Mobilemenu
Profile

Kampçıların En Büyük Korkuları

Bir ayı gördüm sanki!

Kamp en çok bahar aylarında yapılır değil mi? Bu güzel doğa aktivitesi için kış fazla soğuktur, yaz fazla sıcaktır. İlkbahar ve sonbahar ise tek kelimeyle harikadır. İlkbahar, kışı yarı ölü geçiren doğa ve doğa ahalisi için yeniden canlanma zamanıdır. Doğa bir anda beyaz papatyalarla, coşan derelerle ve kış uykusunun açlığını bastırmak isteyen ayılarla dolar! AYILAR MI? Siz de üç ay uyusanız acıkırsınız değil mi ama merak etmeyin, bu açlıkla karşınıza çıkan ilk canlıyı değil, normalde yediğiniz şeyi ağzınıza atarsınız. İnsan, hiçbir ayının mönüsünde bulunan bir tür değildir. Doğanın kocaoğlanları bal, balık, meyve, kök ve faydalı ne bulurlarsa mideye indirmeye bakar; tabii siz de kampınızı onun bölgesine kurmuş, yiyeceklerinizi de çadırınızın yakınında dışarıya bırakmışsanız onları da mideye götürür. Yılan, kurt, akrep ve bilumum haşerat da kampçıların korkuları rüyalarıdır. Yine de kampınızın yakınında bir ayı gördüyseniz şanslısınız demektir. Büyük ihtimalle o sizden, onun sizden korktuğunuzdan daha çok korkup hemen gözden kaybolacaktır. Şehre dönünce arkadaşlarınıza anlatacak müthiş bir kamp hikayeniz olacak, fena mı?

Davetsiz misafirler

“13. Cuma” filmi çekildiğinden ve Jason Voorhees, Kristal Gölü kıyısında kamp kuran gençlere musallat olduğundan beri, üç beş arkadaş kamp yapmaya korkar oldu! Önce gözlüklü ve şişman olanın civarda yaşayan bir psikopat yüzünden öldürülmesiyle başlayan bu gençlik-korku filmleri yüzünden doğada kamp yapmak isteyenlerde yöre insanına karşı bir tedirginlik hali bulunuyor. Tabii gittiğiniz bölgedeki insanlarla bir şekilde karşılaştığınızda onları küçümser, tersler, komik duruma düşürürseniz ellerinde baltalarla belki çadırınızı basmazlar ama isterlerse tadınızı kaçırabilirler. Hem pek bilmediğiniz bir bölgede, orayı avucunun içi gibi bilen insanların tecrübelerinden faydalanmak varken, onlara saygısızca davranmanın da hiç anlamı yok. Bırakın kampınızı ziyaret etsinler, bir çayınızı içsinler; emin olun artık güvenliğiniz de garantiye alınmış olacak, ayrıca kimselerin bilmediği doğa harikalarını da size fısıldayacaklar.

Gölge oyunları

Ay ışığı altında kamp yapmak güzeldir. Gece sağı solu biraz daha iyi görürsünüz, tuvalet ihtiyacı için dışarı çıktığınızda zorluk çekmezsiniz… Ama bunun da bir bedeli vardır. Gece bir şekilde uyandınız diyelim. Dolunay (Hem de dolunay!) bütün görkemiyle geceyi gündüze çevirirken bir anda çadırınızın üzerinden kocaman bir pençe gördünüz. Bu bir ayı mı, bu bir cadı mı, bu bir bu bir seri katil mi? Durun hemen çığlık atmayın! Işık varsa gölge de vardır ve büyük ihtimalle Tim Burton filmlerinden fırlamış gibi görünen bir ağacın gölgesi çadırınıza vuruyordur. Sakın ola yanınızdakini uyandırıp korkunuzdan bahsetmeyin; sabah kahvaltısında arkadaşlarınızın makara konusunu olursunuz.

Ne! Kanaryasevenler Derneği Yıllık Kampı mı?

Bazıları tek başına kamp yapmayı sever. Kafa dinlemek, doğayla bütünleşmek, kendisiyle yüzleşmek veya sadece sevdiği için. Doğanın sesinden başka bir ses duymadan uyuyup uyanmak güzeldir. Mütevazı bir kamp yemeği hazırlayıp, ateş başında birkaç satır okuyup yatıp, uyumadan önce ruhunun ne kadar dinginleştiğinin farkına varmak muhteşemdir. Ama sabah daha gözünüzü açmadan çadırınızın dibine koca bir otobüs yanaşıp içinden onlarca insan kamp kurarsa bütün her şey mahvolur. Belki bunun farkındasınızdır ve kara yolu bulunmayan bir noktaya kadar yürümüşsünüzdür. Merak etmeyin, korkunuz gerçek olacak ve mangallarıyla beraber üç beş delikanlı kıyınızda bitecektir! Görünürde olmasalar da müzik sesi açanlar, geceyi sıktıkları mermilerle berbat edenler, av peşinde koşanlar tek başına kamp yapmak isteyenlerin en büyük korkusudur.

Yıldırım düşmesi

Kırk yılın başında arkadaşlarınızla aylardır planladığınız kampı kurdunuz ama amansız bir yağmur başladı. Malzemeniz sizi ve eşyalarınızı kuru tutacak kadar dayanıklı ama bu sefer kalbinize başka bir korku giriyor: Ya yıldırım düşerse. Evet düşebilir. Neticede dünyaya her dakika 1800 yıldırım düşüyor! Tek başına duran bir ağacın altına çadırı kurduysanız ya da tamamen düz bir arazide bir başınıza dikiliyorsanız yıldırımla en hızlı bir şekilde tanışabilirsiniz! Böyle bir durumda kalkıp tırnaklarınızı yiyerek beklemek yerine kayalık ve su kaynaklarından uzaklaşın, metal aletleri çadırdan uzaklaştırın, mağaralardan uzak durun, kampı daha düşük irtifadaki bir alana taşıyın, işler iyice ciddiye bindiyse yere çömelip yerle teması iyice azaltacak şekilde oturmaya bakın. Yapmanız gereken en kolay şey varsa ormanlık bir alana çadırı tekrar kurmaktır. Bir dahaki sefere hava raporlarını okumadan kamp kurmazsınız olur biter!

Aç, Susuz Kalma

Yanınıza yeterli malzeme almazsanız, taze yiyeceklere güvenip bozulmalarına engel olmazsanız, kumanyanızı dışarıda bırakıp civardaki hayvanların size gece melekler gibi horlarken bunları yemelerine yol açarsanız tabii ki aç kalırsınız! Sonrasında kendinizi Bear Grylls zannedip yabani otlar ve kökler aramaya, zehirsiz olduğunuza kendinizi ikna ettiğiniz mantarları pişirmeye veya hiç bilmediğiniz canlıları tutup yemeye çalışırken bulabilirsiniz. Bu korkuyla başa çıkmanın en kolay yöntemi kuru gıda ve şişede su bulundurup gece çadırda tutmak.

Sel-heyelan korkusu

Belki böyle bir korkunuz yok ama aslında olsa iyi olur! İyi kampçılar nerelere çadır kurulur, nerelere kurulmaz iyi bilirler ve emin olun akarsu yataklarına kurmazlar. Özellikle ilkbahar döneminde, dağlardaki karların eridiği ve akarsuları coşturduğu günlerde buralarda ani su baskınları yaşanıyor. Ekipten bir arkadaşınız “Yav, sel altında kalmayalım” derse cılız dereye bakıp da onunla alay etmeye kalkmayın, son gülen iyi güler diyeceğiz ama sel gelirse kimsenin gülecek hali kalmaz. Bu arada, heyelan korkusunu da bünyenize yeterli dozda enjekte etseniz hiç fena olmaz.