Mobilemenu
Profile

Tom St. George: Yeni Ofis Sualtı!

Hangi tutku daha önceden başladı: fotoğrafçılık mı dalış mı? Nasıl?

Daha genç yaşlarda analog fotoğrafçılıkla çok ilgiliydim ancak üniversiteyi bitirdikten sonra bu ilgimi kaybettim ve başka şeylerle uğraşmaya başladım. Dalışla 30 yaşında, Birleşik Krallık’tan Yeni Zelanda’ya taşındıktan sonra tanıştım. Daha sonra sualtında gördüklerimi paylaşma tutkusu fotoğrafçılığa olan ilgimi de tekrar uyandırdı.

Daha önce Yeni Zelanda’da web geliştirici olarak çalışıyormuşsun. O zamanlardaki hayatını nasıl tarif edersin?

Her zaman web endüstrisinde çalıştım, programcılığın problem çözme yönünden, sürekli öğrenme halinde olmaktan ve bilgilerimi güncel tutmak için kendimi sürekli olarak geliştirme zorunluluğundan çok keyif aldım. Oldukça büyük müşteriler için büyük projelerde çalıştım, bu bazen stresli olsa da karşılığını alabildiğim işlerdi. Yeni Zelanda’da iş-yaşam dengesi çok ciddiye alınıyor. Kış aylarında snowboard, yılın geri kalanında dalış için yeterli zaman bulabiliyor olmak harikaydı.

Hangi aşamada işinden istifa edip hayallerinin peşinden gitmeye karar verdin?

Uzun yıllar 9-5 çalıştıktan sonra değişime ihtiyacım olduğuna karar verdim. Dünyanın daha çok yerini görmek istediğimi fark ettim özellikle de hayatımın daha büyük bir kısmını sualtında geçirmek istemiştim.

Fotoğrafçılık ve dalışı birlikte sürdürebilmeyi nasıl başardın? Sualtı fotoğrafçısı olmak senin nihai hedefin miydi yoksa zaman içinde bu yolda ilerledikçe karşına çıkan bir fırsat mıydı?

Kesinlikle niyetim bu değildi! Yeni Zelanda’dan ayrıldığımda kendime, dalış maceralarımı yakalayabilmek için küçük bir Sony Cybershot kamera ve sualtı kılıfı almıştım. Daha sonra bu zaman içinde dalış yapmamın ana motivasyon kaynağı haline gelmeye başladı. Artık en büyük arzum sualtındaki büyülü dünyayı fotoğraflarım ve videolarım sayesinde başkalarıyla paylaşabilmek.   

Sualtı fotoğrafçılığı alışılagelmiş fotoğrafçılıktan çok farklı olsa gerek. İkisi arasındaki en belirgin farklar neler? İşinin seni en çok zorlayan yönleri hangileri?

Sualtındaki en büyük zorluk ışık. Sudaki küçük parçacıklar ışığı çabucak emiyor ve dağıtıyor. Birkaç metre derine doğru güneş ışığını ve kırmızıya veya turuncuya yakın renkleri kaybetmeye başlıyorsunuz. Bu durumu çözmek için sualtı fotoğrafçıları çoğunlukla birçok farklı ayarı olan sualtı ışıklarını bullanıyor.

Fotoğraf stilini nasıl tarif edersin? Sana göre iyi bir fotoğrafın bileşenleri neler?

Sabit bir stilim olup olmadığından emin değilim, hala gelişiyorum ve yeni şeyler öğreniyorum. Günlük bir iş günümde dalgıçları fotoğraflıyorum, bunu “çevresel portre” olarak adlandırabiliriz. Kişisel fotoğraflarımda ise geniş açılı sualtı manzaralarını, ortam ışığı ile çekmeyi seviyorum.  Cenote’lerdeki su o kadar berrak ki bu ışığın normalden daha da derine inebilmesine olanak tanıyor, bu açıdan çok sanslıyız. Benim için bir fotoğrafı ilgi çekici kılabilen bileşenler ise: ışık, perspektif, kompozisyon, özne ve anı yakalamak.

Peki fotoğraf düzenleme konusunda ne düşünüyorsun? Photoshop gibi programların fotoğraflarındaki etkisi nedir?

Zaman zaman Lightroom ve bazen de Photoshop kullanıyorum. Her şeyi kameramla yakaladığım ana en yakına getirmeye çalışıyorum. Benim için: Ne kadar az “editing” o kadar fazla mutluluk (gülüyor)!

Kullandığın ekipmanlarda dış çekim fotoğrafçılığına göre ne gibi farklar var?

En önemlisi kamera için sualtı kılıfı! Genel olarak elektronik ve su iyi bir ikili değildir bildiğiniz üzere (gülüyor). Genelde balık gözü veya ultra geniş açılı lensler kullanıyorum, bu sayede öznenin daha yakınına giderek aramızdaki su miktarını azaltıyorum. Kameraya bağlı ayarlanabilir ışıklarım var. Mağaralarda ise kamerama video ışığı adapte ediyorum, bu da karanlıkta kameramın “autofocus”lamasına yardımcı oluyor. Tabii bir de scuba ekipmanlarını unutmamak gerek!   

Bize bir fotoğrafın olağan ortaya çıkış sürecinden bahsedebilir misin?

Aslında süreç oldukça basit. Cenote fotoğraflarında yer alacak en az bir dalgıçla birlikte çalışıyorum. Dalmadan önce planımızı yapıyor ve üzerine konuşuyoruz. Daha sonra sualtında el işaretleri ile dalgıcı istediğim yere göre yönlendiriyorum. Farklı açı ve perspektiflerden pek çok fotoğraf çekiyorum. Dalıştan sonra çektiğim fotoğrafları açıyor ve düzenlemeye yarar olanları seçiyorum. Genelde bu süreci dalıştan bir gün sonraya bırakıyorum. Her hafta Instagram’a düzenli 2-3 fotoğraf atmaya çalışıyorum, bunu bazen başaramasam da!   

Meksika’ya taşınmak nereden çıktı? Burası Birleşik Krallık ve Yeni Zelanda’ya epey uzak!

Meksika’ya olan yolculuğum epey dolaylıydı! Önce Yeni Zelanda’dan Tayland’a taşındım. Burada yine freelance olarak web geliştirme yapıyordum. Bir yandan da dalış ve dalış fotoğrafçılığı konusunda tecrübe kazanıyordum. Daha sonra partnerim Julia ile tanışacağım Endonezya’ya bir seyahat gerçekleştirdim. Ertesi sene ise onunla birlikte Malezya’ya gittik ve orada birlikte çalıştık. Meksika’daki mağara dalışlarını çok sık duyuyorduk ve denemeye karar verdik. Planımız burada 6 ay kalmaktı ancak çok daha uzun bir zaman olmasına rağmen hala buradayız.

Türkiye’de de pek çok güzel dalış noktamız var. Buraya hiç gelme fırsatın oldu mu?

Türkiye’ye daha önce tatil amacıyla geldim ve oradaki zamanımdan çok keyif aldım. Ancak bu scuba dalışı ile tanışmamdan önceydi. Sanırım Türkiye’ye tekrar gelerek dalış noktalarınızı da denemem gerekecek.

Dünyadaki favori 3 dalış ve fotoğraf noktan hangileri?

Tabii ki Meksika-Tulum ve çevresindeki cenote’ler. Burası her zaman kalbime çok yakın ve fotoğrafik olarak favori bölgem olacak. Malezya’daki Mabul ve Sipidan sualtı fotoğrafçıları için çok önemli noktalar, oralara bir gün tekrar dönmeyi çok isterim. Son olarak ise Endonezya-Pulau Weh’teki Sophie Rickmers batığı çünkü partnerim Julia ile burada tanıştık!

Senin için hangisi daha önce geliyor: iyi bir dalgıç olmak mı yoksa iyi bir fotoğrafçı olmak mı?

Bence ikisi birlikte iyi bir şekilde yapılabilir ancak iyi sonuçlar alabilmek için ikisine ait önemli elementleri başarılı bir şekilde kombine etmeniz gerek. Sualtı fotoğrafçılığı eğitimleri de veren biri olarak fotoğrafçılığa dair hiçbir şey bilmeyen iyi bir dalgıcı, dalış hakkında hiçbir fikri olmayan uzman bir fotoğrafçıya tercih ederim!

Bize en unutulmaz dalış anını anlatabilir misin?

Bugüne kadar yaptığım en heyecan verici şey Meksika-Banco Chinchorro’da Amerikan timsahları ile snorkel dalışı yapmaktı! 3.5 metrelik bir timsahla burun buruna gelmek öyle hemen unutacağınız bir şey olmasa gerek!

Timsahların yanında balina ve köpekbalıklarını da fotoğraflamışsın. Onlarla aran nasıl?

Mağara ve cenote’lerden önce büyük deniz canlıları çok ilgimi çekiyordu. Özellikle çekiç başlı köpekbalığı gibi açık denizde yaşayan türler dalgıçlar için çok heyecan vericidir. Köpekbalıkları medyanın yarattığı yanlış algının tersine; insan yiyen, bilinçsiz canlılar değil.

Bir kişi nasıl sualtı fotoğrafçısı olabilir? Senin gibi olmak isteyenlere verebileceğin tavsiyeler var mı?

En önemli şey güvenli ve iyi bir şekilde dalmayı öğrenebilmek. Bunun için de tecrübe kazanmak ve temel açık deniz dalış sertifikası seviyesine çıkmak gerekiyor. Bundan sonrası çalışmak ve pratik yapmaktan geçiyor. Fotoğrafçılığa başlamak için ise sualtı fotoğrafçılık kursu alabilirler.

Dalışın en çok hangi yönlerini seviyorsun? Bu sporun hangi yönleri seni tutkuyla kendine bağladı?

Sualtında başka bir dünya var, her dalışımda bunu görebiliyor olduğum için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum. Dikkatinizi dağıtan her şeyi geride bırakıyorsunuz: telefon yok, e-mail yok… Sualtında geçirdiğim süre boyunca kendimi çok rahatlamış ve sadece dalışa odaklanmış şekilde buluyorum.  

Dalış haricindeki mesleğin olan web geliştiriciliğine devam ediyor musun yoksa artık sualtı fotoğrafçılığı senin tam zamanlı mesleğin mi?

Artık tam zamanlı sualtı fotoğrafçılığı yapıyorum diyebilirim. Ara sıra web işleri de alıyorum fakat bunlar daha çok scuba dalışı ile ilgili şeyler oluyor.

Bize ilerideki planlarından bahseder misin? Yapılacaklar listende neler kaldı?

Yapılacaklar listemde daha pek çok şey var. Gitmek istediğim pek çok müthiş yer var. Bu yıl içinde Bahamalar, Bonaire, Cayman Adaları ve Maldivler seyahatleri planladım. Fotoğrafçılığın hayatımda bu kadar seçenek sunabiliyor olması inanılmaz.

Buradan okuyucularımıza vermek istediğin bir mesaj var mı?

Her sene 8 milyar ton plastik okyanuslarımıza atılıyor. Pipet, şişe, poşet gibi tek kullanımlık plastik tüketiminizi azaltarak okyanuslarımıza yardımcı olun. Teşekkürler!

Zaman ayırdığın için teşekkür ederiz. İlerisi için başarılar!

Ben teşekkür ederim! Lütfen beni Instagram’da takip ettiğinizden emin olun! @tom.st.george