Mobilemenu
Profile

İnsanlar Neden Ekstrem Sporları Yapıyor?

Ekstrem sporlarla uğraşan insanları tanımlamak için genelde dünyanın her tarafında olumsuz kelimeler de kullanılır. Basketbol, tenis veya satranç oynayanlar için duymayacağınız türden kelimeler. Bunun altında muhtemelen ‘herkes gibi olmamaları’ yatar. Sevdikleri insanları düşünmeden riskli şeylere atılmaları bir düşüncesizlik olarak yorumlanır. Fakat psikolojik araştırmalar gösteriyor ki bu insanlar hakkında doğru bildiğimizi sandıklarımız büyük oranda yanlış.

İngiltere’de 2006 yılında 39 bin 100 kişinin ilk kez paraşütle atladığı kayıt altına alınırken, 2016’da bu sayı yaklaşık 60 bine çıktı. Benzer bir artışın skydiver’lar için de geçerli olduğu fark edildi. 2000’de 25 bin kayıtlı dağcı varken 1 yıl önce bu sayı 55 bindi. İstatistiklere göre günümüzde her bir dakikada YouTube’a GoPro ile çekilmiş 100 saatlik video yükleniyor ve GoPro satışları bir önceki yıla göre %50 artmış görünüyor. Öngörüler 2020’de ekstrem sporların, profesyonel takım sporlarının hükümdarlığını tehdit edeceğini ve en çok izlenen spor içeriği olabileceğini gösteriyor. Peki, bu sürekli artan ilginin sebebi ne? Neden bazı insanlar ekstrem sporlara bağlanıp bırakamıyorken diğerleri yakınından bile geçmiyor? Ekstrem sporlar yokken hayat sıkıcı mıydı? Triatletlerin beyni sıradan bir insanınkinden farklı mı çalışıyor? Bu insanları, güvenli bir yaşamın sınırlarını zorlamaya ne itiyor? Yapılmış araştırmalara, sporcu açıklamalarına dayanarak bu soruları cevaplamaya çalışacağız.

Hormonlar

Bir görüşe göre tehlikeyi göze alanlar fiziksel, duygusal ve entelektüel sınırlarını, rutin ve gerilimsiz hayattan kaçmak için zorluyorlar. Tehlikeyi göze alanların beyinlerinin dopamin (beyindeki ödül ve haz merkezinin çalışmasını sağlarken aynı zamanda fiziksel ve duygusal açıdan uyarılmayı da kontrol eden hormon) seviyesinin normalin altında olduğu gözleniyor. 2013’te yapılan bir araştırmaya göre, stresle yaşamak ya da kapana kısılmış gibi hissetmek, insanların ekstrem sporlara devam etmesinin en önemli gerekçeleri arasında yer alıyor.

Sınırları zorlama hissi

Şunu biliyoruz ki geçmişte şu an olduğundan daha güvensizdik. İnanmayan şiddet içeren suç oranlarına ve kaza istatistiklerine bakabilir. Fakat artık bu sporları yapmak için insanlar o kadar eğitim alıyor ve ekipmanlar öyle güvenli hale getiriliyor ki, günümüzde kurallara sadık kalındığı takdirde ekstrem sporları yaparken sağlığından olmak, 30 yıl önce sadece hayatta kalmaktan daha zor değil. Hatırlarsınız; üzerinden 5 yıl geçen Felix Baumgartner’ın tarih yazan atlayışını. Gezegenimizin 39 kilometre üzerine çıkan Avusturyalı paraşütçü saatte 1.342 kilometre hıza ulaşmış ve birkaç dakikada yeryüzüne inmişti. Kılına dahi zarar gelmeden hayatına devam etti Avusturyalı! Fakat bu elbette ekstrem sporların tamamıyla risksiz olduğu anlamına gelmiyor ne yazık ki. Ağustos ayında, Alpler’de bir hafta içerisinde 5 kişi hayatını kaybetmişti çeşitli ekstrem sporlarla uğraşırken. Bu insanların kimisi paragliding kimisi ise wingsuit uçuşu yapıyordu.

Sınırların bir de rekabet boyutu var. Futbolda, teniste veya güreşte de sürekli sınırları zorlamanız ve daha iyi olmanız gerekmekte. Fakat bu sporlarda kıstasınız rakibiniz ve alt etmeniz gereken bir insanın gücü. Ancak ekstrem sporlarda “daha başarılı” olma kıstası çoğunlukla göze alabildiğiniz tehlikeyle doğru orantılı artıyor diğer bir deyişle doğaya kafa tutuluyor. Bu da insanların ekstrem sporlara merak salmasında önemli bir etken.

 “Tehlike bu sporun bir parçası, inkar etmenin anlamı yok. Beklenmedik bir durum oluştuğunda kendimi hayatta kalma moduna aldığımı hissediyorum. Nabzım hızlanıyor, duyularım hassaslaşıyor ve odağım öylesine daralıyor ki her şey aşırı yavaşlıyor. Böyle zamanlarda sadece o ana odaklanıyorum, şimdiye, şu an olana. Sanırım bu odaklanma yaptığım şeyleri başarabilmemin ve bunlara devam edebilmenin sebeplerinden birisi. Gürültüden, karmaşadan, iş hayatının rutininden kaçabilmek bu dünyada çok sık rastlanan bir şey değil.” –Graham Dickinson, Wingsuit sporcusu

Karakter

Kimler ekstrem spor yapıyor? Bu insanların, ‘normal’ hobileri olanlardan farkları ne? 2009’da Erik Brymer ve Lindsay Oades 15 kişiyle bir görüşme gerçekleştirdiler. Bu kişiler BASE jump, rüzgar sörfü, ekstrem kayak, dağcılık ve serbest tırmanış yapanlardan seçilmişti. Görüşmeler sonunda, ekstrem sporlardan ne öğrenebilirizin cevabını bulmak isteyen araştırmacıların karşısına iki olumlu şey çıktı: cesaret ve alçakgönüllülük. Ölüm ve korkuyu doğrudan hissettiren bu sporlarla uğraşan insanların, aynı zamanda bu iki özelliğe de baskın bir şekilde sahip oldukları ortaya çıktı. Bununla birlikte yine bu kişilerin, ekstrem sporlar sonunda edindikleri kazanımları günlük hayatlarına olumlu yönde aktarabildikleri de ortaya çıktı. “Over The Edge: A Regular Guy’s Odyssey In Exteme Sports” isimli kitabın yazarı Michael Bane bu durumu şöyle örneklendiriyor: “Bir bungee jumping sporcusu kendisini ölümsüzmüş gibi hissedebilir. Bu psikolojik açıdan günlük hayatında ona olumlu yönde etki edebilir.”

Korku

Evrimsel bakış açısına göre sonunda bir kazanım ya da amaç olmayan bir şey uğruna hayatı tehlikeye atmak mantıksızdır. Öte yandan yırtıcı bir hayvanla ya da tehlikeli bir insanla karşılaşınca risk almak ise gayet mantıklıdır. Korku, hayatta kalma içgüdümüzün bir gereği olarak hepimize doğuştan gelen duygusal bir tepki. Tehlikeye karşı bedenimizin verdiği bir cevap ve tek amacı vücuda “Tehdit yaklaşıyor, kendini buna hazırla” mesajı vermek… Bu sporu yapan insanlar tüm açık tehlikelere karşın iyi eğitimli ve zor durumlarda ne yapabilecekleri konusunda bilgili insanlar. Kimilerine göre motivasyon kaynağı, sporun içerdiği tehlike değil bu sporu yaptıkça vücudun korku sebebiyle hissettirdikleri.