Mobilemenu
Profile

Natalia Cohen: “Herkesin Geçmesi Gereken Bir Pasifik’i Var!”

Natalia Cohen, Pasifik Okyanusu’nu hiç yardım almadan, kürekle geçen ilk kadın takımı olan “Coxless Crew”in bir parçası. Hayatı boyunca pek çok ülkede pek çok farklı iş yapmış, bu ekspedisyon fikrini duyunca hiç kürek deneyimi olmamasına rağmen takımın bir üyesi olabilmek için başvurmaktan geri durmamış. Biz onu Netflix’teki Losing Sight Of Shore isimli belgesel ile tanıyoruz. 4 kişilik ekibin 9 aylık okyanus macerasının anlatıldığı bu yapımda güçlü duruşuyla en çok dikkatimizi de yine kendisi çekiyor. Belgesel biter bitmez hiç vakit kaybetmeden sosyal medya üzerinden kendisine ulaşarak röportaj teklifimizi iletiyoruz zira bu mental dayanıklılığın kaynağını ve macera dolu yolculuğun detaylarını öğrenmemiz gerek. Kendisi de bu teklifi geri çevirmiyor ve aklımızdaki tüm soruları büyük bir sabır ve dürüstlükle yanıtlıyor. Gelin şimdi 9 aylık macera dolu yolculuğu ve hikayesini kendi ağzından dinleyelim…

Merhaba Natalia. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Güney Afrika’da doğdum ve İngiltere’de büyüdüm. Anne ve babamla ilişkim çok yakındı, muhteşem bir de erkek kardeşim var. Ebeveynlerim her zaman beni tutkularımın peşinden gitmem konusunda cesaretlendirdi. Bu spor, dans, seyahat gibi pek çok konuda böyleydi. Seyahat sektöründe bir işe girme ve farklı yerler görerek para kazanma fikrini uygun buldum, ayrıca gittiğim her yerde dans edip, çeşitli sporlarla ilgilendim.

Instagram’daki kullanıcı adın da “EyeoftheNomad” (Göçebenin Gözü). İşine, pek çok farklı ülkede farklı işlerde çalışmana bakarsak “göçebe” kelimesinin seni çok iyi tanımladığını söyleyebilir miyiz?

Sehayat etmenin hayatımın önemli bir bölümü olduğunu söyleyebilirim. Hareket halindeyken her zaman mutlu olduğumu söyleyebilirim! Sanırım çoğu arkadaşım beni “özgür ruh” olarak tanımlayacaktır. Kendimi zorlamayı, kendimi farklı ülkelerde, farklı kültür ve tecrübelerde keşfetmeyi seviyorum. Şu ana kadar 12 farklı ülkede yaşadım, 70’e yakın ülkede ise çalışma ve buraları keşfetme fırsatı buldum. Kısacası gerçekten de “göçebe” bir varlığımın olduğunu söyleyebilirim.

Bu göçebe yaşam tarzı doğduğundan beri süregelen bir şey miydi? Yoksa zaman içinde düzenli olarak yeni yerler keşfederek sahip olduğun bir şey haline mi geldi?

Bu yaşam tarzının henüz 5 yaşındayken, Birleşik Krallık’a taşınmamızla başladığını söyleyebilirim! Seyahat tutkusunu benimseyerek farklı yerlere gittim, farklı yerleri keşfettikçe de bunu daha fazla yapmak istedim. Bence seyahat etmek alabileceğiniz en iyi eğitim. Yalnızca farklı kültürleri değil kendiniz hakkında da pek çok şey öğreniyorsunuz.

Pasifik Okyanusu’nu geçme teklifini nasıl aldın? İlk tepkin ve düşüncelerin ne oldu? Bu her zaman hayalini kurduğun bir şey miydi?

Tanzanya’daki küçük bir safari oteliyle olan yöneticilik kontratımı yeni tamamlamıştım ve bir websitede Pasifik’i kürekle geçmek ile ilgili bir reklam gördüm. İlk başta bunun uçuk bir fikir olduğunu düşündüm fakat üzerine daha fazla düşündükçe “Neden olmasın!” dedim. Okyanusları her zaman çok sevdim, yelken ve sürat teknelerinde çok zaman geçirdim. Bunun inanılmaz bir mental sınav olacağını düşündüm, sadece okyanus ortasında bu kadar fazla zaman geçirmenin yaratacağı zorlukları görmek değil, aynı zamanda böyle epik bir ekspedisyon için gereken zorlu hazırlık sürecini deneyimleyecek olmak da ilgimi cezbetti. Aynı zamanda kendimizi böylesine ekstrem şartlara maruz bırakacak olmak bizi ruhumuzun derinliklerinde bulunan o gücü aramaya ve bulmaya zorlayacaktı. Bence hepimizde bu güç var fakat nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz.

Dünyayı yelkenle gezmek çok uzun yıllardır hayalini kurduğum bir şeydi, Pasifik’i kürek çekerek geçmek bence bunun için iyi bir başlangıç!

Bu yolculuğa başlamadan önce en büyük korkuların nelerdi? Benim aklıma ilk olarak büyük fırtınalar geliyor. Şu anda bu röportajı okuyan pek çok kişinin de köpekbalığı gibi şeyleri düşündüğüne eminiz. Bu noktada senin daha önce bir kürek deneyimin olmadığının da altını çizmemiz gerekiyor…

Spor psikoloğu Keith Goddard bizi bireysel ve takım olarak çok iyi hazırladı. İlginç bir şekilde okyanusa çıkmadan önce en büyük korku ve umutlarımızın üstünden birlikte geçtik. Benim korkularım: Hawaii ve Samoa’ya geldikten sonra tekrar bota binmek istemeyerek takım arkadaşlarımı yüz üstü bırakma, gece saatlerinde kötü hava şartlarında alabora olma veya takım arkadaşlarımdan birine bir şey olsa onlara yardım edememe üzerineydi.

Köpekbalıkları konusunda bir sorunum yoktu çünkü onları çok severim. Hatta yolculuğumuz sırasında Fernando adını verdiğimiz bir köpekbalığı Hawaii – Samoa arasında bizi 2 hafta boyunca takip etti!

Bu ekspedisyon öncesi bir kürek deneyimimin olmadığı doğru ve dürüst olmak gerekirse hayatımın geri kalanında bir daha kürek çekeceğimi düşünmüyorum! Bu genel olarak kürek çekebilmekten çok mental bir sınavdı, bizler de mental olarak olabileceğimizin en güçlüsü olmak zorundaydık.

Netflix’teki Losing Sight Of The Shore belgeselinde seni diğer takım arkadaşların gibi mental çöküş yaşarken veya ağlarken göremiyoruz. Duygularını pek fazla dışa vurmayan bir kişiliğe veya ekstrem koşullara diğerlerinden daha iyi uyum sağlayan bir psikolojik üstünlüğe sahip olduğunu söyleyebilir miyiz?

Tam tersi. Sanırım takımın en duygusal üyesi bendim (gülüyor)! Ancak her nedense yolculuğun planladığımızdan çok daha uzun sürmesinin yarattığı hayal kırıklığı ve diğer zorlukların beni alt edebilmesine karşı koyabildim ve her zaman teknenin içinde bulunduğum anı yaşama konusunda elimden geleni yaptım. Hayatımın ana motto’su her zaman “Yolculuğun tadını çıkart” oldu. Orada da takımımın ve kendimin bu düşüncenin üzerine konsantre olmasını sağlamaya çalıştım.

Bunu tarif etmek mutlaka çok zordur fakat mutlaka bu yolculuğun asla bitmeyeceğini düşündüğün ve tamamen umutsuzluğa düştüğün anlar olmuştur. Doris isimli minik teknenizde yaşadığın en umutsuz an hangisiydi?

Az önce de belirttiğim gibi ne zaman varacağımızı hiç düşünmemeye çalıştım. Hatta bazı günler tüm gün kürek çekmemize rağmen geriye gittiğimiz de oluyordu! Kendimi okyanusa ve bütün bu deneyime odakladım. Okyanusun gücü ve güzelliği büyüleyiciydi. Fiziki olarak en büyük rahatsızlığım tuz ve basınç yaraları gibi cildimle ilgili şeylerdi. Acıya rağmen kürek vardiyamı tamamlamak zorundaydım. Bazen kürek çekmeyi bıraktıktan yarım saat sonra bile acıyla boğuştuğum anlar oluyordu. Bu umutsuz anları atlatabilmek için her şeyi yönetilebilir ölçekte ele alıyordum. Oradaki vardiyamız 2 saatti. Ben de her zaman sadece bir sonraki 2 saati tamamlamak üzerine düşündüm. İşlerin çok zorlaştığı ve baskının arttığı anlarda, ki bu anlar o teknede çok sık yaşanıyordu, bu teknik bana gerçekten çok yardımcı oldu.

Kişisel olarak bu deneyimin senin için en zorlayıcı yönleri nelerdi?

En zor anlardan biri takım arkadaşlarımın zorlandığını gördüğüm ve bildiğim halde yapacak bir şeyimin olmamasıydı. Onlara yardım etmeyi teklif edebilirdim ancak sonuç olarak hepimizin kendi savaşması gereken “şeytanları” vardı ve herkesin zorluklarla baş edebilmek için kendi yolları vardı. Şimdi bakınca okyanusta geçirdiğimiz zamanın çılgınca olduğunu düşünüyorum. 9 ay çok uzun zaman!

Belgeselde boş zamanlarınızda bazılarınızın kitap okuduğunu görüyoruz. Pasifik Okyanusu’nu geçtiğiniz bu sürede kaç kitap bitirdiniz? Bunun haricinde başka yaptığınız aktiviteler var mıydı yoksa sadece dinleniyor muydunuz?

Sesli kitaplar ve müzik dinledik. Kelime oyunu oynadık, şiir yazdık, şarkı uydurduk, bilgi yarışması yaptık ve hayatımızla ilgili hikayeler anlattık. Herkes farklı miktarda ve türlerde okudu ancak hepimizin okuduğu iki kitap: Kon-tiki ve Boyun Eğmez!

Bu 9 aylık okyanus geçişini tamamlayıp Avustralya’ya ayak bastığınız anlarda hissettiklerini bir kez de okurlarımız için anlatabilir misin?

Limana yanaşırken ilk kez ailemizi gördüğümüz an çok kuvvetliydi. Ben ağlamaya başladım! Garip bir histi gerçekten. Bir yanım bu yolculuğun bitmesini istemiyordu çünkü gerçek hayata dönecektim, okyanusun ortasında tek başına olmanın çok sihirli ve sıra dışı bir yanı var. Diğer yanım da karaya sağ salim ayak basabildiğimiz için rahatlama duygusuyla dolup taşıyordu. Bu derin deneyimi takım arkadaşlarımla paylaşmanın hissi inanılmaz. Birbirimizle sonsuza dek bağımız olacak.

Bu yolculuk seni kişisel olarak nasıl değiştirdi?

Artık insanoğlu olarak her koşula nasıl adapte olabileceğimiz ile ilgili birinci elden kanıta sahibim. Hepimizin içinde en çok ihtiyaç duyduğumuz anda ortaya çıkan bir içsel güç, savaşçı bir ruh var. Bir şeyin zor olduğunu düşündüğüm zaman aklıma getirebileceğim bir referans noktam var. Basitçe “Natalia bunu yapabilirsin. Sen Pasifik’i kürekle geçtin. Yapabilirsin!” diyorum.

Bu yolculuk benim için pek çok şeyi tekrar doğruladı. Hayatı yaşama yolum, hepimizin mümkün olduğunca dolu ve açık yaşamamız gerektiği… Hayat kırılgan ve yarın neler olacağını asla bilemezsiniz. Söyleyecek bir şeyin varsa içinde tutma, insanlara merhametli davran ve her gün için minnet göster. Ne olursa olsun, hangi zorlukla karşılaşırsan karşılaş her duruma karşı olan tutumunu belirleyecek kişi sensin. Yolculuğun tadına çıkartmaya çalış!

Pasifik geçişinden sonra vücudunuzda nasıl değişiklikler vardı?

9 ay boyunca yürümemiştik. Çok fazla kas kaybetmiştik, özellikle calf kasları. Karaya çıktığımızda fiziksel olarak çok yavaş hareket etmemiz gerekiyordu. Uzun zaman sonra yürüdüğümüz için hepimiz koşucu bacağı “shin splints” rahatsızlığı yaşadık. Kas yoğunluğumuz da azalmıştı. Ellerimizde nasır, sırtımızda ise tuz ve baskı yaraları vardı. Kızların çoğu deniz tutması nedeniyle kilo kaybetti. Ben şanslıydım ve fazla deniz tutması yaşamadım ve süreç boyunca kalori alımımı dengeli tutmayı başarabildim. İlginç bir şekilde yaşadığım kilo kaybının büyük bir bölümü karaya çıktıktan sonra yaşadım, yemeğe olan ilgimi kaybetmiştim çünkü bu uzun kürek çekme periyodunda yemek benim için sadece enerji kaynağı olmuştu.

Döndüğünde en çok özlediğin aktivite neydi?

Doğru düzgün bir duş, gerçek bir yatakta 7-8 saatlik deliksiz bir uykuyu özlemiştim en çok. Ve tabii ki herhangi taze bir yemek. Taze meyve, sebze yanında soğuk bir içecek. Hepimiz buz gibi bardakta, limonlu bir kola içmenin hayalini kurmuştuk!  

Bu günlerde neler yapıyorsun? Nerede yaşıyorsun? Zamanını nasıl geçiriyorsun?

Ana üssüm olarak Birleşik Krallık’ı belirledim ancak olabildiğince fazla seyahat ediyorum. Okyanus geçişi öncesinde 15 yıldır evden uzaktaydım ve karaya dönünce ailemle gerçekten kaliteli zaman geçirmek istedim. Nerede olduğuma göre değişse de genelde yüzüyor, spor salonunda çalışıyor, yoga ve akroyoga yapıyorum. Kendime düzenli olarak fiziksel hedefler belirliyor ve bu hedefi tutturma doğrultusunda kendimi zorluyorum.   

Hiç okyanustaki o durağanlığı, sakinliği ve doğayla baş başa olma hissini özlediğin oluyor mu?

Bu yolculuğun gerçekten özlediğim ve sevdiğim çok yanı var. Tamamen doğaya dalma hissi, 360 derecelik ufuk çizgisi, olağanüstü gün batımları ve gün doğumları, ay ışığı ve yıldızlı geceler, vahşi yaşam. Orada yaşamanın basitliğini de özlüyorum. Nasıl göründüğünüzle ilgili bir kaygı yok, faturaları ödemek zorunda değilsiniz, belli şekillerde davranmak zorunda değilsiniz… İnanılmaz bir takımımız vardı, onları ve onlarla birlikte gülmeyi de çok özledim.    

Belgeselde motivasyon konuşmaları yaptığın ve insanları kendi Pasifik’lerini geçme konusunda teşvik ettiğin belirtiliyor. Konuşmanda nelerden bahsettiğini kısaca özetleyebilir misin?

Pasifik geçişinden sonra 2.5 yıldır uluslararası motivasyon konuşmacısı, workshop yöneticisi olarak çalışıyorum. Hikayemi anlatabilmek, bunun takım çalışması, liderlik ve mental direnç yönlerini vurgulayarak insanlara yardımcı olabilmek, zihinlerinde gerçekten buna inanırlarsa her şeyi başarabileceklerini ve her türlü zorluğa göğüs gerebileceklerini fark etmelerini sağlamak bana bu yolculuğun muhteşem bir armağanı. Pasifik Okyanusu’nu gerçek anlamda geçmiş olsak da hepimizin geçmemiz gereken diğer “Pasifik”leri var.

Hikayelerimi paylaşarak insanların yeni bir perspektif kazanmasına, iş ve özel hayatlarındaki zorluklarla daha etkili bir şekilde mücadele etmelerine yardımcı olmak hoşuma gidiyor.

Pasifik Okyanusu’nu hiç yardım almadan kürekle geçen ilk kadın takımının bir üyesisin. Sence takımınız diğer kadınlar için de bir ilham kaynağı olabilir mi?

Öyle umuyorum! Hikayemizi onlarla paylaştığımız insanlardan çok sayıda e-mail ve mesaj alıyoruz. Hayatlarında farklı zorluklarla karşılaşan pek çok insan var ve onlara bu zorluklara tek başlarına göğüs germek zorunda olmadıklarını gösterebilmek önemli. Eğer ister ve ararsanız sizi zor günlerinizden çıkartacak bir destek ağına ulaşmanız mümkün. “Kız kardeşlik” çok güçlü bir bağ.

Takım arkadaşlarınla hala görüşüyor musunuz? Onlarla okyanustaki günlerinizi nasıl anıyorsunuz?

Evet! O tekneye takım arkadaşları olarak adım attık ve yolculuk boyunca birlikteliğimizi koruyarak muhteşem bir performans gösterdik. Tekneden karaya adımımızı ise sonsuza kadar bağlarını kopartmayacak bir arkadaş grubu olarak attık. Takımı tüm kalbimle seviyor ve saygı duyuyorum. Her biri bu derin tecrübeyi paylaşmaktan onur duyduğum inanılmaz kadınlar.   

Belgeselin Netflix’te yayınlanması sayesinde daha fazla kişiye ulaşmış olmalısınız. İzleyicilerin tepkilerinden memnun musunuz?

Losing Sight of Shore’un; Netflix, Amazon ve iTunes’ta olması inanılmaz oldu. Yolculuğumuzun görsel temsili olan bu güzel yapıma sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Yapımcımız Sarah Moshman bizle dünya genelinden aldığı müthiş geri dönüşleri sık sık paylaşıyor. İnsanların izledikten sonra hissettiklerini duymaya ve onlarla sosyal medyadan bağlantı kurmaya bayılıyoruz.

İnsanların Pasifik’i geçen ilk kadın takımının bir üyesi olduğunu öğrendikleri zaman tepkileri ne oluyor?

Sanırım bu benim en çok zorlandığım konu. Yaptığım şeyi duydukları zaman pek çok soruları oluyor. Bunu anlayabiliyorum ancak insanlar sürekli bu konuda konuşmak istedikleri için konuyu değiştirmek zor olabiliyor. Sürekli olarak benim hikayemi değil onların hikayelerini de duymak istiyorum. Diğer bir şey de insanların benim hakkımdaki algılarının bunu duyar duymaz değişmesi. Benim insanüstü olduğumu düşünseler de ben gerçekten çok normal bir kadınım. Hepimiz sıra dışı şeyler yapabilecek potansiyele sahibiz.

Kürek çekmeden önce de ilginç deneyimler yaşadım, harika bir hayatım vardı ancak şimdi yaşamım tamamen bu ekspedisyon üzerinden tanımlanıyor. Bu hiç şüphesiz özel bir yolculuktu ancak samimi olarak o tekneye adım attığım ana gelene kadar tecrübe ettiğim her şeyin beni o noktaya taşınıdığını ve şu anda olduğum kişi olmam da payının olduğunu düşünüyorum. Eğer hikayemiz diğer insanların hayatlarını daha dolu yaşamaları yönünde onlara bir ilham aşılayabiliyorsa bu en önemlisi.

İlerisi için de ekstrem planların var mı yoksa bu kadarı sana yetti mi?

Göreceğiz (gülüyor). Şu an değil. Ancak fırsatlara her zaman açığım ve mutlaka sizlere de haber veririm!

Daha önce Türkiye’ye gelmiş miydin?

Uzun yıllar önce Türkiye’ye gelmiş ve oranın çok güzel olduğunu düşünmüştüm. Geri gelip daha fazla keşfetmek harika olur. Belki orada yapacağım bir konuşma ülkenizi daha fazla keşfedebilmek için bir şans olur…

Şu anda bu röportajını okuyanlara vereceğin bir mesaj var mı?

Hepinize iyi şanslar ve kendi Pasifik’inizi geçmeniz için cesaret diliyorum. Birbirinizi desteklemeyi, başkalarıyla bağ kurmayı ve yaşadığınız ufak başarılarınızı dahi kutlamayı ihmal etmeyin. İşlerin zorlaştığı anlarda her şeyi yönetilebilir ölçeklerde ele alın. Adım adım ilerleyin ve yolculuğun tadını çıkartmayı unutmayın!

Natalia Cohen'in Instagram hesabı