Mobilemenu
Profile

Kısa Kesme Ultra Olsun : Alanya Ultra Maratonu

Ocak ayının başında milli atletimiz, “Dağların Arslanı” lakaplı Ahmet Arslan,  Mart ayında organize edeceği Alanya Ultra Maratonu’ na Elena ile beni davet etti. Düşünmeden kabul ettik, hem böylesine bir sporcuyu desteklemiş olacak hem de hedef yarışlarımız öncesinde yükseklik kazanımı ile keyifli bir yarışa katılacaktık.

Uçak biletlerimizi aldıktan sonra her şey hazırdı. Antrenmanlara devam ediyor, Ahmet ile organizasyon hakkında yazışıyorduk. Ultra maraton öncesindeki ilk dik etap uçak biletlerinde kendini hissettirdi! Nasıl olur? Havalimanına transfer için çağrı merkezini aradığımda PNR ve yön bilgisi verirken bir terslik olduğunu anladım ve çözüm üretmeye çalıştım. Ne mi yapmıştım? Uçak biletlerini ters yöne almıştım. “Nasıl olur, dünyanın neresine gittik, olacak iş mi bu!” derken çağrı merkezini arayınca yanıtımı aldım: “Alper Bey sektirmeden ileri  tuşuna basarak ödeme bölümüne ulaşarak biletinizi almışsınız.” Yanıt bana yetti.  B planı elbette yeni bilet almaktı. Bu süreçte rotamız da değişti, Antalya’ daki dostlarımıza gidip oradan Alanya’ ya geçmekti planımız. Bir başka terslik de kaldığımız evde çalan telefona koşarken neredeyse dolabın içinden geçme girişimim oldu, seke seke ulaştım telefona, zaten susmuştu. Sabaha kadar belirli aralıklarla buz tedavisi, “Acaba koşabilir miyim, parmağı kırdım mı, sonraki hedef yarışlar, UTMB 100 mil yarışı güme mi gidecek yoksa?” düşünceleri... Sabah ola hayrola derler ya, sabah azalmıştı ağrı ama yerini koyu mor renge bırakmıştı.

İstanbul’daki kıtalararası yolculuktan daha kısa sürede Alanya’ya ulaştık. Utopia World Hotel’de kalıyoruz. Alanya’nın biraz dışında tepeye konumlanmış, kartal yuvası kıvamında, güzel bir otel, Halil Hoca ve öğrencilerini görüyorum bisiklet kampında, tanıdık yüzler görmek sevindirici, otelin sporcu dostu olması daha da sevindirici. Karşıki tepelere bakıyor,  kaleyi takiben rotayı gözümüze kestiriyoruz. Servis aracılığıyla İstanbul, Adana ve Manisa’ dan gelen dostlarımızla kayıt alanına gidiyoruz. Kayıtlar sonrasında makarna partisi, karada değil, teknede olacak. Demir alıyor ve açılıyoruz, kısa ve etkili bir brifing, leziz makarna, kalenin gece muazzam yansıma ile görüntüsü, sonra anlıyorum “Şimdi iyi bakın, sabah daha doğrusu öğle vakti kale sizin gözünüze farklı gözükecek” mesajını veriyorlar. Otelimize dönüyor, son hazırlıkları yapıyoruz.

Sabah yarış alanındayız. Yarışta 5 ayrı etap var: 64 km, 42 km, 20 km, 5 km ve 3 km. 3 mesafe Cumartesi sabahı Kızılkule’ den başlıyor. Alanya Kalesi’nin Surları’nı, Damlataş Mağarası’nı, muz bahçelerini geride bıraktıktan sonra, tarihi kervan yollarından, Yörüklerin göç yollarından, patikalar ve stabilize toprak yollardan ilerleyerek Toroslar’ın zirvesine uzanıyor. Burada kara ayak basıyor, biraz da olsa serinliyor sonrasında kendimizi 1500 metre yükseklikte buluyoruz. Ahmet bizim için her şeyi düşünmüş. Gerçekten çok çaba sarfedilmiş, biz fotograflardan görüyorduk ama Ahmet ve arkadaşları 6 ay süresince yeni ve bambaşka bir etap oluşturmuş. Zorlu maraton macerası 29’uncu kilometrede 1500 metre yüksekliğe ulaştıktan sonra dönüş yönüne girerek yine patikalardan, toprak yollardan, tarihi kervan yollarına uzanıyordu. Yarışın son kilometreleri Kleopatra Plajı’ nın dünyaca ünlü kumsalından, Alanya Kalesi’nden ilerleyerek başlangıç noktası olan Kızılkule’de son buluyordu.

Alanya’ ya daha önce birkaç kez gelmiş, bir tanesinde yarı maraton koşmuş, deniz seviyesinden daha yüksekte koşmamış ve bu güzel manzarayı görmemiş olduğum için büyülendim resmen. Yarış içinde yarış, macera vardı. İlk birkaç kilometre sonrasında bir grup kaybolduk, sonrasında kalabalık bir ekip ile bir süre devam ederek, tırmanışa geçtik. Sonrasında işaretler diyarında büyük meşakkatle hazırlanan rotada koştuk. Yer yer tırmanış olan parkurun yarısından sonra ilk defa kendime bir sopa bularak yoluma devam ettim. Özellikle son kilometreler içinde kaleye çıkacak, tırmanacaktık.

Şehre tekrar adım atarken bir tıslama sesi duydum. Elimde sopa koşarken bir de baktım 3 tane kazdan birinden geliyor ses. “Eyvah şimdi yandım, paçayı kaptırmayalım” diye koşarken çocuklardan gelen “Hello, hello” sesleri arasında rotayı izleyerek kendimi plaj etabına bağlayan noktada buldum. Kleopatra Plajı’na girmeden önce çantamda başka jellerim de vardı ama artık bununla bitiririm düşüncesiyle yola devam ettim. Kum etabında keşiş gibi elimde sopa ile işaretleri takip ederken  birkaç köpek ile gözgöze geldim. “İyi, sessiz sakin duruyorlar” derken bir anda bir tanesi yerinden kalkarak diş göstermeye, çevremde dönmeye başladı. Ben de elimdeki sopa ile kendimi korumaya çalışıyor, kum atıyorum ama nafile! O sırada yandan şöyle bir kadın sesi: ”Lütfen başka yerde koş!” İlk defa bir kadına bu kadar çıkışırken buldum kendimi: “10 saattir koşuyorum, İstanbul’dan buraya koşmaya geldim, başka yere gidemem” derken kadınla atışmamı oradaki gençler  yatıştırdı. Yoluma devam ederken baktım ki son jelden de eser kalmamış, sinir tepeme çıkmış. Ultra maratonlar gerçekten sürprizlerle dolu. Ne vakit ne çıkacağı, yerden ya da gökten ne geleceği belli olmuyor?  Bu ana kadar da elimdeki sopayı kaldırıyor ikinci ve üçüncü sırada koşan Kemal Kukul ile Hüseyin Temizsoy’ a peşinizdeyim mesajını veriyorum. Kemal Abi anlatıyor: “Hüseyin bana ‘Biri geliyor’ dedi, ‘Yok o genç biri’ dedim ancak Hüseyin Abi ‘Üzerinde koşucu yeleği var, hadi koşalım’ diye yanıtladı.”

Beni de başımdaki kırmızı banttan Elena fark ediyor, peşime düşüyor. Macera içinde macera. Denize bağlanarak oradan kaleye çıkıyoruz. Kaleye çıkışı sırasında kum etabından ayağıma dolanları çıkartırken dayandığım kayadan kıvrıla kıvrıla dönen rotadan yükselen Elena’yı görüyorum, başıma gelenleri anlatıyorum, neredeyse yarıştan vazgeçeceğimi söylüyorum ama Elena’nın intikam yemeğinin altını yakmaya niyeti yok. Soğuk olmasına razı! Suyundan istiyorum, elime tutuşturduğu matarada birkaç damla su var. “Nasıl yani?” derken, Elena yükseliyor, oradaki piknikçi gençler bizi yanlış noktaya yönlendiriyor. Elena, Ahmet’i arayarak yönü öğreniyor, ben de onun peşindeyim ama bizimki o gazla uçup gidiyor...

Bir hışımla kaleye dalıyorum, yol bitmek bilmiyor… Mahzenlerde kaybolacak ve ulaşamayacak mıyım acaba derken tanıdık bir yüze rastlıyorum. 42 km. koşucusu Fırat Kara bitirmenin keyfini sürüyor. “Az kaldı” diyor ve motive olmuş vaziyette ilerliyorum. Bir grup gencin sorusu: “Abi ne veriyorlar kazanınca?” Bu yarışlarda en büyük ödül elbette bitiş çizgisi. Her şeyden önce yarışın size yaşattıkları ve kattıkları. Polemiğe gerek yok: “Bir şey yok bitirenlere” diyorum, gülüyorlar. Bir anda Goshots.net’ten Onur Çam’ı görüyorum. Bir elimde sopa, diğerinde Elena’dan aldığım matara. “Ne kadar kaldı?” soruma “3-4 km. kadar” yanıtını veren Onur’un üzerine “Nasıl yani?” diyerek yürüyorum. Onur fark ediyor ki “Bitti, bitti” diyor. Çıkılan birkaç basamak, tünelden geçiş ve yarış takı: BİTTİ!

İnanılmaz, zorlu ama bir o kadar da güzel hazırlanmış bir parkur. Erkeklerde 4’üncü, genel kategoride 5’inci sırada bitiriyorum. Sıralama bir yana Ahmet’in kulaklarını da az çınlatmadım hani! Tüm emeklerinize sağlık Ahmet Arslan ve ekibi. Ayrıca etap süresince bize her türlü desteği sağlayan siz gönüllü dostlarımıza da sonsuz teşekkürler. Sizler olmasanız bu kadar iyi bitiremezdik. Saatim kaybolmalarım ile 68 km. ve 3 bin 400 metre yükseklik kazanımı gösteriyor. Ertesi gün gerçekleşen ödül töreni sonrasında herkes yuvaya gidiyor. Hazırlanan tanıtım videosunda Sports TV’den sevgili Yeliz Karakaya’ya verdiğim röportajdan sözler var: “Önemli olan sapasağlam, sağlıkla bitirmek, sonrasında hayat devam ediyor çünkü… ”

Ahmet bir sonraki Alanya Ultra Maratonu için şimdiden çalışmalara ve yeni sürprizlere başlamış bile!

Alanya Ultra Maratonu resmi websitesi

16 Eylül’deki Kaçkar Ultra Maratonu’nda benzer unutulmaz anlar yaşamak isteyenler buraya!

Instagram’da Alper Dalkılıç