Mobilemenu
Profile

Modern Çağın Koşu Tanrısı: Yiannis Kouros

Ultramaratonla ilgileniyorsanız Yiannis Kouros adını duymuşsunuzdur. Duymadıysanız kusura bakmayın ama bu sizin ayıbınızdır! Bu ayıbı, sporla ilgilensin ya da ilgilenmesin, Kouros’u tanımayan herkesin paylaştığını da bilmelisiniz! Aynı dönemde futbolda üç Dünya Kupası kazanan Pele’yi yeryüzündeki milyarların çoğu tanıyor; bugün herkes Usain Bolt’a hayran; LeBron James’in yaptıkları ağızları açık bırakıyor… Bu isimler ve aklınıza gelecek tüm yıldızları bir kenara koyun; karşılarına da Yunanistan’ın dünyaya armağan ettiği Yiannis Kouros’u yerleştirin. “Komşi” atletik performans açısından hepsini ezip geçecektir! Anlatalım…

Önce rakamlar konuşsun, sonrasında detaylar: Yiannis Kouros, 1983 ile 1998 arasında koşabildiği kadar koştu. Mesafe ve zaman yarışlarında her şeyi kazandı. Katıldığı 43 ultramaratonda rekor kırarak altın madalyaya ulaştı. 100 mil, 1000 kilometre ve 1000 mil koşularında arazi ve asfaltta dünya rekorları kırdı. 12, 24 ve 48 saat ile 6 gün yarışlarında da… Üstelik bu rekorları hâlâ yerinde duruyor. Bırakın bir koşucunun bu rekorları kırma ihtimalini; derecelerin yanına yaklaşabileni bile yok. Düşünün; 1987’deki 1060 kilometrelik Sidney-Melbourne yarışında, rakiplerine 12 saat avans verilmesine rağmen o yine birinci olmayı bilmişti…

Yiannis Kouros, koşu dünyasına tam anlamıyla gökten zembille inmiş bir isim. Antik maratonun atası Pheidippides’in, Atina’dan Sparta’ya olan 246 kilometreyi 36 saat içinde koşup koşamayacağını test etmek için düzenlenen 1983’teki 246 kilometrelik ilk Spartathlon koşusuna kadar onu kimse tanımıyordu. Dahası; Kouros o güne dek maratondan uzun bir mesafe koşmuş değildi. “Maratonda daha hızlı koşamıyordum, ama yarış bittikten sonra da koşmaya devam etmek istiyordum” diyen Yunan efsane, Spartathlon’a kayıt süresi dolduktan sonra başvurabilmiş; bu epik koşuda bir Yunan atletin bulunması organizasyon komitesi tarafından uygun bulunduğundan da yarışa kabul edilmişti. Zaten Kouros, favorileri de tehdit eden bir isim değildi.

Sonradan, “Pheidippides’in Varisi”, “Koşan Altın” gibi lakaplar alacak; hatta yarışı 21 saat 53 dakikada bitirdiğinde, varış noktasındaki hakemleri uyandırmak zorunda kalacaktı! Saat sabahın 5’iydi, en yakın rakibine 3 saat fark atmıştı ve kimse onun veya bir başkasının bu kadar erken finişe varmasını beklemiyordu.  Dünyanın en iyi koşucuları onun arkasında nal toplamış; sansasyon seven bir gazeteci Kouros’u motosiklete binerken gördüğünü iddia etmiş; altın madalyası ancak uzun bir süre sonra ona teslim edilmişti. Sonrasında üç kez daha Spartathlon’a katıldı ve hepsini kazandı. Üstelik dereceleri bugüne kadar yapılan yarışların en iyi dört derecesi olarak en tepede duruyor!

“Diğerleri yorulunca dururlar. Ben durmam” diyordu Kouros, sırrını soranlara. “Durmak isteyen bedenimle devam etmek isteyen aklım savaşa girer. Bedenime yorgun olmadığını söylerim, o da beni dinler.” Kouros’a inanamayan, belki de inanmak istemeyen organizatörler, onu önce 1984’te Avusturya’da üç günlük bir koşuya davet eder. 320 kilometreyi 23 saat 16 dakika 15 saniyede koşar, rakiplerine yine saatlerce fark atar. Koşu dünyasının onu kabullenebilmesi ancak aynı yıl New York’taki 6 gün koşusuyla olur. Kouros sadece 24 saat koşup bu alandaki dünya rekorunu kırma amacıyla gittiği New York’ta, koştukça koşar ve yarışı kazanır. Üstelik tam 16 dünya rekoru birden kırmıştır! Rekorlarından bir tanesi tam 96 yıldır kırılamıyordu, ama hem o, hem de koşu dünyası Kouros’a dayanamamıştı. Sonrasında da rekorlar, inanılmaz dereceler, rakiplere atılan akla sığmayan farklar gelir. Mesafeler sürekli artıyordu; 10 gün 10 saat 30 dakika ve 35 saniyede tam 1000 mil koşarken ilk dört gün hiç uyuyamamıştı. “Bedenim ölü gibi olmuştu. Her gün ya duracağımdan korkuyordum ya da büyük bir heyecanla koşuyordum” diyen Kouros, ülkesinde yeterli ilgiyi görmediğini düşünerek, Avustralya’nın davetini kabul edip bu ülkenin vatandaşı oldu ve oraya yerleşti. 1997’ye kadar 24 saat koşu rekorunu 300 kilometreye çıkartmak için denemeler yaptı ve Canberra’daki Sri Chinmoy 24 Saat Koşu Yarışı’nda, 400 metrelik tartan pistte yüzlerce tur atarak bunu başardı. Tam 303,5 kilometre koşmuştu. Derecesini de, “Bu rekor yüzyıllar boyunca kırılamayacak” diyerek kutsadı.

Yiannis Kouros, zor bir çocukluk geçirmişti. Babası, onun kendisinden olduğuna inanmadığı için Yiannis’i hor görmüştü. Annesi ve kardeşleri de tarafından kucaklanmamış, daha çocukken atletizm pistlerinde mutluluk aramıştı. O sıkıntılı ve kalp kırıcı dönem, ona güçlü ve dayanıklı olmayı öğretmişti. “Kötü olaylar karşısında kapılacağınız çaresizlik ve umutsuzluk, o an tahmin etmediğiniz gizli güçlere dönüşebilir. Bunu değerlendirmek sizin elinizde” diyerek hayatın kendisine getirdiği zorlukları nasıl aştığının sırrını açıklıyor. Ve bir küçük not: 13 Şubat günü 60 yaşını kutlayan Yiannis Kouros, hala koşmaya devam ediyor!

Ultra maraton efsanesi ile yaptığımız röportaj için tıklayın.