Mobilemenu
Profile

Mert Şişman: Demire Kanser İşlemez!

Kısaca kendinden bahseder misin?

Mert Şişman ismim. 1986 doğumluyum. Kırklareli’nde doğdum ama yaklaşık 19 sene Ankara’da kaldım büyüdüm. Daha sonra 2004 yılında Antalya’ya geldim. Aslında müzisyenim, piyano çalıyorum. Bir müddet müzisyenlik yaptıktan sonra mağaza müdürlüğü gibi çeşitli işler yaptım. 2014 yılına kadar çoğu kişi gibi normal bir hayatım vardı. Evli barklı, evden işe – işten eve gidip geliyordum. 2014 yılının Kasım ayında omurilik kanserine yakalandım. Bu noktadan sonra hayatım tamamen değişti.

Triatlonla tanışman da bu döneme mi denk geliyor?

Daha önce sporla pek alakam yoktu hatta aşırı kilolu bir adamdım. Sadece yol bisikletine çok hevesliydim ama aktif olarak spor yaptığım yoktu. Omurilik kanserine ilk yakalandığım zamanlarda radyoterapi alıyordum. Tedaviden sonra boş zamanım çoktu. Sosyal medyayı kurcalarken bir IRONMAN yarışı videosuna denk geldim. İzledikten sonra “Bu adamlar ne yapıyor?” diye merak ettim ve araştırmaya başladım. IRONMAN ve triatlonun ne olduğunu öğrendim. “Bunu bir şekilde yapmalıyım” dedim, bir spor dalı beni ilk defa vurdu yani. Hikayem böyle başlamış oldu.

Malum triatlon sağlığı yerinde olan kişiler için bile yıpratıcı bir spor. O zamanlar içinde hiç “Yapabilecek miyim acaba?” diye bir şüphe olmadı mı?

Hemen yapamadım tabii ki. Bir yandan radyoterapi görüyorum: İnanılmaz yorgunum, kilo kaybediyorum, zor bir tedavi sürecinden geçiyorum... O sıralarda Antalya’da IRONMAN mesafesi bir Türkiye Kupası yarışı vardı. Şans eseri onu öğrendim ve izlemeye gittim. Orada yarışlarda ne yapıldığını gördüm ve çok zor bir spor olduğunu idrak ettim. Daha sonra “Bu iş nasıl yapılır, kimler yapar” kısmına yoğunlaştım. İlk etapta İstanbul’da Göksen Çınar ve Özgür Aksaman ile tanıştım. Onlar bana ilk sezonumda çok yardımcı oldu. İlk tedavi sürecinden sonra yavaş yavaş antrenmanlara başladım. Tabii bir anda yapamıyorsunuz. Bugün kesintisiz 2-3 bin metre yüzebiliyorum ama ilk havuza girdiğimde 50 metre bile yüzememiştim. 20-25. metrede inanılmaz yorgun bir şekilde havuzdan çıkmıştım. O gün mesela “Ben bunu yapamayacağım” diye düşünmüştüm.

Tabii tedaviyle alakalı olarak bir yorgunluk da vardı ama daha sonra “Bunu nasıl yapabilirim” düşüncesine ulaştım. Şimdi hiç antrenman yapmamış biri olarak çıksanız 2-3 kilometre koşamıyorsunuz ama insan vücudu çok ilginç, her şeye uyum sağlıyor. Yavaş yavaş üzerine koya koya ilk IRONMAN yarışıma kadar geldim.

Bunların yanında o sıralarda özel hayatında da sıkıntılı bir dönemden geçiyormuşsun…

Evet, ilk kanser olduğum dönemde eski eşimle ayrılma aşamasındaydık. Özel hayatım da çok karışık bir haldeydi. Hepsi üst üste gelince bayağı bir bocalamıştım ama IRONMAN bir şekilde tutunduğum bir dal oldu.

Hastalığına rağmen triatlona olan ilgine karşılık olarak çevrenden nasıl tepkiler aldın?

İlk başta doktorlar çok endişelendi. Beni yıpratacağını düşünerek karşı çıktılar yarı maraton koşmak gibi normal bir şey değil çünkü mevzu. Yüzmeyle başlayıp, bisikletle devam eden ve koşuyla biten bir yarış. Ailem ve yakın çevremden ise her zaman destek gördüm. Bir de o kadar kafama koymuştum ki asla vazgeçmeyeceğimi anlamışlardı.

İşin fiziksel tarafının yanında bir de psikolojik yönü var. Bu süreçte zihinsel olarak güçlü kalmayı nasıl başardın?

Psikolojik tarafı daha ağır. Fiziksel kısmında doktorlar sizin için uğraşıyor, ortada bir tedavi var ve siz de ona uymak zorundasınız. Sizin yapabileceğiniz çok bir şey yok o kısımda. İşin asıl tarafı psikolojik kısım. O zaman önünde iki seçenek oluyor, bende öyle oldu en azından. Ya tedaviye gidecek, evde yatacak, yediğim yemeği çıkaracak, halsiz olacak ve kötü şeyler yaşayacağım. Ya da yatıp kalmaktansa önüme zorlu bir hedef koyacağım.

İnsanların araması, “Geçmiş olsun”lar “Vah vah, bu genç yaşında”lar benim canımı sıktı. O süreçte hiçbir antrenmanı bitiremedim mesela ama mutlaka her antrenmana başladım. O psikolojik gücü göstermek önemli.

Hep savaşçı bir kişiliğin mi vardı yoksa bu hastalıkla birlikte ortaya çıkan bir tarafın mıydı?

İnsan savaşmak zorunda kalana kadar ne kadar güçlü olduğunu anlamıyor sanırım. Daha önce hiç böyle bir zorlukla karşılaşmadım ancak bir anda böyle güçlü bir adama dönüştüm.

Sence kanser hastalığı hastalığına yakalanmamış olsaydın triatlonla tanışır mıydın?

Çok zor bir soru. Küçüklüğümde Alanya’ya teyzemin yanına gidiyordum, orada triatlon diye bir şeyin yapıldığından haberimiz vardı ama ne olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Muhtemelen başlamazdım. Yine o hımbıl, tembel hayatıma devam ediyor olabilirdim (gülüyor).

Şimdi neler yapıyorsun? Günlerin nasıl geçiyor?

Haftanın 4 günü yüzme antrenmanım var. Sabah 6’da kalkıyorum. 7’de havuzda oluyorum, 9 gibi yüzme antrenmanı bitiyor ve sonra kahvaltı yapıyorum. Tabii benim de çalışıp para kazanmam lazım. Atölyeye gidip çalışıyorum. Ondan sonra günün ikinci antrenmanı var. Bu ya bisiklet ya da koşu oluyor. Akşamüstü yaptığım ikinci antrenmandan sonra eve gelip dinleniyorum.

Triatlon haricindeki mesleğin nedir?

İlk tedaviden önce bir otelde ön büro departmanında çalışıyordum. Tabii uzun saatler çalıştığınız için antrenman yapmakta zorlanıyorsunuz. Sosyal hayatınız neredeyse sıfırlanıyor. Ondan sonra “Ben nasıl bu spora daha çok vakit ayırıp daha az çalışırım” diye düşündüm ve bir ortakla birlikte kendi işimi kurdum. Online bir iş olduğu için biraz daha az vaktimi alıyor böylelikle antrenmanlara daha çok vakit ayırabiliyorum.

Hastalıkla birlikte hayatı da sorgulamaya başlıyorsunuz. Tamam, günde 8-9 saat çok güzel çalışıyorsunuz ama bir şekilde ölebileceğiniz bir tarih ortaya çıkınca her şey boş gelmeye başlıyor. “Kendi isteklerim neler? Hayatta nereye gelmek istiyorum?” diye düşünerek bu noktaya geldim.

Şu anda kanserle ilgili olarak tedavi sürecin devam ediyor mu?

Tedavi süreci 4 ay önce sonra erdi. Şimdi biraz onun etkilerini atmaya çalışıyorum.

Bu sporun en çok hoşuna giden yanları neler?

Yarışta acının başladığı bir kısım var. O genelde koşuda oluyor. 1800 metre yüzüp, 90 kilometre bisiklete bindikten sonra koşuya geçince vücuttaki enerji depoları neredeyse tükenmiş oluyor. Ben en çok o acının, krampların başladığı yeri seviyorum. O acı başlayana kadar normal olan yarış, acı başladıktan sonra benim için eğlenceli bir hale geliyor.

Full-IRONMAN yapmayı düşünüyor musun?

Henüz full-IRONMAN yapmadım ancak onun için de planlarım var. 2019 yılını düşünüyorum çünkü onun çok daha uzun ve meşakkatli bir hazırlık süreci var. Ancak yine de bir kere olsun full-IRONMAN de tamamlayacağım.

Antalya’da yaşaman da triatlon sporunu devam ettirebilme konusunda bir şans olsa gerek. Değil mi?

Büyük şans. Çevremde Türkiye şampiyonları ve çok büyük triatletler var. Ara sıra İstanbul’a gidiyorum ancak orada antrenman yapmak, bisiklet sürmek çok ayrı bir şey. Açık yüreklilikle söyleyeyim orada yaşasam bu sporu yapmazdım. Kalkıp 1 saatte havuza gidiyorsunuz. Bisiklete binmeniz lazım trafiğin durumu malum…

Antalya bunun için muazzam bir yer. Şu an mart ayındayız ve kısa kollu formayla antrenman yapabiliyoruz. Yazın zorluklar oluyor ancak o zaman da antrenmana sabah saat 5.30’da başlayıp 8-9 gibi bitirmeye çalışıyoruz ki fazla sıcakta kalmayalım. Antalya kesinlikle bu sporun kalbi olması gereken bir yer.

Sponsorun olan, seni destekleyen markalar var mı?

Evet, ben bu konuda şanslı kişilerden biriyim aslında. Geçtiğimiz ekim ayında yapılan Gloria IRONMAN’de hikayem dolayısıyla beni basın toplantısına davet ettiler. Orada onlara biraz hikayemden bahsettim. Benim de eskiden beri severek takip ettiğim Sadettin Saran da oradaydı. Hikayemi duyunca benimle tanışmak ve bana destek olmak istedi.

Bu sezon Saran Holding, Radyospor markası altında yarışıyorum. Birçok masrafımı onlar karşılıyor ve bana büyük destek veriyorlar. Onlar olmasa bu kadar vizyon geliştiremez, bu kadar çok yarışa katılamaz ve hikayemi bu kadar insana anlatamazdım.

Ayrıca Garmin Türkiye bu sezon da benim yanımda. Garmin saatlerini kullanıyorum. Bu sporda sponsoru olan şanslı azınlıklardanım aslında…

Aynı zamanda Antalyaspor Triatlon Takımı’nın da bir üyesisin. Bu sporu takım olarak yapmanın bireysel olarak yapmaktan ne gibi farkları var?

Evet, geçtiğimiz sene Antalyaspor Triatlon’u kurduk. Zaten birlikte antrenman yapan bir ekiptik. Daha sonra bir takım kurma fikriyle Antalyaspor’un kapısını çaldık, onlar da böyle bir branş açtı. Şu anda yaklaşık 12-13 kişilik bir takımımız var.  

Takımımız ticari amaç güden bir kuruluş değil. Aramızda Orta Doğu IRONMAN şampiyonu, Türkiye şampiyonu olan ciddi atletler var. Bu sporu takımla beraber yapmanın birçok artısı var. Sizden daha iyi biriyle antrenman yaptığınız zaman siz de otomatikman daha yukarı gidiyorsunuz.  Mesela ben bu sezon antrenörüm Soner Oralkasım ile birlikte çalışıyorum ve bunun çok etkisini gördüm.

Takımla birlikte hafta sonu uzun antrenman yapmak da hem daha keyifli oluyor hem de daha iyi motive oluyorsunuz.

Senin yaşadığın gibi benzer zorlu süreçlerden geçenlere buradan ne söylemek istersin?

Her zaman şunu tekrar ediyorum: Bir hastalık sizi fiziksel olarak yıkabilir, zorlayabilir ama siz izin vermezseniz ruhunuza sokulamaz, kalbinize dokunamaz. Ben de çok zorlu süreçlerden geçtim ancak bir şekilde odağı oradan kaydırmak gerekiyor. Bütün hayatınız, bütün gününüz bu zorluk veya hastalık olursa çok zorlanıyorsunuz çünkü oralarda o kadar fazla ölüm var ki siz de bir şekilde yaşayan ölü oluyorsunuz.

Pozitif düşünmek çok önemli. Ben de eskiden çok negatif düşünen bir insandım ama bu süreçle birlikte pozitif düşünmeyi öğrendim. Kanser veya başka bir hastalığınız olabilir, bir uzvunuzu kaybetmiş olabilirsiniz bu yaşamdan kopmak için bir sebep değil. Hayat devam ediyor, bunun parçası olmayı seçerseniz olursunuz. Tabii ki insanlara benim kadar ağır bir spor yapın demiyorum ama bir şekilde hareket etmek lazım. Doktorların da tedaviden sonra sürekli olarak “Yatmanız, dinlenmeniz lazım” tavsiyeleri oluyor ama bence kendini iyi hissedenler çıkıp yürüyebilir, dışarı çıkabilir. Yataktan kalkacağınız o ilk 30 saniyeyi iyi değerlendirmek lazım sonra gerisi geliyor zaten...

Bu gibi hastalıklar için farkındalık yaratmak, destek olmak amacıyla gerçekleştirmiş olduğun veya ileride gerçekleştirmek istediğin projeler var mı?

Çeşitli yerlerden teklifler geliyor ama ben bire bir insanların yanında olma taraftarıyım. Mesela haftanın belli günleri lösemi çocuklarla ilgileniyorum. Birlikte piyano çalıyoruz, boyama yapıyoruz. Sosyal sorumluluk projelerinden ziyade kendim yanlarında olmayı daha çok tercih ediyorum.

“Ben de benzer bir süreçten geçiyorum. Sayenizde vazgeçmek üzereyken güç buldum” gibi pek çok mesaj da alıyorum. Eskiden ben de hastalığımı saklıyordum mesela. Bu fazla dillendirilmez, insanlar yüzünüze karşı söyleyemez ya hani. Ben de o aşamadaydım ama sonradan fark ettim ki bunları paylaştıkça başka insanlar da bundan güç buluyor. Hikayemi bir şekilde daha çok duyurup, benim geçmek zorunda kaldığım süreçlerden geçenlere ne kadar çok ulaştırırsam onlara bir motivasyon kaynağı olabilirim diye düşünüyorum.

Önünde gerçekleştirmek istediğin hedefler ne?

Bu sene Saran Holding sponsorluğu altında yurt dışı yarışlarında koşacağım. Radyoterapi etkilerini atmak zor, vücudumda bir radyasyon var ve şu an inanılmaz yüksek nabızlarla koşuyorum, çok yoruluyorum. Bu sene olabilir mi bilmiyorum ama bir kere IRONMAN Dünya Şampiyonası’na katılmak istiyorum mutlaka. Bunu yapmak için belirli yarışlarda belirli dereceler gerekiyor ancak bunu kesinlikle bir gün yapacağım.

 

KISA KISA

Favori motivasyon şarkım:

Aklımdan çıkartmadığım bir söz: “Farklı olmaya cüret et. Sıradan olmak ölümdür.” Yaşadığım zorlu süreçlerde bana destek de veren Demir Demirkan’ın bir sözü…

İdman sonrası beni en çok rahatlatan şey: Kedim Zehra’nın üzerime yatıp mırlaması.

Beni en çok etkileyen sporcular: Türkiye’den takip ettiğim Nuri Acar, Soner Oralkasım, Göksen Çınar, Özgür Aksaman. Hem hayat hikayesi hem milli yüzücülüğüyle Sadettin Saran. IRONMAN Dünya şampiyonu Jan Frodeno ve ikinci olan Sebastian Kienle.

Favori spor filmim:

Triatlon haricinde ilgilendiğim spor: Antalyasporlu ve Fenerbahçeli olduğum için futbol. Snooker’ı da seviyorum.

En sevdiğim besin: Benim için bir vazgeçilmez haline gelen yulaf ve fıstık ezmesi.

Triatlona başlamamış olsaydım: Yaklaşık 110-120 kilo aralığında, tembel, günde 10-12 saat çalışan bir adam olurdum muhtemelen.

Triatlondaki favori branşım: Bisiklet çünkü en baştan beri kendimi en güçlü hissettiğim dal. İlk başta çok sevmesem de tekniğini öğrendikçe ve üzerinde çalıştıkça yüzmeden de çok zevk almaya başladım.