Mobilemenu
Thumb ARB

Ali Rıza Bilal - Celtman Yarışı Raporu

Buz gibi suda  ve bilmedigimiz denizanalari içinde 3.5km yüzme

Yagmur ve rüzgar altinda 200km bisiklet

Cila olarak 38km dag maratonu.

Iste buna CELTMAN diyorlar.

Extreme triatlonlarin üçlemesinden en eski iki tanesinden biri olan Celtman'i bitirdim. Bitirdim ama nasil bitirdim gelin bir de bana sorun. Emdigim ve emmedigim sütler burnum dahil her yerimden gelirken vücudumu ve beynimi nasil zorladigimi yazimda okuyabilirsiniz.

Geçen yilki Thor maceramdan sonra extreme triatlonlara iyice sarmis durumdayim.Adrenalin ve acinin insana zevk verdigini ,alisanlik yaptigini hepimiz biliyoruz.  

Bende o kervana katilali yillar oldu zaten. Devamli kendimi daha nelerle sinayabilirim derken geçen yilki Thor maceramdan sonra extreme triatlonlara iyice sarmis durumdayim. Adrenalin ve acinin insana zevk verdigini ,alisanlik yaptigini ve bana iyi geldigini fark ettim. Durum buyken bu sene 4. kez Norseman kurasina, ilk defa Celtman ve Patagonman kuralarina girdim. Norseman tabii ki yine çikmadi. Celtman çikinca hemen atladim.

Mental olarak en zor olan sey aylar süren çalismalar aslinda. Bakmayin yarisin o kadar zor oldugina. Yarista ne kadar 10 yas yaslanmis görünsemde zevk aliyorum. Nasil zevk aldigimi yazinin ortasinda anlayacaksiniz.

Celtman'de maraton kisminda 2 dag zirvesi geçisi var. 18.km den sonra yaninizda asistan kosucu olmasi mecbuiyeti var. Zira 3.5km soguk sudan çikip 200k bisiklet pedalladiktan ve 18k azarzide kostuktan sonra "bu adamlar ordan burdan uçmasin dagdan asagi düsmesin" diye yaninizda asistan arkadasiniz ile kosmaniz mecbur tutulmus. Ben de asistan olan sevgili arkadasim ayni zamanda outdoor tutkunu, fotografçi, doga asigi, kte sürfçü, triatlet yani tam teçhizatli kameraman Cevat misali Dinçer Sertkaya ile gitmeye karar verdim. Sagolsun o da gelmeyi çok istedi. Hatta birlikte Istanbulda antrenmanlar yaptik arazi yarisi kostuk. SwimRun Akyaka etaplarini birlikte kostuk.

Iskoçya'nin Kuzeyinde Torridon köyünde baslayacak yaris oranin yaylasi, yani filmlerden duydup isittigimiz Highland. Aklima hep Christopher Lambert ve Sean Connery'nin oynadigi fantastic film Highlander geliyor, acayip heyecanlaniyordum. Ayrica 1992 yilinda Kürek dalinda Dünya üçüncüsü oldugum ülkeye 26 yil sonra gidip bambaska bir sporda yarisacak olmanin heyecani da vardi.

Her ne kadar rakim daglarda 1000 metreler civarinda olasa da o bölgenin kutupa yakin olmasi sanki 2bin metre rakimdaymis hissiyatini ve cografik özelliklerini veriyor.Hal böyle olunca heryer yemyesil, sulak, yagmurlu ve bulutlu.

Sabah 01.30 da kalkiyoruz odundan yapilmis kulübemizde.Canim karim Göksu diger asistanim. Bakmayin asistan dedigime Göksu da Dinçer de beni ceplerinden çikarabilecek sporcular.Karim benden daha iyi bir kosucudur mesela. Ayrica Ironmandir. Dinçerin yeteneklerini saymakla bitiremem.Ama bu serüvende bana asistanlik yapiyorlar. Bu seferlik böyle.

Göksu'nun hazirladigi kahveyi içerken fistik ezmeli ekmeklerimi yiyorum. Sonra geceden yükledigim arabamiza atlayip  sagdan sagdan gidip :-)  17k ilerdeki T1 yani yüzmeden çikip bisiklete bincegimiz noktaya hareket ediyoruz.

Bisikleti yerine yerlestirip hazirlanmaya basliyorum.Önce vücuduma Göksu aci biber özünden yapilmis isitici yagi sürüyor.Bunu önceden denedim vücudu bayagi isitiyor. Sonra wet suiti giyiyorum. Boynuma ve özellikle suratima vazelin sürüyoruz soguga,sürtünmeye ve deniz analarina karsi.

Deniz anasinin içindeki halkalar bizim yarisin logosu. Meger yüzecegimiz yer bunlarla doluymus. Hatta uyariyorlar 2 cins daha var su anda pek yoklar ama nadirende olsa görülürler.Bu bilgiyi önceden de almistim zaten. 

Baslangiç için otobüslerle bizi ileri götürüyorlar. Bildiginiz su kenari tarla. Mesaleler yaniyor. 2 tane dev Celtman logosunu yakiyor alevler içinde yanarken Kiltlerini giymis Iskoç davulcularu ve gayda nabzi hizlandiran ritimler çaliyorlar.Herkes heyecan içinde. Zaten sakin olmak elde degil. Dünyanin dört bir yanindan seçilmis akli kit bizler denizanalari ile dolu buz gibi suda 3.4k yüzmeye baslayacagiz sabahin 5inde.

Yaris hatirasi foto çekildikten sonra haydi suya diyorlar.Gel gitden dolayi midye ve yosunlarin arasindan agir agir suya yürürken Kiltli Iskoçlar agir agir trampet çaliyor. Sanki infaza gidiyormus hissi uyandi bende. Kardesim alt tarafi yüzecegiz infazda nerden çikti simdi.....

Su soguk ama bekledigim kadar degil. Belki de son 2 aydir devamli olarak soguk su ile dus almamdan kaynakli alistim, bilemiyorum.Düdükle birlikte suyun içinden start aliyoruz.Hizli degil ama çok yavasta olmayan bir tempoda bsaliyorum.Önce bir kaç kisi ile bogusup kendime buldugum bir açikliktan ilerlemeye basliyorum. Tempom kendimce iyi. Her 3,4 kulaçta bir kafami göz hizasina kaldirip kerteriz aliyorum. Önce bir adayi dönüp içeri dogru ilerleyip sonra ikinci adanin önünden ana karaya dönüp çikacagiz. Nerde bu denizanalari diye düsünürken tek tek basliyorlar karsima çikmaya. Bildigimiz Marmarada Egede olanlar bunlar.Tanidik yani. Bazilarinin içi sari turuncu iç içe geçmis halkalardan var. Iste bunlar vurursa fena çarpar.Ufakken bogazda yüzerken çok çarpmisti beni. Su soguk oldugundan yarismacilarin %90 indan fazlasi eldiven ile yüzüyor Ben de eldiven ile yüzenlerdenim.Eldivenlerim elimden çikmasin diye cirt cirt bant bile diktim. Ancak sag elimin parmaklari su doluyor ve her kulaçta hem agirlik yapiyor hemde kulacimi bozuyor Çok sinir bozucu. Bunla ugrasirken sol yanagim ve dudaklarim aci içinde kaliyor. Inanilmaz bir aci içinde irkiliyorum. Hay Lanet buldu bir denizanasi beni. Ama ben onu göremedim Sanirim nefes alirken saga döndügümden çarpti. Aci içinde yüzmeye devam ediyorum Bir yandan sag elimin parmaklarini yerine oturtmaya çalisirken simsiyah su çinde bir canli görüyorum O an kendimi uzay boslugunda garip bir yaratikla burun burunaymis gibi hissettim.Hayatimda görmedigim igrenç bir denizanasi upuzun sasvar kollari ile  tam karsimda.Panikle kaçmaya çalisirken su yutuyorum ve bacagima kramp giriyor.Buz gibi suguk suda alisilmisin disinda bir hareket yapmak krampa yol açar.Hemen yön degistiriyorum Çok dikkatli suyun içini tarayarak yüzüyorum.Ilk adanin ortalarina geldigmde artik deniz analari biraz seyrelmis durumda. Bir oh çekecekken yine sol yanima uzayli yaratigin kollari yapisiveriyor.

Allahim ne aci ya. Hem de ayni yere. Korku ve panikten tekrar su yutma ve kramp silsilesini geçirip devam ediyorum.Resimdeki canli le bir anda hele ki nabzinin yüzmeden ve soguktan yukarilardayken gördügünüzdeki panik çok fecii.

Haydi ARB devam diyorum.Su anda Dünyada bunu yapabilen 250 kisinin içindesin. Etrafimdeki bir sürü es dost arkadas, hatta triatlet bunu yapmaya yeltenmezken, ve sana deli gözüyle bakarken sen buradasin. Allahim diyorum sükürler olsun ki yapabiliyorum. Yapabilme, basarabilme duygusu ile doluyor tüm benligim. Kulaçlar devam ederken ikinci adanin dönüsünü görüyorum. Uzakta ana karada birikmis kalabalik var. Iste bitis orasi. Ancak nedense baktigimda net göremiyorum. Gözlükte bugu yok. Içinde su da yok. Nedendir anlamiyorum. Yüzmeye denizanalarinin içinden geçmeye devam. Her 3 kulaçta bire indiriyorum karaya bakmayi dümdüz gidebilmek için. Ancak net görüs alamiyorum. Derken dip birden yükseliyor. Deniz analari kesiliyor elim yere deyip kalkarken basim dönüyor. Bir anda Dinçeri görüyorum tut beni diyorum dengem bozuk. Sagolsun koluma yapisiyor. O esnada Iskoç gaydasini ve davullari duyuyorum. Oh be diyorum sudan 2 kursun yemis olarak ama bu sefer hipotermiye girmeden çikmayi basardim. Basarma doga ana le paralel seyiredebilme duygusu içimi kapliyor. Zira hiçbir zaman dogayi yenme güdüsüyle çikmadim araziye. Onunla paralel olabilmek onu dinlemek lazim. Yoksa ilerlemeye çalistigimiz ince çizginin öbür tarafina geçmemiz an meselesi.

Hizli adimlarla bisikletimin oraya dogru ilerlerken bir yandan wet süitimi eldivenlerimi çikariyorum. Hemen bisikletimin önünde Göksu sezlongu açmis -Askim harikasin çok iyi çiktin sudan diyor. Titrerken sagol iyiyim ama 2 defa deniz anasi çarpti. Ve su an dengem bozuk diyorum.

Bir yandan soyunup kurulanirken bir yandan giyinmeye çalisiyoruz. Islak vücuda titrerken bir seyler giymek hele ki zamana karsi çok zor. Dinçer bir yandan çekim yapip giyinmeme yardimci olurken Göksu da daha önceden hazirladigi sicak çorbayi veriyor. Gerçekten iyi akil ettik çorbayi.

Hava o anda güzel. Yagis yok. Uzun tayt, içlik ve kislik bisiklet ceketimi giyip, ayakkabilarima cover takip, kafama bere ve kaski taktiktan sonra uzun eldiven takip T2 çikis noktasina dogru kosar adim gidiyorum. Giderken karimdan bir sans öpücügü alip Dinçer’e de sariliyorum. 

Basim hala dönüyor. Anlamiyorum neden. Ya soguk suyun etkisi, yüksek nabiz ile birlikte 1 saattir yatay hareket eden vücut birden sudan çikip dikey pozisyona geçince tüm kan asagi hücum ettiginden midir nedir anlayamiyorum. Daha önce hiç bu kadar olmamisti. Bisiklette ilk 15/20km bas dönmesi gözlerimin bir türlü netlesmemesi ile ugrasiyorum. Bisiklette yalpa yapmiyorum ama kafam bulanik. Ancak 20km civari geçiyor. Bu esnada sol yanigim ve dudaklarim cayir cayir. Lanet denizanalari. Ne kadar sürecek acaba yanma?

Derken neredeyse yaris sonuna kadar dinmeyecek meshur Iskoç yagmuru ve  rüzgari ile tanisiyorum Önce isil isil baslayan yagmur yer yer saganaga dönüsüyor. Asistan arabalarimiz bizi çok az takip edip gazlayip aramizdaki konusmaya göre 30-40km ileri gidip bekliyorlar. Durdugumda Dinçer 

–bro çok islak degilsin diyor.

Aslinda sirilsiklamim ama siyah ceketten belli olmuyor. Agzima bir seyler tikistirmakla mesgul oldugumdan cevap veremiyorum ve yoluma devam ediyorum. En büyük hatayi burada yapiyorum. Islak halde devam edip rüzgarla birlikte midemi üsütüyorum. Ilk 100km hedef gücüm ve süratimde giderken 100kmyi geçince üsüme ve halsizlik basiyor vücudumu. Ister istemez gücüm ve süratim iyice düsüyor. Arabayi gördügümde isaret edip duruyoruz. Dinçere 

-bro çok üsüdüm yagmurluk lazim diyorum. 

Ikinci hatam ise bisiklet için yeterli malzeme getirmemis olmam. Özellikle bisiklette giydigim daha strech yagmurlugumu unutmusum Checklistin önemi bir daha önem kazaniyor. Ben hava durumuna bakip çok kötü olmadigina kanaat getirip çok yedek almamistim. Büyük hata. Bir dahakine 2 bavul gidecegim diyorum içimden. Bu arada bazi Iskoç ve Kuzeyliler kisa kollu taytla yaristiklarini görünce insanin morali bozuluyor.

Dinçer hemen üstündeki yagmurlugu çikarip bana veriyor. Devam ederken yagmurluk rüzgari kestigi için biraz isitiyor beni ama midem artik hiç bir seyi almiyor. Özellikle jel, bar gibi tatli seyleri. Her durusumda tuzlu kraker, tuzlu fistik, pringles yiyebiliyorum.

Bisiklet parkuru çok zor degil. Rolling parkur dedigimiz devamli inisler çikislarla dolu. Bu sayede sikilmiyorsunuz. Doga ise büyüleyici sekilde güzel. Extreme triatlonun güzelligi iste burada. Belki turist olarak bile gidemeyeceginiz yerlere gidip hem görüp hem yarisiyorsunuz. Yemyesil yaylalar, agaçlar, koyun sürüleri hatta geyik sürülerinin bile içinden geçtik. Ben en son geyigi Bolu da dagda ve hayvanat bahçesinde görmüstüm. Sürü olarak görmek her insana da nasip degildir ülkemizde.

Kosu da iki parkur var. High Route ( yüksek rota ) 42km ve 2 tane dag zirvesinden geçiyor. Low Route ( alçak rota -ki yüksek rotaya göre alçak ) 38km ve arazide daha çok gidiyorsunuz. Aslinda kosu kosu degil dag maratonu. 2 rota olmasinin sebebi su. Eger hava bozarsa yüksek rota tehlikeli. B plani olarak alçak rotayi da olusturmuslar. Ögleden sonra saat 16:00 ya kadar yüksek rota girisine gelemezseniz alçak rotadan devam etmeniz gerek.

ARB Blog üzerinde raporun devamını okumak için buraya tıklayın.