Mobilemenu
Profile

Uçak İcat Edilmeden Önce Uçmayı Deneyen 5 İnsan

Hezarfen Ahmet Çelebi, 1632

Tarihimizin en bilinen hikayelerinden biriyle listemize başlayalım. Gerçekten yaşanıp yaşanmadığı hala tartışılsa da bugün birçok kişi Hezarfen Ahmet Çelebi’nin bu topraklarda uçmayı başaran ilk insan olduğunu düşünüyor.

1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir aparat ile kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazı'nı geçip 3358 metre ötedeki Üsküdar'da Doğancılar'a indiği söylenen Hezarfen Ahmed Çelebi’nin hikayesi filmlerden kitaplara her yerde işlenip bir fenomene dönüştü.

Havacılık tarihimizin de başlangıcı sayılan bu deneyim için kaynaklarda var olan tek belge ise Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi. Evliya Çelebi Hezarfen’in uçtuğunu bizzat görüp durumu şöyle anlatmış:

“Okmeydan'ın minberi üzere, rüzgâr şiddetinden kartal kanatları ile sekiz, dokuz kere havada pervaz ederek talim etmiştir. Badehu Sultan Murad Han Sarayburnu'nda Sinan Paşa Köşkü'nden temaşa ederken, Galata Kulesi'nin taa zirve-i belâsından lodos rüzgârı ile uçarak, Üsküdar'da Doğancılar meydanına inmiştir.”

Pierre Desforges  (1772)

Pierre Desforges 1723 yılında doğduğu tahmin edilen bir din adamı. Hayatı boyunca Fransa’da birçok tartışmanın odağında olan Desforges, rahiplerin evlenip çocuk yapmasını ve hristiyanlıktaki birçok uygulamanın o günün toplumuyla uyuşmadığını düşünüyor ve kimi reformlar öneriyordu. Fakat bu öneriler saygıdan çok tepkiyle karşılandı ve bir yıl boyunca Bastille’de hapis yattı.

İşte bu hapis günlerinde Desforges bu kez uçmayı kafasına taktı ve Bastille avlusunda sıkça gördüğü kırlangıçlardan yola çıkarak birkaç tasarım çizdi. Hapisten çıkar çıkmaz da bu amacını gerçekleştirmek için işe koyuldu. İlk birkaç denemesi başarısızlıkla sonuçlansa da sonunda 6.1 metrelik kanat genişliğinde ve 1.8 metre uzunluğunda kendi deyimiyle bir “uçan gondol” yaptı. Birkaç köleden mekanizmasını taşımak için yardım aldı ve klisesinin epey yakınındaki gözlem kulesi Tour de Guinette’in tepesine çıktı. Bu olayı gözlemleyen Baron von Grimm iplerle kölelerin kanat çırpan Pierre’i tuttuğunu aşağıda büyük bir köylü kalabalığının olduğunu ve din adamının biraz havalanmasıyla kölelerin korkup kaçtığını, Pierre’in de yere düşerek kolunu kırdığını bildirmiş. Ayrıca bir not olarak da “büyücü sanılıp yakılmadığına şükretmeli” demiş.

Çilingir Besnier (1678)

Yine Fransa’dan bir örnekle devam edelim. Sable’da yaşayan bir çilingir olan Besnier, bir gün kilitleri bir kenara bırakıp uçmaya karar vermiş. Yukarıda adını andığımız Desforges’dan daha mantıklı olan ve işin matematiğini çözen Besnier her biri iki kanat takılı olan omuzların üzerine yerleştirilmiş iki ahşap çubuktan oluşan bir aparat tasarlamış. Günümüze ulaşan çizimlere göre bu aparatın bir kısmı ayaklara da bağlıydı. Bu durum da dönüşümlü olarak çekip katlanmış kanatları sallamaya yardımcı oluyordu.

Besnier yüksek bir yerden deneme yapmamış sadece kısa mesafelerde, sandalyelerden, masalardan, pencere pervazlarından ve nihayetinde tezgahların üst katlarından atlayarak uçmuş. Fakat birkaç başarısız denemenin ardından uzun menzilli hiçbir uçuşa kalkışmamış ve hayatını tehlikeye atmamış.

Marquis de Bacqueville (1742)

Bacqueville 1680 ile 1760 yılları arasında yaşayan ticaretle uğraştığı için hali vakti yerinde olan bir insanmış. Uçmakla ilgili hiçbir deneyimi olmayan bu adam 62 yaşındayken Seine Nehri’ne bakmış ve kendi kendine “ben nehrin öteki tarafına uçarak geçeceğim” demiş.

Paris’teki kendi konağında çalışmalara başlayan Bacqueville başlangıç noktası olarak da kendi terasını seçmiş. Toplamda 183 metrelik mesafeyi uçarak geçmeyi kafayı takan adam geliştirdiği bir kanat sistemiyle çatıya çıkmış.

Bu denemeden haberi olan Paris halkı büyük bir kalabalık oluşturmuş ve heyecanla beklemeye başlamış. Hem el hem de ayaklarına bağlı kanatları yavaşça çırparak bir süre havada süzülen Bacqueville aslında başlangıçta hiç de fena değilmiş. Bahçelere doğru süzülürken başaracakmış gibi gözükse de nehre yaklaşınca alçalmış ve bir güvertenin mavnasına çarparak yere düşmüş. Bacağı kırılan Marquis uçma sevdasından da vazgeçmiş.

João Torto (1540)

Portekiz küçük bir Avrupa ülkesi olmasına rağmen havacılık konusunda epey eski bir tarihe sahip. Ortaçağ’dan itibaren başlayan denemelerin yanı sıra dünyanın ilk hava müzesi de 1909 yılında Portekiz’de açılmış.

Bununla birlikte 16. yüzyıla dayanan ve neredeyse tüm Portekizlilerin bildiği kişisel bir uçma denemesi daha var.

Joao Torto gerçek bir Rönesans insanıydı. Hem sanatla uğraşıyor, hem esnaflık yapıyor hem de sertifikalı olarak şifacılık yapıyordu. Bunların yanı sıra ayrıca astrolog, berber ve öğretmen gibi mesleklerle de haşır neşirdi. Ve bir gün uçmaya da karar verdi. Yine kendi icat ettiği bir aparat ile iki adet kemer bezi örtülü bir kanat geliştirdi. Kafasına kartal şeklinde bir kask taktı ve 20 Haziran 1540’ta St. Mateus meydanındaki katedral kulesinden büyük bir kalabalığın önünde atlayarak denemesini gerçekleştirdi.

Bir süre süzüldükten sonra yakınlardaki bir şapele düşen Torto kaskının da yüzünden kayıp görüş mesafesini kapatması nedeniyle dengesini sağlayamadı ve çarpmanın etkisiyle hayatını kaybetti. Bugün adı Portekiz’in birçok noktasında anılmaya devam ediyor.