Mobilemenu
Profile

Maratonlardaki Erkek Egemenliğini Yıkan Kadın

Geçtiğimiz günlerde Venezuela Futbol Ligi’nden bir video internette çokça paylaşıldı. Hükümet karşıtı eylemlerde ölü sayısının 29’a çıkması ve federasyonun herhangi bir anma tertiplememesine tepki olarak, futbolcular maç başladığında bir dakika boyunca hareket etmeyerek kendi protestolarını gerçekleştirmişlerdi. Yayıncı kuruluş bu saygı duruşunu göstermekten çekinirken, futbolcular da hükümetten tepki almışlardı. Gelişmiş toplumlarda şiddet içermeyen protestolar en temel insan haklarından birisiyken, baskı altındaki toplumlarda ise bambaşka bir anlam kazanıyor. Haruki Marakumi’nin, “Acı kaçınılmazdır, vicdan ağrısı ise bir seçimdir” sözü, bu baskı altındaki toplumlar için söylenmiş gibi duruyor. Şaşırtıcı gelebilir ama Venezuela’nın şimdilerde yaşadıklarını Amerika Birleşik Devletleri 50 yıl önce tecrübe ediyordu. Ve o günlerde genç bir kadın vicdanını rahat tutmak için ezberleri bozarak acı çekmeyi göze aldı…

Boston Maratonu, ilk olimpiyatlardan sadece bir yıl sonra düzenlenmeye başlamıştı. Atina’daki oyunların takviminde yer alan maraton çok ilgi çekince organizatörler tarafından ABD’ye getirildi. Dünyanın en eski maratonu olarak bilinen Boston’da 70 yıl boyunca sadece erkek atletler koşabildi. İlk kez 1966’da, genç bir kadın olan Bobbi Gibb maratonu 3 saat 27 dakika 17 saniyede tamamladı fakat yarışa resmi olarak başvurmamış ve numara almamış, dolayısıyla da derecesi kayıtlara geçmemişti. Aynı sene New York’taki Syracuse Üniversitesi, Lynchburg’dan bir kız öğrenciye burs verdi. Öğrenci New York’a gelmeden önce okulun erkek koşu takımıyla birlikte idman yapmak için izin istedi. Sports Illustrated’ın ‘takip edilmesi gereken isimler’ listesine aldığı öğrencinin talebine olumlu yanıt verildi. O öğrenci, bir yıl boyunca okulun erkek takımıyla yaptığı idmanların yanı sıra efsanevi antrenör Arnie Briggs’le üniversitenin çevresindeki dik arazide kar kış dinlemeden koşacak Kathrine Switzer’dı.

Switzer, zamanı geldiğinde hayalini antrenörüne açıkladı; Boston Maratonu’na katılmak istiyordu. Briggs yasal yollardan katılmasının mümkün olmadığını söylediğinde henüz 20 yaşındaki Switzer bunu aşmanın yollarını düşündü. Evet, kurallara göre kadınların yarışa katılmaları yasaktı ama bir şekilde katılmayı başaran kadının yarıştan men edileceğine dair madde de yoktu. Başvuru formuna ismini Kathrine Virginia Switzer yerine K. V. Switzer yazarak gönderdi. İlk aşama tamamlanmış ve kabul edilmişti, şimdi yapması gereken yarış öncesi organizatörlere fark edilmeden başlangıç noktasını geçmekti.

O dönemde kadınların kendi iradeleri dahilinde maratona katılmaları fikrini kimse kabullenemiyordu. Zira kadınların bacaklarının kalınlaşıp fiziklerinin bozulacağından başlayıp, yarış sırasında erotik görüntülere sebep olabilecekleri gibi birçok saçma bahaneler üretiliyordu.

Yarışa başlarken kafasına kapüşonunu geçirerek saçlarını örtmüştü. Bu sayede başlangıç noktasındaki binlerce insanın arasında kadın olduğunu gizleyebildi. İkinci kilometre geride kalmıştı ki kapüşonu açıldı. Yol kenarındaki izleyicilerle birlikte arkasındaki atletler de yarışı bırakmış, bu maratonda ilk kez bir kadın görmenin şaşkınlığını yaşıyorlardı. Aslında yarış öncesinde Briggs’e saçlarını tamamen örtecek bir şey giymeyi çok istediğinden ama bir türlü bulamadığından bahsetmişti. Bir kadın, fiziksel güç gerektiren bir alanda ve binlerce erkeğin arasında ilgi odağı olunca yarış hakemi Jock Semple deliye döndü. Kendisiyle birlikte basını ve diğer yarış görevlilerini de taşıyan araçtan büyük bir nefretle atladı. Nefreti öyle büyüktü ki Switzer o anı, “Bağırışların geldiği tarafa döndüm ve o güne kadar gördüğüm en kızgın suratla karşılaştım. Yarış hakemi Jock Semple’dı. Beni omzumdan yakaladı, kendisine çevirdi ve haykırarak ‘Yarışımdan defol git’ dedi” şeklinde anlatacaktı.

Hakem de tıpkı Switzer gibi numarası olduğu sürece onu yarıştan atamayacağını biliyordu ve bu yüzden numarasını söküp almaya çalıştı. Etrafındaki insanlar sadece kadın olduğu için ona saldıran bir adamın yaptıklarına tepkisiz kalırken araya antrenörü Briggs girdi. Kendisinin öğrencisi olduğunu, antrenmanları birlikte yaptıklarını ve karışmaması gerektiğini belirtti. Fakat Semple giysisinden çekmeye devam ediyordu. Bu kaba adamla anladığı dilden konuşansa Switzer’ın erkek arkadaşı oldu. 390 göğüs numarasıyla yarışa katılan erkek arkadaşı daha fazla dayanamayarak, haddini aşan hakemi omzundan tutup yolun kenarına attı.

Ağlıyordum. Olayların, erkek arkadaşımın hakeme vuracağı noktaya gelmesi beni dehşete düşürmüştü. Gerçekten korkmuş ve mahcup olmuştum. Fakat bu mahcubiyet kısa süre sonra büyük bir kızgınlığa dönüştü. O sayede kararlı bir şekilde bitiş çizgisine kadar gidebildim.”

Semple düştüğü yerden kalkıp araca binerek Switzer’ın yanına gittiğinde bağırıp çağırmaya, dikkatini dağıtmaya başladı. Her şey birkaç dakika içinde değişti. Az evvel olan bitene tepkisiz kalan erkekler şimdi Switzer’ın yanında duruyor ve hakeme tepkilerini hem sözleriyle hem de hareketleriyle gösteriyorlardı. Kadın hareketi açısından sembol olacak fotoğraflar veren ve bir şeyleri değiştirdiğinin farkına varan Switzer, arkasına aldığı desteğin de yardımıyla yüksek bir tempoda koşarak yarışı tamamladı.

Haber atletizm dünyasında çok hızlı yayıldı. Bir kadın, erkeklerle birlikte onlarca kilometre koşmuş ve hiçbir sağlık sorunu yaşamamıştı. Başlarda Amatör Atletler Birliği, kurallara aykırı davranarak erkek yarışlarına katılan kadınların tüm koşulardan men edileceklerini duyurdu. Fakat Switzer pes etmedi. Kadınları örgütleyerek kurumlar üzerinde daha fazla baskı kurulmasını sağladı. Öyle ki, birkaç sene önce o tarihi fotoğrafın verilmesine sebep olan hakem Semple’ı dahi ikna etmeyi başarmışlardı. Boston Maratonu’na kadınların katılması için yapılan başvurunun kabul edilmesini sağlayan Semple, Switzer’la 6 sene sonra yine yan yana fakat bu kez gülerek objektiflere bakıyordu.

Switzer’ın yarış numarası olan 261, sonraları 261 Fearless Running Community adında bir topluluğunun kurulmasına el ayak oldu. Topluluk her sene, dünyanın dört bir noktasında kadınlara koşmaları için fırsat yaratıyor. Ayrıca kendine ait bir koleksiyonu da olan 261 Fearless, bu koleksiyondaki giysilerde kullandıkları sloganlarla 50 yıl önce imkansız gibi görünen bir şeyi başarıp tüm dünyayı etkileyen Switzer’ın yaptıklarından feyz alarak, kadınları özgüven kazanmaları ve kendilerini değiştirerek işe başlamaları konusunda motive ediyor.

“Yarışa genç bir kız olarak başladım, bitirdiğimde olgun bir kadındım. Boston Maratonu sonunda adeta büyüdüğümü hissettim.”