Mobilemenu
Profile

Vahşi Canlıların Hayatını Birebir Yaşayan Adam

Belgesellerde ya da haberlerde sıkça doğal yaşamın içinde bulunan hayvanların hayatına tanık oluruz. Birbirini parçalayan ya da günlük yaşamıyla evlerimize konuk olan canlılar hep bir dışarıdaki hayat, yani doğa hayatı hissi yaşatır. Onlar bizim kent ya da modern yaşamımız dışında ilkel bir hayatı yaşarlar ve biz de kamera ya da makinelerle onların hayatını filme çekeriz.

Charles Foster bizim gibi bir insan değil. Evet, o da hepimiz gibi vahşi hayatın işleyişine meraklı orada olup bitenle ilgili bir şeyler yapıyor ama bunu biraz uç noktalara taşıyor. Charles doğal yaşamın nasıl olduğunu birebir anlamak için oldukça deneysel bir yönteme başvurmuş ve basitçe şöyle yapmış: Vahşi canlılar gibi yaşamaya başlamış!

Hiç abartmıyoruz! Solucan yemiş, toprakta uyumuş, ona zarar verebilecek hayvanlarla karşılaşmış ama bir kitaba dönüştürmek için çırpındığı deneyiminden uzun süre vazgeçmemiş.

Oxford Üniversitesi’nde akademisyen olan Charles, delilik ile dahilik arasında gidip gelen bir yapıya sahip. Bu kitabı için daha ziyade porsuk gibi yaşayıp beslenmeyi seçen Charles arada gördüğü hayvanları taklit de ederek bu deneyimi çok başka noktalara taşımış

Koklamalar, ulumalar vs ile vahşi bir canlının tüm özelliklerini yaşamaya uğraşan Charles yaban hayatın tüm koşullarını yerinde yaşamış. Çamurda uzanan, ağaçlara tırmanan ve bir süre dört ayak üstünde yaşayan sıra dışı bilim adamı bu macerayı haftalar boyunca sürdürmüş.

Sonunda ise ortaya tüm bunların uğruna yapıldığı kitap çıktı: Be Be A Beast. "Sheffield'daki bir banliyö evinde büyüyen bir çocuktum, bahçemde bana bakan bir kara çiçek vardı.”  İlham noktası için çocukluğundaki bu hatırayı gösteriyor Charles. “O çiçek hemen yanıbaşımızdaydı ama kendi içinde bambaşka bir yaban hayatı vardı. Onun hayatını merak ettim ve bir çiçek gibi yaşamak nasıl olurdu diye düşündüm.”

Görece daha sakin bir eğilim olan bitkilerin yaşamını merak etme durumu yıllar içinde büyümüş ve vahşi doğanın parçası olan canlılara kadar uzanmış. “Hepimiz aynı dünyadayız ama bu dünya içinde bambaşka ve bizim yaban dediğimiz hayatları deneyimleyen canlılar var. Evet, onları her gün televizyonda görüyoruz ama hayatlarını, nasıl yaşadıklarını gerçekten biliyor muyuz? Kesinlikle hayır.” diyor Charles.

Charles’ın belgeselcilere özel bir gıcığı var özellikle de İngilizlerin meşhur gezgini David Attenborough’a. “O bize sadece hayvanların neler yaptığını falan gösterdi. Ama ne bir solucanı yediğine tanık olduk ne de bir başka canlının koynunda uyuduğuna. O sadece “bakın böyle şeyler oluyor” dedi. Ama onlar gibi yaşamanın ne demek olduğunu hiçbir zaman merak etmedi.” Gerçekten de sıra dışı bir insan Charles ve hem bu öfkesi hem de merakı işini kolaylaştırmış ve istediğini alıp bir kitaba dönüştürmeyi başarmış.

Kitabı için sadece memleketi İngiltere değil, Galler, İskoçya gibi yerleri de ziyaret etmiş ve bir süre gözlemlediği canlıların hayatını aynen onlar gibi yaşamaya çalışmış. En zorlandığı yerler ise karalar değil sular olmuş:

“Bir keresinde su samurlarını inceliyordum ve aynen onlar gibi yüzerek seyahat etmeye çalıştım ama kıştı ve İskoç suları inanılmaz soğuktu o yüzden bunu sadece bir süre yapabildim.”

Charles nihai amacını ise çok net bir şekilde açıklıyor. “Yaban hayatını yaban hayvanlarını hepimiz görürüz. Ama önemli olan ve eğer mümkünse onlarla anlaşmamızı sağlayacak şey duyumsamaktır. Bunun için de bir süre de olsa onlar gibi yaşamamız şart. Benim yaptığım da sadece bu.” Koltuğunun altında bir kitaba dönüştürdüğü deneyimiyle hınzırca gülümseyen Charles ekliyor: “Henüz bu iş bitmedi. Sırada başka ülkeler hatta kıtalardaki yaban hayatını deneyimlemek var.”