Mobilemenu
Profile

Kaşif Sporu Olarak Mağaracılık: Ertuğrul Kulaksızoğlu

Küçük yaşta izcilikle başlayan doğa sporları hayatına mağaracılıkla devam eden Ertuğrul Kulaksızoğlu, şimdilerde Türkiye’nin dört bir yanındaki heybetli mağaraları keşfederek fotoğraflıyor. Kendisine terapi ve dinginleşme olarak tanımladığı bu keşiflerini sorarak, mağaracılık disiplinini de yakından tanımış olduk. 

Mağaracılığa nasıl başladın?

Lisede izcilik yapıyordum. Ama zihinsel ve fiziksel olarak daha da zorlanacağım şeyler aradım. İzcilik beni kesmemeye başlamıştı artık. Biraz daha aksiyonlu bir şeyler arayayım derken yaşımdan ötürü hiçbir dağcılık kulübü beni kabul etmedi. 14 yaşındaydım. Bir sürü yere mail attım ve herkes “Üniversiteye girdiğinde başlarsın merak etme” gibi cevaplar verdi. İzcilikten ağabeylerimiz liseden mezun olduktan sonra mağaracılığı keşfettiklerini anlattılar. Bizim de eğitim alabileceğimizi söylediklerinde birkaç arkadaş Hacettepe’ye koştuk. Mağaracılığa orada başladım. Üniversiteye kadar lise yıllarında bizden büyüklerle mağaralara girdik, çıktık, eğitim aldık.

Çok küçük yaşta seni mağaralara, doğaya iten ne oldu? Ve bu nasıl süreklilik kazandı?

Dedemle ben Muğla’da doğa yürüyüşleri yapardık. Dedem doğa yürüyüşlerini çok severdi ve beni de “Hadi gel dağcılık oynayacağız” diye yanına alırdı. Kekik gösterirdi; koklardım. Marketten alınan şeylerin nasıl yetiştiğini, doğada nasıl var olduğunu görünce çocuk aklıyla insan tuhaf şeyler hissediyor. Şu anda uzun süre şehirde kaldığım zaman stres oranımın arttığını, tahammül oranımın azaldığını düşünüyorum. İnsanlarla olan iletişimlerimde daha tahammülsüz oluyorum, daha sert çıkışlarım oluyor. Terapi ve dinginleşme ihtiyacı duyuyorum. Bir yandan da ruhani bir rahatlama süreci de var. Zihinsel olarak insanın kendini zorlaması kötü bir şey değil.

Dağcılık, mağaracılık ve kampçılığın arasındaki bağlantı hakkında ne düşünüyorsun?

Kampçılık işin içinde olmalı, dinlenmeniz ve barınmanız gerekiyor. Kimi zaman köy evlerinde de kaldığımız oluyor ki mümkün olduğunda onu daha çok tercih edebiliyoruz, çünkü aktivite yoğun geçeceği için en iyi şekilde dinlenmek şart. Tabii her zaman köylere, konaklanacak yerlere yakın olmadığımızda kampçılık da mecbur oluyor. Aktivite sırasında ya da arasında dinlenmeyi en maksimum seviyede tutmak için kampçılığı da en iyi şekilde icra etmek gerekiyor. Dinlenmemiş bir vücutla mağaracılık veya tırmanış yapmak kolay değil. Ayrıca bu tür aktiviteler sırasında iyi dinlenememek kazaya daha açık olmak anlamına gelir. Açıkçası tırmanıcı olduğumu çok fazla söyleyemem, o konuda GezerBros ile takılıyorum diyebilirim.

Türkiye’de nerelerde mağaracılık yapıyorsun? Fotoğrafların sanki başka bir dünyadaymışsın gibi hissettiriyor...

Türkiye mağara konusunda çok zengin bir ülke ama mağaracılık çok bilinen bir spor olmadığı için Türkiye’nin hala keşfedilmemiş birçok mağarası var. Ortalama 40 bin mağara tahmin ediliyor ama bunların haritalanmış olanları bildiğim kadarıyla 1.500’ü geçmiyor. Türkiye bu konuda çok zengin ve bakir alanlara sahip. Bizim aradığımız mağaralar karst denilen bir kayaç yapısında oluşur. Karstik mağaralarla ilgileniyoruz. Suyun oyabildiği bir yapıdadır. Su oyarak yolunu açar ve boşluklar yaratır. Böyle olunca Türkiye’de karst coğrafyasına sahip birçok yer var;  Toroslar bundan acayip nasibini almıştır. Mersin’den Kaş’a kadar bir hat var. Karadeniz’de de bolca var. Onun dışında senelerdir malum olaylardan ötürü gidemediğimiz Doğu bölgesinde de bolca bulunuyor. Hala oralarda araziye çıkıp bu tarz aktiviteler yapmak ne yazık ki mümkün olmuyor.

Senin favorin hangisi?

Aksiyon olarak düşündüğümüz zaman dikey ve yatay mağaralar olarak ayrılıyor. Şu anda İstanbul’da ASPEG(Anadolu Speleoloji Derneği) diye bir topluluk var. Morca mağarası adında öncülük ettikleri bir araştırma var. Morca mağarası dikey olarak şu an yaklaşık bin metreye yaklaştı. Ben de sadece 500 metresine girmiştim. Aksiyon olarak orasının bende anısı çok fazladır. Limit zorlama açısından favorim orası diyebilirim, zihinsel olarak çok zorlandığımı hatırlıyorum.

Zor şartlar hoşuna gidiyor mu? Daha çok mu hırslanıyorsun?

Zor olması değil de ben mental olarak zorlandığımı hissediyorum ve kendi adıma bunu eğitici buluyorum. Bu adrenalin bağımlılığı gibi düşünülmemeli. Oradaki şartları, problemi çözmek olarak görmek gerekiyor. O şartlarda problem çözülebiliyorsa zihnin kuvvetlendiğini düşünüyorum. O yüzden seviyorum diyebilirim.

Mağaracılığa başlamak isteyenleri nasıl bir süreç bekliyor?  Ne yapmaları gerek?

Üniversite kulüpleri çok aktif ve son yıllarda dernekler kuruldu. Artık Mağaracılık Federasyonu da var. Mümkün mertebe artmaya çalışıyor ama kendimi bildim bileli mağaracılığın camiası 200-250 kişi civarındadır. İnternetin yarattığı doğaya karşı farkındalıkla beraber şu sıralar artıyor. Büyük şehirlerde üniversite kulüpleri ve dernekler eğitim veriyorlar. 1-2 sene uğraşıldığı zaman öğrenilebilecek bir spor. Üniversite kulüplerinin birçoğu dışarıdan da üye alıyorlar.

Karanlık, ıslak, dar alanlar… Mağaracılık biraz korkunç bir spor mu?

Şu unutmamak lazım; Google Earth diye bir şey var, onunla uçabiliyoruz ve her yeri görebiliyoruz. Gitmeden bir sürü yeri oturup inceleyebiliriz ama mağaralar böyle bir şey değil. Uzaya 50 bin tane uydu atsak da mağaraları göremiyoruz. Bütün sene kulüplerin verdiği eğitim ekspedisyon içindir. Ekspedisyon denilen durumda da hiç girilmemiş mağaralara girmek isteriz. Bu hisle düşünüldüğü zaman bütün o zorluklar başka bir şeye dönüşmeye başlıyor çünkü bir kâşif oluyorsunuz ve dünya tarihi boyunca kimsenin girmediği bir çukurdasınız, ilk defa siz oraya ışık tutuyorsunuz, ilk defa siz orayı aydınlatıyorsunuz. Bu hisle düşünüldüğü zaman bütün o korkulan şeyler bambaşka şeye dönüşebiliyor. Ayrıca eğitimini alınca mağaracılık çok güvenli bir spor. Yaşanılabilecek riskler çok belirgin, eğitim alındığı zaman tamamen harcayabileceğiniz çabaya bağlı.

Bizimle unutamadığın bir anını paylaşabilir misin?

Safranbolu’da Mencilis mağarası uzunca ve yatay bir mağaraydı ama ekibimiz biraz ağır kaldı. 23 saat mağarada kaldık ve 19. saatin sonunda kafam bocalamaya başlamıştı. Sonunda mermer bir duvar vardı, kafamda duvardaki şekilleri çöp adamlara benzetmiştim ve ellerini havaya tutmuşlar dua ediyorlarmış gibi bir imge belirmişti. Yorgunluk ve beslenmemiz de düzgün değildi. O sırada da tek başıma akarsudan su almaya gitmiştim. Onunla baş edebilmek için eğlenmeye başladım. Orada ciddi durmak mümkün değil çünkü ciddileşip insan onu düşünmeye başlayınca çok korkuyor. Bende de “Aa benim için dua ediyorlar, galiba ruhani bir lider oldum!” diyerek mağaranın içinde ekip arkadaşlarıma doğru ilerlediğimi hatırlıyorum ve sonra onlara da anlattım bu durumu. Bir arkadaşımız da aynı mağarada “Ben de yıldızları gördüm bir tuhaflık var!” dedi ki o zaman da daha mağaranın çıkışına 7 km falan vardı.

Deeps and Peaks adında bir gruba da dahilsin. Biraz da ondan bahseder misin?

Deeps and Peaks, aslında bizim Gezerler ile bir projemiz olarak başladı. Sonra bunu bir topluluğa çevirme kararı aldık. Dağları, mağaraları ve yapılan işleri iyi bir şekilde video ve fotoğraflarla gösterelim ve bunun içinde dağcılar da olsun mağaracılar da dedik. Doğada gidilmesi zor, imkânsız görülen veya insanların kendine duvar çektiği yerlere nasıl gidildiğini gösterelim ve insanları şevklendirmek için kurulmuş bir topluluk.

Mağara fotoğrafçılığı hakkında neler söylemek istersin?

İnsanlar buralara gidemiyor ama buraları bir şekilde göstermemiz ve doğa farkındalığını arttırmamız gerekiyor. Doğa öyle bir şey ki; yerin altı, yerin üstü… İnsanlar buralara gitmese bile görmeli ve bir şekilde doğanın gücünü fark etmeli. Herkes gidecek diye de bir şey yok; muhakkak dağcılık yapın, dağlara tırmanın demiyorum çünkü insanlar rahat düşkünü de olabilir. Rahat düşkünü olanlar bile buraları görmeli ve doğaya saygısı olmalı. Neredeyse 15 senedir fotoğraf çekiyorum. İlk başlarda çok güzel olduğunu düşündüğüm fotoğraflar bilgisayar başına geldiğimde “çok rezaletmiş ya, hiç orda olduğu gibi olmamış” diyordum. Bu artık tecrübeyle eş değer. Bir alana baktığım zaman nasıl bir fotoğraf çıkabileceğini düşünüyorum. Mağarada ışık sıfır olduğu için anlık fotoğraflar çekmiyoruz. Daha mizansene dönük şeyler çekiyoruz. Hala daha kafa lambalarımız seviyesinde ışıklarda iyi fotoğraflar çıkartılabilecek teknolojiler yok. O yüzden büyük ışıklar götürüyoruz. Işığı kendimiz yaratıyoruz. O biraz stüdyo ortamı gibi oluyor.

Sırada bu alanla ilgili neler planlıyorsun?

Çin’de çok güzel mağaralar var. National Geographic mağara fotoğrafçısı Robbie Shone çok güzel yerlere gidip, oraları fotoğraflıyor. Son zamanlarda Çin’deki ekspedisyonları paylaşıyor. Hayallerimden biri o ama asıl hayal bir buzul mağarası. İyi bir buzul çatlağı bulabilir miyiz diye Türkiye’de de çok aradık. Çünkü orada ikili bir disiplin kullanacağız; hem mağaracılık hem de kazma-krampon tırmanış teknikleri kullanabileceğimiz bir alan olacak. Yurtdışını denk getirebilirsek öyle bir şey için olabilir.

Mağaracılıkla ilgilenenlerin takip edebileceği başka isimler de verebilir misin?

Türkiye’de Yaman Özakın hem tırmanışla ilgileniyor hem de iyi bir mağaracıdır. Ender Usuloğlu veteran mağaracıdır. İkisi de çok iyi fotoğraflar da çeker.