayfamdan ve Candostrun Instagram hesabından da ulaşabilirler.

Gökhan Güneri’ye ulaşabileceğiniz sosyal medya sayfaları:

Kişisel Facebook hesabı

Kişisel Instagram hesabı

Candostrun resmi Instagram hesabı