Mobilemenu

Yarışlarda Yaşanan Unutulmaz Anlar

Ultra maratonlar ne kadar ciddi ve zor işler olarak görünse de her zaman gülecek ve ömür boyu unutulmayacak anılarımız da oluyor elbette. Yaşananlar belki o anda çok komik gelmeyebilir ama yarış bittikten sonra aklınıza getirdiğinizde gülmeden duramıyorsunuz. Yaşadıklarımın çoğunu o anda hissettiğim yorgunluğa bağlıyorum. Saatlerce ayakta kaldıktan sonra neler gördüm neler? Haydi hep beraber bakalım.

İznik Ultra Maratonu - 2013

Yaklaşık 103 kilometre koştuktan sonra kontrol noktasına yaklaşınca miyavlayan bir kedi gördüm. Kedi insanlardan kaçıyordu ve gönüllü arkadaşlardan biri de kedinin yavruları olduğunu söyledi. 103 kilometre yetmemiş gibi kendime bir de kedi beslemeyi görev edindim! Kedi benden kaçıyordu ama yine de onun peşindeydim. “Kızım hadi gel, biraz peynir ye yoksa içim rahat etmeyecek ama biraz acele et. Önümde daha 27 kilometre var, çok geç olmadan bitirmem lazım bu yarışı” diyerek kediyi ikna etmeye çalıştım ama nafile. Yarışa devam etmeden önce kedinin bulunduğu yere peynir bıraktım. Gittikten sonra arkamdan nelerin konuşulduğunu duymak isterdim. O kadar mesafeden sonra neden bir de hayvanın peşinden koştuğumu anlamakta güçlük çekmişlerdir herhalde. Böyle bir tabloyu açıklamakta ben de zorlanırdım!

Ultra-Trail du Mont-Blanc - 2013

Alpler’de yaklaşık 139 kilometre koştuktan sonra beraberimdeki arkadaşımla istasyondan çıktık ve tırmanışa başladık. Önümüzde 30 kilometre daha vardı, iki gecedir uykusuzduk ve sabaha karşı bitiş çizgisini geçmeyi planlıyorduk. Bir süre tırmandıktan sonra ellerimdeki batonlara baktım ve bir tanesinin bana ait olmadığını gördüm. Alın fenerinin ışığında daha dikkatli bakınca batonların renk ve uzunluklarının bile birbirinden farklı olduğunu gördüm. O kalabalıkta yanlışlıkla başka birinin batonunu aldığımı ya da birinin yanlışlıkla benim batonumu aldığını düşündüm ve hemen istasyona geri dönmek istedim. Halbuki oradan epey uzaktaydık. Düşüncelerimi dile getirdiğimde arkadaşım: “O karambolde kimseyi bulamazsın, yaklaşık 2 bin 500 kişi koşuyor. Nasıl olsa ikinizde de ikişer baton var, en mantıklısı devam etmek” dedi. Sağduyulu bir arkadaşım yanımda olduğu için şanslıydım. Bitişe başarılı bir şekilde ulaştıktan sonra biraz dinlendik. Sonra baton konusunu tekrar gündeme getirdim ve bir de baktım ki iki baton aynı ve ikisi de bana ait! Görüşüne göre gece o yorgunlukta batonları farklı görmüştüm ve kendi batonumu tanımamışım. Yaklaşık 30 saat boyunca uykusuz bir şekilde koşunca beyniniz size türlü oyunlar oynuyor!

Kapadokya Ultra Trail - 2014

Yarışta belli bir süre sonra genel klasmanda birinci gidiyordum ancak birkaç erkek yarışmacının bana yakın koşuyor olabileceklerini de tahmin ediyordum. Bu yüzden beni görmemeleri için alın fenerimi kapatıp ara ara arkama bakarak ilerliyordum. Bitişe 5 kilometre kala arkamda önce ayak sesleri, sonra da konuşmalar duymaya başladım. Nefeslerini resmen ensemde hissediyordum. Arkama baktığımda bana yaklaşan iki fener gördüm. Neredeyse üzüntü ve hırstan ağlayacaktım. Uzun bir süredir yarışı birinci götürüyordum ama bitişe çok az bir mesafe kala geçilecektim! Bütün gücümü toplayıp hızlanmaya çalıştım ama zaten çok iyi tempoyla gidiyordum, yarışı akışına bıraktım. Birden sesler kesildi, durup arkama baktım ancak hiç kimse yoktu. Biraz daha bekledim, kimse gelmedi. Sonra fark ettim ki iki fener ışığı zannettiğim şeyler meğer işaretlerin reflektörleriymiş, lambamın ışıkları reflektörlere vurunca doğal olarak parlıyormuş. Arkamdaki ilk erkek koşucu ben yarışı bitirdikten 20 dakika sonra geldi!

Gördüğünüz gibi en eğlenceli olaylar 100 kilometre koştuktan sonra yaşanıyor, fazlaca yorduğunuz vücudunuz tepkiyi bu şekilde gösteriyor. Uzun lafın kısası o kadar kilometre koştuktan sonra her duyduğunuza ve gördüğünüze inanmamak lazım. Ayrıca kendinizi mantıksız hareketler yaparken bulursanız şaşırmayın!