Mobilemenu

İP ÜSTÜNDE DÜNYA REKORU: THEO SANSON

İlk sayısını Şubat ayında çıkaran Outdoor Fitness Türkiye dergisine konu olan isimlerden biri, Kasım ayında slackline sporunun highline dalında dünya rekoru kıran Theo Sanson'du. Sanson ile yapılan röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Öncelikle; Slackline nedir?

Slackline’ın kelime anlamı gevşek bir hat. Amerika Yosemite Vadisi’ndeki tırmanıcıların 1970’lerin ortalarında zaman geçirmek için ağaçlar arasına ip gererek üzerinde yürümeye başlaması ve bu faaliyetin tırmanış dengesini arttırıp, bütün vücudu çalıştırmada çok olumlu katkısı olduğunun keşfedilmesinden sonra slackline popülerleşiyor. Tricklining, freestyle slacklining, yoga slacklining, urbanlining, longlining, waterlining, highline olmak üzere pek çok çeşidi var. Sorularımızı yanıtlayan  Theo Sanson ise 2015 Kasım ayında Utah’ta tırmanıcıların favori bölgeleri arasında yer alan Castleton Kalesi’nde, highline dünya rekoru kırmış slackline sporcusu. Highline ise yerden metrelerce yükseklikte, genellikle kanyonlar ve dağlardaki yüksek kaya bloklarının aralarına gerilen iplerle gerçekleştirilen bir slackline çeşidi.

Slackline sporuna nasıl başladın?

Slackline’a 23 yaşımda sadece eğlence amaçlı başladım ve yaptıkça bendeki iyileştirici etkisini keşfettim. Ve o zamana kadar aldığım en ciddi yarayı iyileştirme amacıyla daha da fazla sarıldım bu alana. 

İlk slackline deneyiminden bahseder misin?

İpin uzunluğu ve yüksekliği ne kadardı? Yerden ilk yüksekte olduğun anda hissettiklerini hatırlıyor musun? Dün gibi hatırlıyorum. 5 metre 20 cm uzunluğunda, cehennem üzerinde gerili bir ipti sanki. İpte yürüyenlere baktığımda o kadar da zor görünmüyordu aslında, ancak denemeye kalktığımda, diğer sporların hiçbirinde yaşamadığım zorluğu yaşadım. Tekrar tekrar ip üzerinde ilerlemeyi denedim, dakikalar geçtikçe vücudumun koordinasyonu çok daha iyi anladığını ve beynimin ne yapmam gerektiğini daha da iyi hissettiğini kavradım. Biraz daha zaman geçtikçe, ayaklarıma akupunktur yapılıyormuş gibi hissettim, tek kelimeyle şaşırtıcıydı; omurgam çok daha dikti, beynim ise çok daha açık. 

Bir slackline çeşidi olan highline alanında, 2015 Kasım ayında Utah’taki Castle Vadisi’nde bulunan Castleton Tower gibi büyüleyici bir alanda 500 metrelik bir ip üzerinde yürüyerek dünya rekoruna imza attın.

Evet, bu şimdilik bir dünya rekoru. Bir önceki rekor 477 metrelik bir iple İsviçre’de Samuel Volery’a aitti. Onun hemen öncesinde 469 metrelik iple Nathan Paulin, Danny Mensik rekorun sahipleriydi. Ancak ben rekoru çok da önemli bulmuyorum. Bir rekor kırılsın ya da kırılmasın, bütün ekip arkadaşlarınızın da desteğiyle seçtiğiniz bölgede gerdiğiniz ipin üzerinden yürüyebilmeniz asıl başarıdır. Arkadaşlarla yıllar boyunca ip germek üzere yaptığımız geyiklerden sonra gidip sadece dört gün içinde ipi gerip hayalimizi gerçekleştirmemiz, bizim için en anlamlı olan. Highlining sadece bir spor değil, bir yaşam biçimi; bu yüzden bu spora aynı zamanda biz highlife diyoruz. 

Rekoru kırdığın bu bölgeye nasıl karar verdin? Bu bölgede seni en çok çeken ne oldu? Biraz hazırlık sürecinden bahsedebilir misin?

Arkadaşlarımdan Andy bana kalenin fotoğrafını gösterdi ve tepkimiz “E hadi gidelim o zaman!” oldu. Sonrasında da ekibi, donanım ve malzemelerimizi toparlayıp yola çıktık zaten. İlk gün hazırlığı; kocaman bir sırt çantasıyla geleneksel tırmanış, yüklerin taşınması ve ipin gerilmesi dahil 20 saat sürdü.

Bu sporda ipin gerilme sürecinin çok daha meşakkatli olduğunu okuyoruz.

Başlangıçta, olduğundan çok daha zor geldiği kesin, evet; çünkü yeniyseniz neredeyse her şey bir korku faktörü haline gelebilir. İpi gererken, kullandığınız malzemelere ve becerilerinize güvenmeniz de çok önemli. Zaten bir süre sonra tüm süreç otomatiğe bağlanıyor. İpin gerilmesini ekiple beraber gerçekleştirdik. Kaleye tırmanırken, bu bölgenin yakın zamanda slackline için uğrak yerlerden biri olacağını biliyordum, bu yüzden tepeye tırmanarak erişim için üç adet bolt çaktık. Çok daha fazla zaman ve ekipmanla, bunu çok daha doğal bir yöntemle de yapabilirdik, ancak bu biraz bencilliğe girecekti. 

Hava koşulları ip üzerindeki performansını etkiliyor mu?

Yanından geçen bir kuş ya da ani hava koşulları değişimi gibi tehlike yaratabilecek bir durumla karşılaştın mı? İklim faktörü durumu bazen kâbusa çevirebiliyor. Buradaki önemli nokta, odaklanmak ve yola devam etmek. Bu, öğrenmenin sonunun gelmediği çok uzun bir yol. Kuşların, arıların uçuşu, insanların konuşmaları, kaya tırmanıcılarının ya da base jump sporcularının talihsiz düşüşleri, bunların hepsi de konsantrasyonu dağıtıcı durum ve düşünceler olabilir. Ben ipi gerdiğim zaman, kulağıma müziğimi takıyorum ve her şeyden soyutlanıyorum. Bu anlamda Fransız besteci ve müzisyen Izorel’in bana çok katkısı oldu diyebilirim. 

Ciddi bir yaralanma durumun oldu mu hiç?

Evet, bir tırmanış kazası geçirdim, üç boyun kemiğim kırıldı, felç oldum. Ancak neredeyse iyileştim sayılır.

Bu dünyada istediğin iki nokta arasına ip germe şansın olsaydı, hangi iki nokta olurdu?

Hayal gücünü istediğin kadar zorlayabilirsin. Kafamda ulaşmak istediğim o kadar çok destinasyon var ki yanıt vermem ne yazık ki olanaksız. Hayallerimle ilgili bir şeyler söylemem gerekirse; mesela aktif bir volkan üzerine bir ip gerebilmeyi hayal ediyorum ya da dünyadaki en harika doğal güzellikler ve yapılar üzerine, güvenliksiz, yalnızca paraşütle, ip germeyi. Upuzun bir ip üzerinde 10 kişiyi hayal ediyorum. Neden bir tek ip hayal etmek zorundayız ki? İp uçuşları (ropewings), ip atlamaları, ağlar, ışıklar... Maddi anlamda desteklendiğimiz sürece, ben ve arkadaşlarım dünyadaki en çılgın projeleri üretmeye hazırız. 

Bir sonraki hedefin nedir?

Bu sporu yapan dağ bisikletçisi Kenny Bealey, uzayda bisiklet süren ilk kişi olmak istediğini söylüyor mesela. Bunun gibi çılgın dileklerin var mı? Elbette; dünyada üretilebilecek sonsuz çılgın dilek var, ama ayı ya da güneş sistemini tahrip etmeden önce, bu dünyayı korumaya öncelik verelim derim. Eğer bir gün yaşam alanımızı genişletmek zorunda kalırsak -ki o zamana kadar çoktan ölmüş olurum herhalde- sporu icra ediş şeklimizi geliştirmenin yollarına kafa yorarım gibi geliyor. Slackline’da enerji tasarrufu çok önemli. En basit şekilde, bu sporda ip adeta aynanız konumunda. Kendinizden çıkan enerji, dönüp yine size geliyor ve bir noktada bu geri dönüş çok daha güçlü olup size kuvvetli şekilde çarpabiliyor. Bu yüzden enerjiyi israf etmezseniz her şey çok daha kolay; ancak bunu teknik olarak başarmak işin zor kısmı. Kendinizi kontrol altında tutmak zorundasınız çünkü bunun çok daha iyi olduğunun farkındasınız. İnsanlardan en iyi tarafları almaya çalışıp, kendi içimizde en kötüyle savaşmak işin en zor kısmı. Dünyanın düzeni şu an böyle işliyor; savaşlar savaşı, nefret nefreti, aşk ise aşkı getiriyor aslında. Pozitif tarafları genişletmeye çalışırsak eğer, kötü olan taraflar yavaş da olsa zamanla yok olmayacak mıdır?

Şehirde slackline yapmayı düşünüyor musun?

Teldeki adam olarak anılan Philip Petit’nin New York’taki İkiz Kulelere gizlice ip gererek üzerinde yürüme macerası gibi şehirde yüksek noktalarda ipte yürüme planların var mı? Philip Petit’nin “Fondation Marcel Bleustein Blanchet for Vocation”‘ının bana epey yararı dokundu diyebilirim. Bir gün onunla tanışabilirim umarım. Birtakım şehir projelerim oldu; Brüksel’deki meşhur Atomium'daydım örneğin. Petit’in projesini biz Eyfel Kulesi ile Trocadero arasına 700 metrelik bir ip gererek taklit edebiliriz. Halihazırda çok güzel proje hazırlıklarımız var; ışıklarla, canlı müzik, ateş ve mapping ile…

Gece de ip üzerinde yürüdüğün oluyor mu?

Gözlerimi kapatıp ip üzerinde bulutlara doğru yolculuğa çıktığım çoktur. Favori zamanlarımdan biri de dolunaya karşı yalnız bir şekilde, anı tam anlamıyla kucaklayarak, yapay ışıklardan tamamen arınmış bir şekilde, ip üzerinde ilerlemek. Bu anı hiçbir şeye değişemem sanırım. 

Araştırmalara göre, slackline sporu gelecekte fizyoterapi ve pedagoji alanlarında uygulanacakmış. Sporun beden ve ruh ilişkisini gözettiğimizde mental anlamda getirileri, günlük hayata etkileri nasıl?

Slackline, hayatı görebilmenin metaforik bir yolu aslında. İp üstünde ayakta durmanız ve bununla yüzleşmeniz gerekir. Ne kadar korksanız, düşmek ya da incinmekten çekinseniz de, sadece devam etmek zorundasınız. Denge, hayatın istisnasız her alanında varlığını gösteren, göstermek zorunda olan bir olgu. İşte biz buna slackline da değil, slacklife diyoruz.