Mobilemenu
Profile

“İpin Ucunda Kardeşim Var!” : Murat ve Burak Gezer

Murat ve Burak  Gezer, Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümü öğrencileri. 10 yıldır bisiklet tutkunu olan Gezer kardeşler, üniversite ile birlikte dağcılığa yönelmiş ve zamanla bu tutku onları dağlara, donmuş şelalelere, mağaralara götürmüş. Tüm bunları yaparken video ve fotoğraflarla dağcılık kültürünü GezerBros ismi altında sosyal medyada tanıtıyorlar.  

Dağcılık hayatınıza nasıl ve ne zaman girdi, birlikte mi başladınız yoksa birbirinizi mi yönlendirdiniz?

Dağcılık küçük yaştan beri hep yapmak istediğimiz bir spordu. Fakat yaşadığımız şehirde bunu gerçekleştirecek ve eğitimini alabileceğimiz bir yer yoktu. Üniversiteye başladığımızda ise ikimizin de Türkiye'nin önde gelen üniversite kulüplerinde (YTÜDAK-HÜDDOSK) eğitim alma fırsatımız oldu. Böylece tırmanışlara başlamış olduk.

Öğrenci olarak başladığınız dağcılığa öğrenci olarak devam etmek zor oldu mu? Ekipmanlar, masraflar, koşullar…

Üniversite kulüpleri bu konuda çok yardımcı oldu. Özellikle pahalı olan tekniklerin neredeyse tamamını eğitim aldığımız kulüpten sağlayabiliyoruz. Diğer ekipmanlarımızı ve en büyük masrafımız olan ulaşım giderlerini karşılamak için ise çeşitli part-time işlerde çalışıyoruz.

Çoğu dağcı kampçılıkla da ilgileniyor ve siz de onlardan birisiniz. İkisi birbirini bütünlüyor mu? Aralarında nasıl bir bağ var?

Dağcılar için kampçılık olmazsa olmazdır. Günümüz kamp anlayışından farklı olarak bizim için tırmanış ön planda ve kamp yükü ile tırmanış malzemelerini dağdaki kamp alanına taşıyacağımız için olabildiğince az malzeme götürmeyi tercih ediyoruz. Bu yüzden kamp yapmak bizim için dağda geceyi güvenli ve rahat geçirmekten ibarettir.

Genelde sizi kar kış gibi zor şartlar altında görüyoruz. Zor şartlarla baş etmeyi daha mı çok seviyorsunuz?

Aslında dağcılığın her mevsim kendine has farklı zorlukları var. Biz ise kazma krampon kullandığımız buz ve mix (kar,buz,kaya) tırmanışlarda daha çok keyif alıyoruz.

Tırmanış sırasında anlaşmazlıklar oluyor mu? Oluyorsa nasıl tatlıya bağlıyorsunuz?

Tabii ki anlaşmazlıklar oluyor. Birbirimizi çok iyi tanıdığımız için bir başkasına göre birbirimize olan toleransımız daha düşük bundan dolayı ortam bazen gerilebiliyor. Fakat genelde tırmanış sırasında güvenli olan ve daha güvenli olanı tartışmaktan öteye gitmiyor.

Ve tüm bunların sonunda ortaya inanılmaz fotoğraflar ve videolar çıkartıyorsunuz. Tırmanışlar sırasında çekime nasıl bir zaman ayırıyorsunuz?

Tırmanış sırasında çekim yapmak gerçekten oldukça zor. Eğer sadece iki kişi tırmanıyorsak bazen hem emniyet alıp hem de çekim yaparken bunu güvenlikten ödün vermeden yapmamız gerekiyor. Tırmanışın kritik anlarında ise bu iyice zorlaşıyor. Bunlardan dolayı çekime daha çok odaklanabilmek için kendimizi çekmektense başka tırmanıcıları da filme almayı planlıyoruz.

Zorlu bir tırmanıştan sonra zirvede olmak nasıl hissettiriyor?

Zirvede olmak aslında birçok şeyin bittiğini ve bizi bir inişin beklediği anlamına gelir. Zirveden ziyade tırmanış sırasında yaşadığımız tecrübeler bizim için daha önemlidir. Zirve bizim için daha çok iniş öncesi küçük bir mola diyebiliriz. Asıl yoğun duyguları kampa güvenli bir şekilde döndüğümüzde yaşıyoruz.

Dağcılık için ne tarz eğitimler aldınız?

YTÜDAK(Yıldız Teknik Üniversitesi Dağcılık Kulübü) ve HÜDDOSK’dan (Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü) gönüllülük esasıyla işleyen öğrenci kulüplerinde eğitimlerimizi tamamladık.

Uzun süre bisiklet sporuyla da uğraştınız. Hala devam ediyor musunuz?

Doğa sporları yapmaya ilk olarak bisiklet ile başladık. Lise yıllarımızda beraber dağ bisikleti yarışlarına katılmaya başladık. 10 yıldır bisiklet sporunun her türüyle uğraşıyoruz. 2 yıl lisanslı olarak Edirne Bisiklet Kulübü bünyesinde yarışlara katıldık. Daha sonra Burak yarış hayatına Hacettepe Üniversitesi Bisiklet Takımında devam etti. 2010 yılında Lüleburgaz Bisiklet Kulübü Derneği’nin kurulmasında ve Lüleburgaz'da bisiklet kültürünün yaygınlaşmasında büyük rol oynadık. Şu anda hala antrenman için bisiklet sürmeye devam ediyoruz.

Başka yaptığınız sporlar var mı?

Lise yıllarında ikimiz de lisanslı olarak badminton oynadık. Şu sıralar antrenman için düzenli olarak yüzüyoruz bazen de eğlenmek için tenis oynuyoruz. Bu yıl ise mağaracılığa başladık.

Mağaracılığa nasıl başladınız, nerelere gittiniz?

Daha yeni Ertuğrul Kulaksızoğlu sayesinde başladık diyebiliriz. Henüz iki mağaraya girdik: Konya’da Balatini mağarası ve Antalya’da Tabak mağarası.

Tüm bu aktiviteleri kardeşle yapmanın avantaj ve dezavantajları neler?

Birbirimizi fiziksel ve zihinsel olarak çok iyi tanıdığımız için anlaşmak kolay oluyor ve güven artıyor. Zor olan kısmı ise ipin diğer ucundaki kişinin kardeşiniz olması. Bu riskli durumlarda gerginliği arttırabiliyor.

Aileniz bu aktivitelere ne diyor?

Ailemiz bu tarz aktivitelere hiçbir zaman sıcak bakmadılar, riskli olması onları korkuttu. Ancak zamanla alıştılar.

Bazı markalarla işbirlikleri yapıyorsunuz. Onlar nasıl gelişiyor, neler yapıyorsunuz?

İki taraf içinde yarar sağlayabilecek projelerde beraber çalışıyoruz. Bazen biz iletişime geçiyoruz bazen ise markalardan talep geliyor.

Şimdiye kadar unutamadığınız birçok anınız olmuştur. Bir tanesini bizimle paylaşır mısınız?

Erzurum'da gece buz tırmanışı yapmak bizim için çok özeldi. Karanlıkta olmak sanki bir mağaranın içerinde tırmanıyormuş hissi yarattı. Şansımız hava acıktı ve yıldızlar da bu tırmanışı süslüyordu.

Dağcılık sizin için bir hobi mi yoksa mesleğe mi dönüştürmek istiyorsunuz?

Şu an için meslek olma yolunda ilerleyen bir hobi.

Sırada ne gibi planlarınız var?

Kış ayında olduğumuz için şu anki tüm planlarımız kar-buz tırmanışları üzerine.

Dağcılık yapmak isteyen Advenport okuyucularına ne önerirsiniz? Nasıl başlasınlar?

Dağcılık öncesinde iyi bir eğitim almadan yapılabilecek bir spor değil. Bu yüzden bulundukları şehirlerdeki üniversite kulüplerini araştırarak başlayabilirler.