Mobilemenu
Profile

“Pasta da Yaparım, Olimpik Kariyer de” Diyen İtalyan

Olimpiyat oyunlarında, erkekler maraton branşında Afrika kıtasını son 20 yıl içinde zirveden indirebilen tek ülke İtalya oldu. Stefano Baldini 2004’te zirveye otururken, kendisinden yaklaşık 100 yıl önce bir başka İtalyan ülkesine bu alandaki ilk şampiyonluğu getirmek üzereydi. Aslında Kraliçe Alexandra nezdinde ve milyonlarca insanın gönlünde getirdi de fakat tarih bir başkasının ismini yazıyor…

1489. Bologna’nın biraz kuzeyinde, Correggio adlı kasabada resim sanatının kaderini değiştirecek isimlerden birisi dünyaya geldi. Antonio Allegri, daha 16. yüzyılın başlarında chiaroscuro yöntemini keşfetti. Bu, karanlık ile aydınlığın bir arada yer alması anlamına geliyordu. Siyah ile beyaz. Mutlu son ile mutsuz son. Bu teknik yüzyıllar boyunca başka sanatçılar tarafından resimde, fotoğrafta, sinemada kullanıldı. Allegri’den yaklaşık 400 yıl sonra, bu sefer 20. yüzyılın başlarında bir başka Correggiolu çıktı dünyanın karşısına; bir pasta ustası. Mutfağıyla meşhur İtalyanları düşününce ona da aslında sanatçı denebilirdi. Ancak tüm dünyada tanınmasını sağlayan pasta yaptığı marifetli elleri değil, bacakları oldu. Dorando Pietri, tıpkı Allegri gibi eserini chiaroscuro ile süsledi ve tarihe geçti…

1885’te dünyaya gelen Pietri, bir kafede pasta ustası olarak çalışıyordu. Bir gün dükkanının önünden geçen uzun mesafe koşucularını gördü. Önlüğünü fırlattı ve arkalarından koşmaya başladı. Bitiş çizgisine geldiğinde artık bir bağımlıydı, koşmadan yapamayacağını hissediyordu. Bu yarıştan birkaç gün sonra Bologna’da katıldığı 3 bin metre yarışını ikinci sırada tamamladı. 1905’te ilk uluslararası şampiyonluğunu Paris’teki 30 kilometre koşusunda kazandı. Sonrasında işini tamamen bıraktı ve ne kadar yarış varsa katılmaya başladı. 1906’da Atina’da düzenlenecek uluslararası oyunlara katılmak için geçmesi gereken eleme turunu zirvede tamamladı ancak finalde 5 dakika kadar önde olmasına rağmen bağırsak rahatsızlığı sebebiyle yarışı bırakmak zorunda kaldı. 1908’e yaklaşırken tek hedefi Londra’da düzenlenecek olimpiyat oyunlarıydı. Daha önce düzenlenen 3 olimpiyatta da maraton branşı hep skandallarla anılmıştı. 1896 Atina’da bronz madalya kazanan Spyridon Belokas’ın yarışın bir kısmını araçla tamamlaması… 1900 Paris’te parkurun sınırlarının iyi çizilmemesi ve yarışı beşinci sırada tamamlayan atletin kendisini tüm yarış boyunca tek bir kişinin bile geçmediğini iddia etmesi…1904 St. Louis’de aşırı sıcağa dayanamayan John Lorz’un yarıştan çekilmeye karar verip otostop çekmesi, bindiği aracın bozulması ve bu sırada bitişe kısa bir mesafe kaldığını fark eden Lorz’un koşarak yarışı tamamlaması ve First Lady Alice Roosevelt tarafından tebrik edilerek şampiyon ilan edilmesi… Eğer internet ve online bahis siteleri o yıllarda olsa, 1908 Londra’daki maraton yarışında sansasyonel bir olayın yaşanmasına muhtemelen 1,02 oran teklif ederlerdi. Zaten yarış daha başlamadan tarihe geçmişti. Günümüzde de geçerliliğini koruyan maraton mesafesi burada belirlendi. O güne dek maratonlar 26 mil (41,84 km) olarak koşuluyordu. Londra’da Kraliçe, kızları Prenses Louise ile Victoria’nın da start’ı görmeleri için yarışın kalenin içinden başlamasını rica etti. Fakat bu kez de yarış, aylar önceden hesaplandığı gibi Kraliçe’nin tam önünde bitmiyordu. Haliyle bitişi de ileri çekmek zorunda kaldı organizatörler. Ve bu sebepten ötürü 26 mil olan maraton mesafesi, 26,2 mile yani 42 kilometre 195 metreye yükseldi.

1908 Londra Olimpiyatları maraton yarışlarına 16 ülkeden 55 atlet katıldı. Takvimler 24 Temmuz’u gösterirken, Londra halkı hiç alışık olmadığı kadar sıcak bir havayla karşılaşmıştı. Yüz binin üzerinde insan White City Stadium’u doldurmuş, gazetelerin o dönemki haberlerine göre bir milyona yakın insan da dışarıda kalmıştı. Güney Afrikalı Charles Hefferon, sıcak havadan ve hatta zaman zaman yağan yağmurdan etkilenmeyip yarışın çok büyük bölümünü önde götürdü. Bitime yaklaşık 5 kilometre kala Pietri rakibini geride bıraktı. Bu depar, yarış raporlarında ‘olağanüstü çaba’ olarak belirtilecekti. Ancak bu olağanüstü çaba Pietri’yi adeta tüketmişti. Yine hakem raporlarına göre bilincini kaybetmiş, hatta öyle ki stadyuma girdikten sonra yarışı tamamlaması için sola dönmesi gerekirken sağa dönmüştü.

Onu orada, o halde bırakmak mümkün değildi. Binlerce insanın, daha kötüsü Kraliçe’nin önünde hayatını kaybetmesi büyük bir skandal olurdu. Hemen tüm sağlık ekibi yanına koştu.

O gün kimileri Pietri’nin yığılıp kalmasına sebep olarak aşırı Temmuz sıcağını, o gün yarışa başlayan 55 atletten yalnızca 27’si yarışı tamamlayabildi, kimileri o sabahki kahvaltıda et tüketimini biraz abartmasını ve kimileriyse yarış sırasında kendisine verilen “striknin”i gösteriyordu. 4 yıl önceki yarışlarda Thomas Hicks herkesin gözü önünde 2 tane striknin iğnesi yaptırmış ve yarışı kazanmıştı. Dozu tutturulamadığında ölüme götüren striknin’den belki de Pietri’ye o gün doz aşımına ramak kalana dek verilmişti.

Kurallara göre sağlık ekibinin desteği, Pietri’nin yarıştan diskalifiye olmasına yol açmıştı açmasına ancak tedavi kendisini bir anda iyi hissetmesini sağlamış ve diskalifiye olmasına aldırmadan yarışı tamamlamıştı. Pietri’den sadece 32 saniye sonra Amerikalı atlet Johnny Hayes bitiş çizgisini geçmiş ve bir anda Amerikalı olimpiyat görevlileri yarışı kendi atletlerinin kazanması gerektiğini iddia etmeye başlamışlardı. Çünkü kurallar açık ve netti. Birkaç dakika sonra hakemler kararı açıkladı ve kazanan beklendiği gibi Hayes oldu. Pietri ile İtalyanlarda bir mucizenin eşiğinden dönmenin getirdiği hayal kırıklığı vardı.

Stadyuma girdiğimde bacağımdaki acı dayanılmaz bir haldeydi, ciğerlerim bir adım daha atmama izin vermiyordu. Sanki dev bir el boğazımı sıkıyordu. Kontrolü tamamen yitirmiştim. Zaten o halde olmasam kesinlikle kendimi yere bırakmazdım. İlk düşüşten sonra ayağa kalkmış ve bilinçsiz bir şekilde ileri doğru hareket etmiştim. Gittiğimin doğru taraf olup olmadığını bile bilmiyordum. Anlattıklarına göre sonrasında 5-6 kez daha düşmüşüm. Tekerlekli sandalyesine ulaşmaya çalışan bir felçli gibi kesik kesik ve anlamsız adımlar atmışım. Bu anlara dair hiçbir şey hatırlamıyorum, zihnimde son düşüşten sonrası yok.”

-Dorando Pietri, Sport Illustrator’a verdiği röportajda

Sadece Kraliçe’nin değil stadyumdaki herkesin takdirini kazanmıştı bu ufak tefek İtalyan pasta ustası. Kraliçe yarıştan hemen sonra, diskalifiye olmasına rağmen gümüş madalyayı ve bir süre sonra ise gösterdiği eşsiz çaba için altın bir kupayı Pietri’ye verdi. Bir anda kahraman olan İtalyan atlet basının ve organizatörlerin de ilgisini çekmiş, Hayes’le tekrar kapışması için kollar sıvanmıştı. Londra’dan sadece 2 ay sonra, New York’taki Madison Square Garden’da teke tek bir yarış düzenlendi. Bu iki atlet, 262 tur boyunca Madison Square Garden’da koşacak ve Londra’nın rövanşı yapılmış olacaktı. Pietri, Southampton’tan kalkan bir gemiye bindi ve New York’a ulaştı. Rakibine karşı hem yolculuk handikabı vardı hem de rahatsızlığı yüzünden iki aydır doğru dürüst idman yapamamanın getirdiği güçsüzlük vardı. 20 bin biletin kısa sürede tükendiği, 10 bine yakın insanın dışarıda kaldığı günde kazanan sadece yarım tur farkla Pietri oldu. Bu arada minik bir not; yarış sırasında seyirciler, salon kapalı olmasına rağmen sigara içiyorlardı. 262 tur… Sigara dumanının altında! New York Times o günü, şehrin görüp görebileceği en sıra dışı yarış olarak tanımladı.

İngiliz yazar ve gazeteci, hatta Londra Olimpiyatları’ndaki meşhur yarışta da Daily Mail tarafından görevlendirilen Arthur Conan Doyle, Pietri için bir kampanya başlattı. Toplanan bağışlarla, Pietri’nin yaşadığı yer olan Capri’de kendine ait bir pastacı açmasını sağlayacaklardı. O dönem için büyük bir meblağ olan 300 pound toplandı ve 1911’de kardeşiyle birlikte Capri’de bir otel açtılar. Kısa bir süre sonra da, henüz 26 yaşındayken atletizmi bıraktı.