Mobilemenu
Profile

Kızıyla İki Teker Üstünde Avrupa Turu

Bir süre önce, ilk olarak sosyal medyada küçük çaplı bir fırtına koparan, akabinde de gazetelerde kendine yer açan bir isim oldu İrem Çağıl. Üç yaşındaki kızını bisikletinin arkasına oturtup Avrupa yollarına düşmesiydi mevzu. E şaşılmayacak bir hadise de değil hani... Metropolde yaşayan insanların çocuklarını, işten arta kalan vakitlerde anca parklara götürmeyi ya da bilemediniz alışveriş merkezlerine sürüklemeyi tercih ettiği bir dönemde, bir annenin kızıyla baş başa yola koyulması ve uzun bir mesafeyi bisiklet üzerinde kat etmeyi göz alması, hayran olunası bir durum gerçekten de. Bu maceraperest insan, zamanında büyükşehrin sıkıntılı hallerinden uzak durmak için de koşarak köye yerleşmişti zaten. Dilerseniz hikayeyi başa saralım ve İrem Çağıl adındaki bu modern zaman direnişçisini yakından tanıyalım…

İş dünyası için epey cazip bir özgeçmişi var aslında İrem’in. Bilkent Üniversitesi’nde İç Mimarlıkla başlayan lisans öğrenimi, daha sonra İtalya’ya kadar uzanıyor ve master’la sonuçlandırdığı eğitim hayatından Grafik Tasarım alanında kazandığı uzmanlıkla mezun oluyor. Mimarlıkla start verdiği iş hayatına da, Grafik Tasarım hasebiyle dizgi ve tasarım alanlarına yönelerek devam ediyor.

İş hayatının bunaltıcı etkileri canına tak ettiğinde, kendini tanımak ve yaşam amaçlarını keşfetmek için bir yolculuğa çıkmaya karar veriyor 2008 yılında. Bisiklete karşı olan tutkusu nedeniyle, yolculuğun bu araçla icra edilmesi kaçınılmaz oluyor. Rota ise, İstanbul’dan başlayıp İspanya’da son bulan 4000 kilometreden ibaret. Bu göz korkutucu mesafe için cesaretini toplayıp pedal çevirmeye başlayan İrem, üç ayın sonunda finiş çizgisine vardığında, kendini sözcüklere dökemeyeceği kadar iyi hissediyor.

Yolculuğu esnasında, bol bol insanla tanışıyor, çadırda konaklıyor, açık havada uykuya teslim oluyor. Ve en çok etkilendiği şey doğayla kurduğu dirsek teması oluyor. Ancak gittiği her yerde de, çevreye karşı hoyrat davranan insan manzaralarıyla karşılaşıyor ve bu durum onu haliyle epey kızdırmaya başlıyor. Bu konuda bir adım atması gerektiğini hissediyor. Tüketimin azaltıldığı, doğaya verilen zararın minimize edilmeye çalışıldığı bir yaşamın kurulabilmesinin yolunun, doğayla bağları güçlendirmekten geçtiğine inandığından, bir bilinç inşa etmek istiyor. Aklına gelen yöntem de kitaplar. Bu uğurda, ülkeye döndüğünde ilk el attığı şey, Türkçedeki ekoloji külliyatı oluyor. İstediği zenginlikte bir sonuca ulaşamadığı için, bu kurak toprakları bereketlendirmek yegane amacı oluyor. 2009 yılında çalışmalara başlıyor ve ortaya Sinek Sekiz Yayınevi gibi nadide ve şahane bir yayınevi çıkıyor. Ekoloji Cep Rehberi’nden, Permakültüre Giriş’e, Sürdürülebilir Yaşam Rehberi’nden Ekoköyler’e kadar şahane kitaplar basıyor İrem. Butik yayınevi anlayışının müstesna örneklerinden biri oluyor.

Derken bir kız çocuğu dünyaya getiriyor, Kiraz. Kızını şehrin karmaşasında yetiştirmek istemiyor ve fazlalıklarını ardında bırakıp eşi Alaz ve kızı Kiraz’la birlikte bir köye yerleşiyor. Kendi kendine yetebilmenin, eşyalardan arınabilmenin güzelliğini tadıyorlar burada Kiraz’la. Günlük hayatlarından kareleri de Instagram’da paylaşmaya başlayınca kendine has anneliğiyle dikkat çekiyor İrem. “’Annelik, öyledir, böyledir’ diyorlar. Oysa alakası yok. Tek tip bir annelik yok. Bu işin doğrusu da yok!” diyerek bu konudaki yaklaşımını özetliyor aslında. Resmini kendi paletindeki renklerle yapmak istiyor o. Kendisine dayatılan yaşam biçimlerinden hiç hoşlanmıyor.

Bu tavrı kızı üç yaşına geldiğinde de kendini gösteriyor: Bir yolculuk kararı alıyorlar eşiyle. Planlar kuruluyor, ince ince hesaplar yapılıyor. Olası aksilikler düşünülüyor, her şeyin hallolduğuna  inanıldığında da İrem, yanında kızı Kiraz, altında eski dostu bisikletiyle yollara çıkıyor yeniden. Babayı evde bırakmaya karar veriyorlar. Pedalı İrem çeviriyor, Kiraz arkaya bağlı römorkta yolun keyfini sürüyor. Ara duraklarda yanlarındaki çadır evleri oluyor. Yolculuk boyunca Hollanda, Almanya ve Danimarka bu muhteşem ikiliye ev sahipliği yapıyor. Bir tarafta Kiraz’ın kahkahaları, bir tarafta İrem’in kızıyla zaman geçirmekten aldığı büyük haz… 3 ayda 700 kilometre giderek yolculuğu tamamlayıp köydeki sade yaşamlarına geri dönüyorlar. İrem dönüş sonrası yaptığı değerlendirmelerde, seyahat boyunca kızıyla iki yol arkadaşı gibi olduklarını, hatta bugüne kadarki en iyi yol arkadaşının kızı olduğunu, üstüne basa basa belirtmeyi de ihmal etmiyor.

Evet, dünyanın en ilham verici annelerinden biri İrem. Yola çıkmanın, pedal çevirmenin, kamp kurmanın güzelliğini herkese gösteren; çocuk sahibi olmanın insanları bir şeylerden alıkoyduğunu düşünenlere inat, çocukla bambaşka bir dünyanın mümkün olduğu örnekleyen birisi o. Herkese parmak ısırtan, gösterişten uzak yaşam tarzıyla ve doğaya olan saygısıyla geleceğe dair müthiş bir umut kaynağı. Hem çalışkan hem kararlı. Bu ilham verici hayat hikayesiyle yüz güldüren, dünyanın ihtiyaç duyduğu insan tiplerinden.