Mobilemenu
Profile

Peykler: Osmanlı’nın Koşucu Birlikleri

Pers-Yunan savaşı esnasında Marathonas’tan Atina'ya kadar 42 kilometre koşup, ''Kazandık!'' diye haykıran ve ardından son nefesini veren Phidippides, maraton koşularının doğuşuna ve mesafesine ilham olmuştu. Ancak Yunan ulak sadece maratonlara değil, yüzlerce yıl sonra, Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı’daki peyk sınıfının doğuşuna da yol açtı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda 15. yüzyılın başlarına kadar mesajların iletilmesinde hayvanlar kullanılıyordu. Ancak bu uygulamanın birçok olumsuz tarafı vardı. Mesajın ulaşıp ulaşmadığından emin olunamaması bir yana, aynı zamanda çok vakit kaybediliyordu. 15. yüzyılın ikinci yarısında hem hızlı hem de güvenilir bir çözüm bulundu: Peyk Ocağı. Özel eğitimlerden geçirilen koşucu birlikler, kısa süre içerisinde imparatorluğun gözdesi haline geldiler. Doğrudan padişaha bağlı çalıştılar ve istihbarat paylaşımında görev aldılar.

İmparatorluğa bağlı olmaları ve kimi zaman padişahın yanında yer almaları sebebiyle ciddi bir imtiyazları olduğunu öngörebileceğimiz peyklerin eğitimleri için aileler çocuklarını çok küçük yaştan itibaren yetiştirirlerdi. 6 yaşında eğitime başlayan çocuklar, yaklaşık 5 kilometreyi tempolu bir şekilde koşarak antrenman yapıyor ve 18 yaşına geldiklerindeyse sırtlarında ağırlıkla koşarak daha da dayanıklı hale geliyorlardı.

Yıllar boyu özel olarak yetiştirilen adayların peyk unvanına nail olabilmeleri için son adım ise sarayın düzenlediği sınavlarda başarılı olmaktı. Stephan Gerlach isimli gezginin 1576 yılının Temmuz ayına ait notlarında, adaylardan birinin Silivri’ye, diğerinin ise Çorlu’ya koştuğu ve bu şekilde değerlendirmeden geçtikleri anlaşılıyor. Adaylara atlıların eşlik ettiği ve bu atlıların hem onları muhtemel tehlikelerden koruduğu hem de üzerlerine zaman zaman su serptikleri bilgisi de notlar arasında yer alıyor.

Kilometrelerce koştuktan sonra Atmeydanı’na dönen adaylar durmuyor ve bu sefer de gece yarısına kadar yürütülüyorlardı. Benzer testlerden mevcut peykler de geçiyor ve bir nevi performans değerlendirmesine girerek göreve devam edip edemeyecekleri anlaşılıyordu. Bu koşular esnasında halk da yol kenarlarında bekliyor ve koşuculara güzel kokular sıkarak onları rahatlatıyor ve aynı zamanda “Allah yardımcınız olsun” diye bağırarak destek oluyorlardı. Aradan geçen yüzyıllara rağmen bu motive etme çabalarının bir benzerinin, günümüz uzun mesafe koşularında ve bisiklet yarışlarında devam ettiğini biliyoruz.

Fiziksel dayanıklılığın yanında birlikte sağlam bir mental güç isteyen işin bu tarafı için de önlemler düşünülmüştü. Kemerlerine veya dizlerine bağladıkları çıngırakların çıkarttığı ritmik sesler sayesinde peykler, tempolarını başladıkları andaki gibi koruyabiliyorlardı. Peyklerin, günümüz koşucuları için de sorun olan dalak şişmesine karşı ilginç bir çözümleri vardı. Ağızlarına delikli toplar alarak koşuyorlar ve nefes alış verişlerini kontrol edebiliyorlardı.

İmparatorluğun sınırlarının doğudan batıya yayılmasıyla çok uzun mesafeleri kat etmeleri gereken peykler, tahmin edilenin aksine iri yarı, kalıplı insanlar değillerdi. Tıpkı maraton koşan atletler gibi onlar da daha kısa boylu ve zayıf insanlar arasından seçiliyorlardı. 17. yüzyılda yolu İstanbul’a düşen Fransız seyyah Antoine Galland notlarında peykler için “Benzer fiziksel yapıları ve yaşları ile seyri hoş bir manzara oluşturuyor, yürüyüşlerindeki ahenk ve emin adımlarla dikkat çekiyor” demişti.

Zorlu bir eğitimden geçen adayların arasında başarılı olanlar teşkilata girebilirlerdi. Eğitimlerin bir parçası olarak kızgın kumlarda idman yapan peykler, bu sayede tabanlarını at nalı gibi sertleştirip hissizleştirerek, günler süren koşuları süresince acı duymuyorlardı. Ayrıca yalın ayak koşmaya alışan peykler, ayakkabılarıyla çıktıkları yolculuklarda doğal olarak daha rahat ediyorlardı.

Peykler, geceleri dahi ara vermeden koşarak atlı birliklerden uzun mesafede daha verimli olabiliyorlardı. Döneme ait notlarda iyi hazırlanmış ve özel yetiştirilmiş bir atın günde 90 kilometre koşabileceği belirtilirken, peykler ise aynı sürede 120 kilometrenin üzerine çıkabiliyorlardı. İstanbul’dan Edirne’ye mesajlarını 24 saatte ulaştırabildiklerine dair kaynaklar olduğunu ve günümüzde kargoya verdiğiniz bir paketin dahi aynı sürede karşı tarafa ulaştığını düşününce ne kadar hızlı olduklarını sanırım daha iyi anlayabilirsiniz!

Aralıksız ya da çok kısa aralar vererek koşan peykler, yiyecek ihtiyaçlarını da koşarken karşılıyorlardı. Bu esnada hem şekerli hem de besin değeri yüksek ve hafif olan akide şekeri, badem gibi yiyecekleri tüketiyorlardı.